Yazmak için sıraya koyduğum yazılar, resimler var...
Ama onlardan hiç birini di'il de öyle anlamsızca konusuzca yazmak geldi içimden...
Öylesine sokağa atıp kendini, nereye gittiğini bilmeden yürümek gibi...
Attım kendimi
Tutun beni
Ya da tutmayın en iyisi
Kimbilir belki o kadar hafiflemişimdir ki
Rüzgar kollarına alıp uçurur beni
Barışmışımdır herkesle, herşeyle
Gülüyorumdur,
Kocaman kahkahalarla...
Sevdiklerimin yeni başlangıçları
Umut doldurmuştur yüreğimi
Rengarenk bir balonla yükseliyorumdur göğe...
Güveniyorumdur
İnanıyorumdur
Seviyorumdur
İstiyorumdur
Pazar, Eylül 30, 2012
Perşembe, Eylül 27, 2012
Olmazdı
Sana yazmasam
Senin icin yazmasam
Olmazdi...
Sevmem vedalari
Bir daha gormiyceksem veda ederim...
Uzun bir tecrubenin son ceyreginde bulustuk
Dogru zaman dogru yer dogru insan
Diger bir deyisle elektrigimiz tuttu
Oyle bir elektrik ki
Bazen konusmadan anladik birbirimizi
Bazen bir tek kelimeden roman yazdik
Kimsenin bilmedigi ortak bi dili konustuk cogu zaman
Tipki simdi oldugu gibi
Sen beni biliyorsun
Ben seni...
İyi ki varsin...
Senin icin yazmasam
Olmazdi...
Sevmem vedalari
Bir daha gormiyceksem veda ederim...
Uzun bir tecrubenin son ceyreginde bulustuk
Dogru zaman dogru yer dogru insan
Diger bir deyisle elektrigimiz tuttu
Oyle bir elektrik ki
Bazen konusmadan anladik birbirimizi
Bazen bir tek kelimeden roman yazdik
Kimsenin bilmedigi ortak bi dili konustuk cogu zaman
Tipki simdi oldugu gibi
Sen beni biliyorsun
Ben seni...
İyi ki varsin...
Salı, Eylül 25, 2012
Dolandırıcılık Mesajları
Böyle bir mesaj geldi dün telefonuma; sabit numaradan aradım verilen numarayı.
Mesajın geldiği telefonunuzdan arayın bizi dediler, aramam dedim
Dolandırıcı olduğunuzdan şüpheleniyorum dedim.
Siz bilirsiniz istersek aradığınız numarayı görebiliriz ki biz dediler
Siz kimsiniz ki, yeriniz nerde dedim
Gaziantep'te otogarın üstünde bi'yermiş orası
Kapattım telefonu Pepsi'ye yazdım
Öyle para ödülü falan yok, sadece dakika hediye ederek "Pepsi Yaşatır Seni" diyolarmış.
Hemen cevap geldi.
Ama kimbilir kimleri dolandırdı yine kötü niyetli insanlar,
Tüketicilerimiz zaman zaman kötü niyetli kişiler tarafından, Pepsi ve Pepsi Yaşatır Seni adı kullanılarak farklı telefon numaralarından aranmakta; kampanyada ödül kazandıkları söylenmekte ve ödüle hak kazanmak için kendilerinden kontör göndermeleri talep edilmektedir. Kampanyalarımızda hediye kazanmak için herhangi bir ön koşul, dakika transferi yapılması, para havale edilmesi, TC kimlik numarasının istenmesi ve/veya kredi kartı bilgilerinin istenmesi gibi bir durum söz konusu değildir. Bu talebe karşılık veren tüketicilerimiz kayba uğratılmaktadır. Kampanyamızdan bağımsız olarak gelişen bu dolandırıcılık olaylarının markamızla hiçbir ilişkisi bulunmamaktadır. Bu nedenle tüketicilerimizden Pepsi markasının konunun tamamen dışında olduğu ve benzeri durumlar karşısında savcılığa başvurmaları gerektiğini ifade ediyoruz. İlgili açıklama www.pepsi.com.tr adresindeki web sitemizde de yer alıyor.
Pepsi markası olarak ilk günden itibaren elimize ulaşan ihbarları ve zanlı telefon numaralarını savcılıklara takip edilmek üzere bildirmekteyiz. Kampanyamıza katılan tüm tüketicilerimize aydınlatıcı mesajlar göndererek, dolandırıcılık girişimlerinden nasıl korunacaklarını anlattık. Pepsi Tüketici Danışma Hattımız tüketicilerimize mesai saatleri içinde hizmet vermeye devam ediyor. Kampanyalar hakkında her türlü sorun için tüketicilerimiz bizleri istedikleri zaman arayarak şikâyetlerini aktarabiliyor ve tatmin edici yanıtlar alabiliyorlar.
Güncel kampanyalarımız ve detayları hakkında www.pepsi.com.tr adresinden ve 0800 261 70 00 Pepsi Kampanya Danışma Hattını arayarak bilgi alabilirsiniz.
Saygılarımızla
PepsiCo Beverages Türkiye
İşte Öyle Bir Şey
Bu akşam Kuruçeşme Arena'da Çiğdem Talu-Melih Kibar şarkılarını dinliycez...
Bi kaç sene öncekine gidememiş daha sonra dvd'sini almış ve defalarca seyretmiştim
Candan Erçetin, Erol Evgin ve Nükhet Duru söylüyordu o zaman
Şimdiyse çok daha kalabalık bir kadro var
Onur Mete, Sibel Gürsoy, Tuba Önal ve Zeynep Alasya...
Bi kaç sene öncekine gidememiş daha sonra dvd'sini almış ve defalarca seyretmiştim
Candan Erçetin, Erol Evgin ve Nükhet Duru söylüyordu o zaman
Şimdiyse çok daha kalabalık bir kadro var
Onur Mete, Sibel Gürsoy, Tuba Önal ve Zeynep Alasya...
Pazartesi, Eylül 24, 2012
Nutella Kalbi
Gecikmeli olarak son keşfim, çok özel bir keki paylaşmak istiyorum...
Mikrodalga fırın için fincanlarda yapılmak üzere verilen yabancı bir tarifin revize edilmiş hali aslında...
Malzemeler:
4 çorba kaşığı un
3,5 çorba kaşığı toz şeker
1 yumurta
4 çorba kaşığı nutella
3 çorba kaşığı süt
3 çorba kaşığı zeytinyağı
1 çay kaşığı kabartma tozu
(orjinal tarifte 3 çorba kaşığı da kakao vardı ama nutella'nın varlığına saygısızlık yapmamak için koymadım, iyi ki de koymadım)
Yumurta ve şekeri yüksek devirde beş dakika çırptıktan sonra kalan bütün malzemeleri ekleyip kalıplara döküp her zamanki kek gibi pişirin...
Ama benim gibi bi kalıba fazla döküp kabarırken taşarsa, kalıptan taşan kıtır parçaları sakın es geçmeyin harika bi lezzet...
Tabi kekin kendisi de ;))))
Mikrodalga fırın için fincanlarda yapılmak üzere verilen yabancı bir tarifin revize edilmiş hali aslında...
Malzemeler:
4 çorba kaşığı un
3,5 çorba kaşığı toz şeker
1 yumurta
4 çorba kaşığı nutella
3 çorba kaşığı süt
3 çorba kaşığı zeytinyağı
1 çay kaşığı kabartma tozu
(orjinal tarifte 3 çorba kaşığı da kakao vardı ama nutella'nın varlığına saygısızlık yapmamak için koymadım, iyi ki de koymadım)
Yumurta ve şekeri yüksek devirde beş dakika çırptıktan sonra kalan bütün malzemeleri ekleyip kalıplara döküp her zamanki kek gibi pişirin...
Ama benim gibi bi kalıba fazla döküp kabarırken taşarsa, kalıptan taşan kıtır parçaları sakın es geçmeyin harika bi lezzet...
Tabi kekin kendisi de ;))))
67 Aylık
Evvel zaman içinde kalbur saman içinde...
Yıllaaaar yıllaaar önce
Okula gidebilmenin şartı 7 yaşında olmakmış,
Küçüksen 7'den, istesen de ağlasan da çatlasan da patlasan da
Almazlarmış seni okula...
Ama çocuk bu laf dinler mi
Neyse zoru (kıskançlık olabilir abla okula gidiyo çünkü)
Okula almazsanız 5. kattaki evimizin balkonundan atarım kendimi diye tehditler savuracak kadar da gözü kara
Bakmışlar baş edemiycez bu veletle
Bari mahkemeye verin yaşını büyütmek için de,
Müfettiş gelirse mahkemesi sürüyo yaşı büyük aslında diyelim
Diye bi çare bulmuş okul yönetimi,
Siz de gitmezsiniz mahkemeye dava düşer, demişler
Yazdırıvermişler 1. sınıfa
Görsen bi de bi damlacık, mahkemeye gitse gülerler...
Ama istedi ya, oldu ya, yaptı ya...
Hiç zorlanmadan hep başarıyla geçti sınıflarını
İşte bi lise 1'de bi tökezledi
O da 67 aylıkken başladığı için di'il, ergenlik çalkantılarından olsa gerek...
Yıllaaaar yıllaaar önce
Okula gidebilmenin şartı 7 yaşında olmakmış,
Küçüksen 7'den, istesen de ağlasan da çatlasan da patlasan da
Almazlarmış seni okula...
Ama çocuk bu laf dinler mi
Neyse zoru (kıskançlık olabilir abla okula gidiyo çünkü)
Okula almazsanız 5. kattaki evimizin balkonundan atarım kendimi diye tehditler savuracak kadar da gözü kara
Bakmışlar baş edemiycez bu veletle
Bari mahkemeye verin yaşını büyütmek için de,
Müfettiş gelirse mahkemesi sürüyo yaşı büyük aslında diyelim
Diye bi çare bulmuş okul yönetimi,
Siz de gitmezsiniz mahkemeye dava düşer, demişler
Yazdırıvermişler 1. sınıfa
Görsen bi de bi damlacık, mahkemeye gitse gülerler...
Ama istedi ya, oldu ya, yaptı ya...
Hiç zorlanmadan hep başarıyla geçti sınıflarını
İşte bi lise 1'de bi tökezledi
O da 67 aylıkken başladığı için di'il, ergenlik çalkantılarından olsa gerek...
Cumartesi, Eylül 22, 2012
Geçen Hafta
Eveeeet, nerde kalmıştık en son???
Dün geceki küçük kaçamağı saymazsak Yazın Sonu demiş, Bodrum'dan bi kaç fotoğraf göndermiştim.
Yazın kalan son sıcak günlerinde Gündoğan Koyu'nun harika sularında bol bol yüzerek, güneşlenerek, akşam evin terasında gün batımını seyredip, keyifli güzel mekanlarda sevdiklerimle yiyip içerek geçirdik günleri...
Finali Bodrum-İstanbul karayolunda uçağın göz açıp kapayıncaya kadar geçen ruhla bedenin ayrı yerlerde kaldığı yolculuk yerine göre geze, yiye içe ruhla beden kol kola geldik...
Çok keyifli iki molamız oldu...
Biri Bafa Gölü'nde mükellef bi kahvaltı
Diğeri Susurluk civarındaki Tellioğlu Değirmen
Karayolu yolculuğunun en sevdiğim yanı,
Allahım bir sabunlar aldık ordan
bayıldım, bayıldım
Yemekler de çok güzeldi, şimdi koysam Beyaz Sayfa kızcak bana ;)))
O zaman uyarıyorum, diyette olanlar ekranın bundan sonrasına bakmasın
Uyarımı da yaptım :)))
Kavaklı Köfte ve yanında verdikleri yağlı ekmek mükemmel
Garo's da askıda somon pastırma, kapari ve kayalı bi adı olan bi şeyin turşusu... Karanlıkta pek bi foto çekemedim ama bu mekan hakkında tuzvekarabiber'in yazısını linkliyorum detaylar için
http://tuzvekarabiber.blogspot.com/2012/07/turkbukunde-ege-esintisigaros-bodrum.html#comment-form
Bafa Gölü'nde mükellef kahvaltı
Tellioğlu Değirmen'in menüsünün başladığı yer
Dün geceki küçük kaçamağı saymazsak Yazın Sonu demiş, Bodrum'dan bi kaç fotoğraf göndermiştim.
Yazın kalan son sıcak günlerinde Gündoğan Koyu'nun harika sularında bol bol yüzerek, güneşlenerek, akşam evin terasında gün batımını seyredip, keyifli güzel mekanlarda sevdiklerimle yiyip içerek geçirdik günleri...
Finali Bodrum-İstanbul karayolunda uçağın göz açıp kapayıncaya kadar geçen ruhla bedenin ayrı yerlerde kaldığı yolculuk yerine göre geze, yiye içe ruhla beden kol kola geldik...
Çok keyifli iki molamız oldu...
Biri Bafa Gölü'nde mükellef bi kahvaltı
Diğeri Susurluk civarındaki Tellioğlu Değirmen
Karayolu yolculuğunun en sevdiğim yanı,
Allahım bir sabunlar aldık ordan
bayıldım, bayıldım
Yemekler de çok güzeldi, şimdi koysam Beyaz Sayfa kızcak bana ;)))
O zaman uyarıyorum, diyette olanlar ekranın bundan sonrasına bakmasın
Uyarımı da yaptım :)))
Kavaklı Köfte ve yanında verdikleri yağlı ekmek mükemmel
Garo's da askıda somon pastırma, kapari ve kayalı bi adı olan bi şeyin turşusu... Karanlıkta pek bi foto çekemedim ama bu mekan hakkında tuzvekarabiber'in yazısını linkliyorum detaylar için
http://tuzvekarabiber.blogspot.com/2012/07/turkbukunde-ege-esintisigaros-bodrum.html#comment-form
Bafa Gölü'nde mükellef kahvaltı
Tellioğlu Değirmen'in menüsünün başladığı yer
Cuma, Eylül 21, 2012
Perşembe, Eylül 13, 2012
Pazartesi, Eylül 10, 2012
El İşi Dersi 2
Biraz geriden de gelse, el işi dersimizin devamını bu yazıda bulabilirsiniz. Fikir vermesi için paylaşıyorum sadece detaylar tamamen sizin yaratıcılığınıza kalmış :))
Salı, Eylül 04, 2012
El İşi Dersi
Sade, düz, boş bir kavanoz (tabi ki Paşabahçe'den)
Nasıl dört yapraklı yonca kavanozu olur???
Gerekli malzemeler bir sonraki yazıda...
Nasıl dört yapraklı yonca kavanozu olur???
Gerekli malzemeler bir sonraki yazıda...
Pazartesi, Eylül 03, 2012
Eğri Büğrü
Ne kötü bir blogger oldum ben
Ne doğru dürüst yazıyor, ne okuyorum
Hep bi vicdan azabı
Hep bi kısır döngü
Hep bi kıymet bilmezlik
Kıymet bilmezlik demişken, yeni nesil akıllı telefonlar androidiydi iphoneydu derken
Uygulamalarla fotoları şekilden şekile sokmak derken
Ben de app.store'da uygulama ararken
Emektar Samsung telefonuma bakmak geldi aklıma, 8800'dür modeli
Allahım ne uygulaması arıyosun,
Çekilmiş resimlerine yaptırmadığın şey kalmıyo
Balık gözünden tut, sepya'dan çık
Bu akşamdan ilk çalışmalarım
Orjinali de budur...
Ne doğru dürüst yazıyor, ne okuyorum
Hep bi vicdan azabı
Hep bi kısır döngü
Hep bi kıymet bilmezlik
Kıymet bilmezlik demişken, yeni nesil akıllı telefonlar androidiydi iphoneydu derken
Uygulamalarla fotoları şekilden şekile sokmak derken
Ben de app.store'da uygulama ararken
Emektar Samsung telefonuma bakmak geldi aklıma, 8800'dür modeli
Allahım ne uygulaması arıyosun,
Çekilmiş resimlerine yaptırmadığın şey kalmıyo
Balık gözünden tut, sepya'dan çık
Bu akşamdan ilk çalışmalarım
Orjinali de budur...
Pazartesi, Ağustos 27, 2012
İnsanlık Hala Hayatta
Siz siz olun otobüse minibüse binerken telefon elinizde kulaklığı kulağınızda hem binmeye hem tutunmaya hem para vermeye çalışmayın...
Mazallah telefonunuz asfaltta yaya siz aracta seyir halinde kalıverirsiniz
Ama siz bugün öğle saatlerinde istinye'den beşiktaş'a giden fıstık yeşilimsi minibüsteki kız kadar şanslı olmayabilirsiniz...
Hareket eden minibüsün kapanan kapısından düşen kendini asfaltta bulan zavallı telefon kim bilir nasıl bir travma gecirmistir...
Ya sahibi...
Soförün telefonun yola düştüğünü anlayana kadar geçen sürede telefon çoktan geride kalmıştı, kız inip telefonun olduğu yere doğru koşmaya başladı...
Acaba hayattamıydı telefonu kaç araç geçmişti üzerinden
Minibüs bi süre durup beklesede mecbur yola koyuldu, bu sırada yan şeritte giden ve tam o sırada FSM Koprüsüne giren yola sapmakta olan 500T elinde bir telefon sallayarak kornaya basıyordu...
Minibüs şoförü inip araçtan vızır vızır trafikte yolun karşısına geçip telefonu aldı. Hemen yan koltukta oturan arkadaşımıydı yolcu muydu bilmem telefonu geride kalan kıza vermek uzere minibüsten indi...
Şanslı kız ve iyi insanlar
Mazallah telefonunuz asfaltta yaya siz aracta seyir halinde kalıverirsiniz
Ama siz bugün öğle saatlerinde istinye'den beşiktaş'a giden fıstık yeşilimsi minibüsteki kız kadar şanslı olmayabilirsiniz...
Hareket eden minibüsün kapanan kapısından düşen kendini asfaltta bulan zavallı telefon kim bilir nasıl bir travma gecirmistir...
Ya sahibi...
Soförün telefonun yola düştüğünü anlayana kadar geçen sürede telefon çoktan geride kalmıştı, kız inip telefonun olduğu yere doğru koşmaya başladı...
Acaba hayattamıydı telefonu kaç araç geçmişti üzerinden
Minibüs bi süre durup beklesede mecbur yola koyuldu, bu sırada yan şeritte giden ve tam o sırada FSM Koprüsüne giren yola sapmakta olan 500T elinde bir telefon sallayarak kornaya basıyordu...
Minibüs şoförü inip araçtan vızır vızır trafikte yolun karşısına geçip telefonu aldı. Hemen yan koltukta oturan arkadaşımıydı yolcu muydu bilmem telefonu geride kalan kıza vermek uzere minibüsten indi...
Şanslı kız ve iyi insanlar
Pazar, Ağustos 26, 2012
Eski Tatlar
Çocukluğumun yaz akşamlarının en güzel etkinliği akşam yemeğinden sonra teyzeler kuzenler bir anda karar verip Fatih'e dondurma yemeye gitmekti.
Fener Sancaktar Yokuşu'ndaki evimizden o zamanın karanlık sokaklarında annelerin, teyzelerin elinden tutup dondurmacıya yürümek, elde dondurma Fatih'te vitrinleri seyrederek yürümek ve eve dönüş en keyifli bi akşam için yeter de artardı bize...
İki dondurmacı vardı, aaa hatta üç.
Biri Yavuz Selim'e inen yol üzerinde sağda Nişanca'da -yanlış hatırlamıyorsam semt adını- Baltepe Dondurmacısı.
Diğeri hemen Yavuz Selim ışıklardaki Didem dondurmacısı -çikolata sosuna batırdığı dondurmayı bi de dövülmüş fındığa bandırıp verince dünyanın en güzel şeyi elinizde olurdu-
Eğer biraz daha uzun yürümeyi göze almışsak, Fatih'in Vezneciler yönünde sonunda postanenin sokağında Tadım dondurmacısı... -o da bi anda sertleşen çikolata sosu ve fındıkla verirdi dondurmayı- lastiğimsi ucuz külahlardan lezzetli bisküvimsi kornetlergeçişimiz onunla olmuştu...
Bu dondurmacılardan ilk fireyi Didem verdi, yerini giyim mağazalarına bırakarak.
Tadım'dan çok emin değilim, hala aynı yerde olup olmadığına...
Ama Baltepe'yi biliyorum hala yerli yerinde, gel gör ki o orda duruyorda bi kere bile durup dondurma yemek gelmiyordu aklımıza...
Bundan yaklaşık bir ay önce İstanbul'dan kilometrelerce uzakta bir gece yarısı Osmaneli'deki dondurmacıdaki lezzet, dondurmaların servis edildiği ayaklı çelikten yapılma dondurmalıklar yıllar öncesine götürdü bizi, Baltepe'yi düşürdü aklımıza...
Nasıl da unutmuştuk onu???
20 senedir önünden pek çok kere geçmemize rağmen neden yokmuş gibi gelmişti bize???
Ve uzun bir zamandan sonra çok güzel bir buluşma yaşadık kendisiyle...
Yılların lezzeti değişmemiş, bir Anadolu kasabasındaki dondurmanın doğal lezzeti onda da sürdürüyordu kendini...
Yolunuz düşerse Fatih'e Baltepe'ye uğramadan geçmeyin derim.
Bu arada geceyarısı Osmaneli'de (Bilecik) dondurma yemek te nerden çıktı diyceksiniz, aslında sadece dondurma olsa...
Çoooooooooooooook kalabalık, güzel ve eğlenceli bir iftarın konuğu olmak, tarihi bir caminin bahçesiyle ortak tarihi bir konakta uyumak, daha doğrusu sahurda yatıp sabah ezanının odanın içinde okunduğu ilginç bir deneyim yaşamak, Osmaneli'nin tarihi kilisesi ve evlerini görmek gibi benim üzerinde sayfalarca yazabileceğim malzemeyi nasıl es geçtim, geçebildim di'mi?
Hayatımda ilk defa fotoğrafa makinem yanımda di'il di, almayı unutmuştum
Bu bi bahane di'il çünkü cep telefonları da bu imkanı fazlasıyla veriyor
Hele öyle bi fotoğraf karesi vardı ki,
Bilmiyorum neden ama bu kez sadece yaşamak istedim belki de...
Pencereye bitişik yerleştirilmiş yatakta yüzümü cama döndüğümde eski evlerdeki yukarıya doğru sürülerek açılıp yukarda mandalla sabitlenen ahşap pencerenin açıklığından doğa kokusu burnuma gelirken hafif bi rüzgar da yüzümü okşuyordu. Görüş mesafesinde tarihi Ulu Cami ışıklarıyla masal şatosu gibi, kandilleri yanan minaresi ve hemen yanı başındaki dolunay masalın diğer güzellikleriydi...
Bu masalın kötü karakteri ise, ruhsuz manisiz ramazan davulcusuydu...
Fener Sancaktar Yokuşu'ndaki evimizden o zamanın karanlık sokaklarında annelerin, teyzelerin elinden tutup dondurmacıya yürümek, elde dondurma Fatih'te vitrinleri seyrederek yürümek ve eve dönüş en keyifli bi akşam için yeter de artardı bize...
İki dondurmacı vardı, aaa hatta üç.
Biri Yavuz Selim'e inen yol üzerinde sağda Nişanca'da -yanlış hatırlamıyorsam semt adını- Baltepe Dondurmacısı.
Diğeri hemen Yavuz Selim ışıklardaki Didem dondurmacısı -çikolata sosuna batırdığı dondurmayı bi de dövülmüş fındığa bandırıp verince dünyanın en güzel şeyi elinizde olurdu-
Eğer biraz daha uzun yürümeyi göze almışsak, Fatih'in Vezneciler yönünde sonunda postanenin sokağında Tadım dondurmacısı... -o da bi anda sertleşen çikolata sosu ve fındıkla verirdi dondurmayı- lastiğimsi ucuz külahlardan lezzetli bisküvimsi kornetlergeçişimiz onunla olmuştu...
Bu dondurmacılardan ilk fireyi Didem verdi, yerini giyim mağazalarına bırakarak.
Tadım'dan çok emin değilim, hala aynı yerde olup olmadığına...
Ama Baltepe'yi biliyorum hala yerli yerinde, gel gör ki o orda duruyorda bi kere bile durup dondurma yemek gelmiyordu aklımıza...
Bundan yaklaşık bir ay önce İstanbul'dan kilometrelerce uzakta bir gece yarısı Osmaneli'deki dondurmacıdaki lezzet, dondurmaların servis edildiği ayaklı çelikten yapılma dondurmalıklar yıllar öncesine götürdü bizi, Baltepe'yi düşürdü aklımıza...
Nasıl da unutmuştuk onu???
20 senedir önünden pek çok kere geçmemize rağmen neden yokmuş gibi gelmişti bize???
Ve uzun bir zamandan sonra çok güzel bir buluşma yaşadık kendisiyle...
Yılların lezzeti değişmemiş, bir Anadolu kasabasındaki dondurmanın doğal lezzeti onda da sürdürüyordu kendini...
Yolunuz düşerse Fatih'e Baltepe'ye uğramadan geçmeyin derim.
Bu arada geceyarısı Osmaneli'de (Bilecik) dondurma yemek te nerden çıktı diyceksiniz, aslında sadece dondurma olsa...
Çoooooooooooooook kalabalık, güzel ve eğlenceli bir iftarın konuğu olmak, tarihi bir caminin bahçesiyle ortak tarihi bir konakta uyumak, daha doğrusu sahurda yatıp sabah ezanının odanın içinde okunduğu ilginç bir deneyim yaşamak, Osmaneli'nin tarihi kilisesi ve evlerini görmek gibi benim üzerinde sayfalarca yazabileceğim malzemeyi nasıl es geçtim, geçebildim di'mi?
Hayatımda ilk defa fotoğrafa makinem yanımda di'il di, almayı unutmuştum
Bu bi bahane di'il çünkü cep telefonları da bu imkanı fazlasıyla veriyor
Hele öyle bi fotoğraf karesi vardı ki,
Bilmiyorum neden ama bu kez sadece yaşamak istedim belki de...
Pencereye bitişik yerleştirilmiş yatakta yüzümü cama döndüğümde eski evlerdeki yukarıya doğru sürülerek açılıp yukarda mandalla sabitlenen ahşap pencerenin açıklığından doğa kokusu burnuma gelirken hafif bi rüzgar da yüzümü okşuyordu. Görüş mesafesinde tarihi Ulu Cami ışıklarıyla masal şatosu gibi, kandilleri yanan minaresi ve hemen yanı başındaki dolunay masalın diğer güzellikleriydi...
Bu masalın kötü karakteri ise, ruhsuz manisiz ramazan davulcusuydu...
Perşembe, Ağustos 23, 2012
Ruhsuz
İçim daralıyo, nefes alamıyorum...
Kendi kendime telkin ediyorum
Yaşanan her anın bi öğretisi var
Biz onu yaşamak istemesek de...
Nasıl bazı insanlar bu kadar vurdum duymaz bu kadar ruhsuz olabiliyor
Neden bittiğini anlamayıp
Edebiyle çekip gitmeyi bilmiyor
İstenmediği, sevilmediği,
Bir yabancı gibi gelip; oturup kalktığı,
O yere tekrar tekrar dönüp gelmeyi
Kafasındaki hangi mantık devresi söylüyor ona...
Ne ki bir arada tutan???
Hiiiiiiiiiç
Hiç bile denmez
Yok ki...
İsyan yok
Biraz daha sabır
Biraz daha sabır
Mantığı yok anın
Açıklanacak tarafı da
Zaten ruh olsa, mantık olsa, onur olsa
Her şey çok farklı olmaz mıydı...
Kendi kendime telkin ediyorum
Yaşanan her anın bi öğretisi var
Biz onu yaşamak istemesek de...
Nasıl bazı insanlar bu kadar vurdum duymaz bu kadar ruhsuz olabiliyor
Neden bittiğini anlamayıp
Edebiyle çekip gitmeyi bilmiyor
İstenmediği, sevilmediği,
Bir yabancı gibi gelip; oturup kalktığı,
O yere tekrar tekrar dönüp gelmeyi
Kafasındaki hangi mantık devresi söylüyor ona...
Ne ki bir arada tutan???
Hiiiiiiiiiç
Hiç bile denmez
Yok ki...
İsyan yok
Biraz daha sabır
Biraz daha sabır
Mantığı yok anın
Açıklanacak tarafı da
Zaten ruh olsa, mantık olsa, onur olsa
Her şey çok farklı olmaz mıydı...
Salı, Ağustos 21, 2012
Bayram Baklavası
Bayramların vazgeçilmezi ev baklavası...
Çocukluğuma denk gelen yaz ramazanlarında annemle teyzem yemek masasının birer başına geçer ellerinde genç kızlık oklavaları her harekette hamurla birlikte yuvarlanarak masayla şıkırdayan bir ritim tutturdu.
Biz de masanın altında onların bize atacakları küçük bi parça hamurla tahta iskemlelerin üzerinde kurşun kalemlerle onları taklit ederdik...
Şimdiki gibi yuvarlak tepsilerde di'il kocaman sinilerde açarlardı...
Anne anneme, teyzeme ve bize...
Şimdiki tepsilere bakıp, nasıl bi çırpıda tükeniyodu o koca siniler diye düşünüyorum.
Tabi bi de bu sinileri pişirebilecek fırın önemliydi...
Sıra alınırdı, kaçta getirelim diye, baklava pişirmeyi bilen fırıncı da yer bulunmazdı...
Camcı Çeşme Yokuşu'nun başındaki fırındı bizim adresimiz, iftardan sahura baklava pişirirdi...
Geçen yıllarla birlikte siniler tepsiye, kalabalıklar yalnızlıklara, odun fırınları fırıncıları, elektrikli akıllı fırınlara döndü.
Biz de evde açılmış anne baklavası geleneği çok şükür ki devam ediyor, kuzenler sağolsun hakkını veriyorlar...
Bu kadar baklava muhabbetinin üstüne tarifini paylaşıp fotoramanını sunmak isterim size...
Ne yazık ki final sahnesinde evde olmadığım için kesilmesi, üzerinde tereyağının gezdirilmesi sahnelerini fotoğraflayamadım onları da bir daha ki bayramda tamamlama ümidiyle şimdilik bu bayram...
Baklava
3 yumurta sarısı
1 çay bardağı yoğurt
1 çay bardağı sıvı yağ
1/2 paket margarin
2,5 çay bardağı ılık su
1 yemek kaşığı sirke
1 paket kabartma tozu
tuz, aldığı kadar un
bu malzemelerden biraz gevşek bir hamur olacak, yarım saat hamuru dinlendirdikten sonra parçalara ayırıp oklavayla tek tek açıyorsunuz.
Çocukluğuma denk gelen yaz ramazanlarında annemle teyzem yemek masasının birer başına geçer ellerinde genç kızlık oklavaları her harekette hamurla birlikte yuvarlanarak masayla şıkırdayan bir ritim tutturdu.
Biz de masanın altında onların bize atacakları küçük bi parça hamurla tahta iskemlelerin üzerinde kurşun kalemlerle onları taklit ederdik...
Şimdiki gibi yuvarlak tepsilerde di'il kocaman sinilerde açarlardı...
Anne anneme, teyzeme ve bize...
Şimdiki tepsilere bakıp, nasıl bi çırpıda tükeniyodu o koca siniler diye düşünüyorum.
Tabi bi de bu sinileri pişirebilecek fırın önemliydi...
Sıra alınırdı, kaçta getirelim diye, baklava pişirmeyi bilen fırıncı da yer bulunmazdı...
Camcı Çeşme Yokuşu'nun başındaki fırındı bizim adresimiz, iftardan sahura baklava pişirirdi...
Geçen yıllarla birlikte siniler tepsiye, kalabalıklar yalnızlıklara, odun fırınları fırıncıları, elektrikli akıllı fırınlara döndü.
Biz de evde açılmış anne baklavası geleneği çok şükür ki devam ediyor, kuzenler sağolsun hakkını veriyorlar...
Bu kadar baklava muhabbetinin üstüne tarifini paylaşıp fotoramanını sunmak isterim size...
Ne yazık ki final sahnesinde evde olmadığım için kesilmesi, üzerinde tereyağının gezdirilmesi sahnelerini fotoğraflayamadım onları da bir daha ki bayramda tamamlama ümidiyle şimdilik bu bayram...
Baklava
3 yumurta sarısı
1 çay bardağı yoğurt
1 çay bardağı sıvı yağ
1/2 paket margarin
2,5 çay bardağı ılık su
1 yemek kaşığı sirke
1 paket kabartma tozu
tuz, aldığı kadar un
bu malzemelerden biraz gevşek bir hamur olacak, yarım saat hamuru dinlendirdikten sonra parçalara ayırıp oklavayla tek tek açıyorsunuz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
















.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)