Cuma, Haziran 29, 2007

Hisseli Harikalar

Hisseli Harikalar'dan bizde hissemizi aldık dün gece. (26 Haziran'da yapılacak gala teknik bir nedenden dolayı ertelendiği için dün akşam 28 Haziran'da aldık payımızı)

3 saatlik muhteşem bir gösteriydi. Bugüne ait esprilerin de yer aldığı müzikal her şeyiyle mükemmeldi. Hikaye ve müzikler zaten bildiğiniz gibi, fazla bir şey söylemeye gerek yok. Ancak seçilen yeni oyuncular mükemmel.

Özellikle Süheyla Deniz rolünde Ayça Varlıer'in performansı inanılmazdı. O ne ses, ne nefes, ne gırtlak. Hande'nin de dediği gibi herhalde nefes alınca diyaframa kadar değil, parmak ucuna kadar içine hava doluyor. Mehlika Cafer'i de unutmamak lazım.

Gerçekten bu müzikal için daha iyileri olamazdı bana göre.

Finalde Haldun Dormen sahneye çıkıp, oyunun hayatta olmayan oyuncularını ve müzisyenlerini de andı. Çiğdem Talu, Melih Kibar'ı alkışladı herkes. Ama en çok alkışı Adile Naşit aldı.

Şimdi Anadolu turnesine çıkıyor, Ege-Akdeniz sahillerinde denk gelirseniz seyredin. Yoksa İstanbul'a dönünce kaçırmayın derim.






Çarşamba, Haziran 27, 2007

Mizah Zekanın Zekatıdır


Aile doktorumuz Opr. Dr. Asım Taşer hep derdi ki doktor olan uykuyu sevmeyecek, rahatına düşkün olmayacak. Yaptığı basit bir muayeneyle hastalığı tespit eder, en pratik tedavi yöntemiyle sonuca ulaşırdı. Ne ultrasonlar, ne MR'lar. Şimdi 80'lerin üzerinde olduğu için hasta bakmıyor. Ama yine de geçen sene beni Amerikan Hastanesi'nde gereksiz bir apandisit ameliyatı olmaktan o kurtarmıştı.

Eskiler bir başka canım.

Prof. Dr. Tarık Minkari'nin kitabını okurken hem kendi doktorumuza hem de Tarık Bey'e olan inancım ve sevgim öyle arttı ki. Şu an hiç tereddüt etmeden genç bir doktora gitmektense Tarık Bey'e koşulsuz teslim olabilirim.

Daha çok şey öğrenebilmek için ücret almadan hastanede yatıp, nöbetten nöbete ameliyattan ameliyata koşan süper kahraman.

Kitabını okumanızı tavsiye ederim. Yayınlanmış daha pek çok kitabı var ama benim ilk okuduğum "Mizah Zekanın Zekatıdır"

Kitaptan hoşuma giden bölümler...

"Neşenizi böylesine korumanızda unutma yeteneğinizin etkisi büyük olsa gerek.
- Kesin

Ama sanki unutmaktan çok unutmaya çalışmak
-İkinci plana koyup üstüne ağırlık koyuyorum. 'sen çıkma buradan' diyorum. Görmüyorum. Mümkün değil unutmak, ama tazelemiyorum ve üstüne gitmiyorum. Büyütmüyorum. Yeşertmiyorum ve intikam diye bir hedef koymuyorum. 'Gömülü kalsın çürür o' diyorum."

***
Babaya Nasihat

Mal bıraktın, mülk bıraktın, üşüştük
Kavga ile niza ile bölüştük
Üç karış toprak için dövüştük
Sen mezarda huzur ile yat baba

Evlatların etsin diye rahat
Sen geçinirdin hep kıt kanaat
Evladından sana olsun nasihat
Orada da mal aldıysan, sat baba

***
"İlahi Aydın Ağabey, 65 yaşından sonra müze, 85 yaşından sonra ameliyathane bedavadır. Ayrıca 80 yaşından sonra ameliyat yapan cerrah, 85 yaşındaki hastayı ameliyathaneye alırsa, üstüne prim bile veriyorlar. Şimdi Osmanoğlu Kliniği ikimize de birer zarf verecek" dedim.

Nasıl hoşuna gitti anlatamam, sarıldık birbirimize keyifle çıktık hastaneden

***

Pengueni seviyorum; yavrusu için katlandığı zorluklara, harcadığı emeğe, yavrusu için yaşamasına. (Bu bölümü detaylı ve güzel anlatmış Tarık Hoca, kitaptan okuyun diye tamamını koymuyorum)

Kaplumbağayı sevmiyorum; İztuzu'nun en güzel kumsalına gelir.Yürür gider bir çukur kazar yumurtalarını bırakır sonra örter ve def olur gider. Yumurta çatladığı zaman doğan yavru enkaz altında kalmış gibidir. O minicik yavru annesinin hiç yardımı olmadan kumları eşeler yukarıya çıkar ama nereye gideceğini bilemez. Yavruların çok azı suya gidebilir. Suya gittiği zaman belki annemi görürüm diye etrafa bakar. Ama annesini hiç bir zaman göremez. Çok sonra günün birinde annesiyle karşılaşırsa ne o anneciğim diye ona sarılır, ne de anne yavrusuna yavrucuğum der. Aralarında hiç bir ilişki yoktur.

Salı, Haziran 26, 2007

Gelibolu

En küçük teyzem Gelibolu'ya yerleşti. Bugün yarın derken ancak bu haftasonu gidebildik yeni hayatını görmeye. Yediklerim içtiklerim bana gördüklerim hepimize.

Hava sıcaklığının 37 derece civarlarında olması çok fazla gezme olanağı tanımasa da; Gelibolu'nun mutlaka görülmesi gereken bir yer olduğunu söyleyebilirim. Havalar serinleyince şehitlikleri de kapsayan bir ziyaret planlıyorum. İnşallah.


Diğer adı Azebler Cami olan Namazgah 1407'de deniz askerleri (Azepler) için inşaa edilmiş ilk açık hava camii. Yaz aylarına denk gelen ramazanlarda burada halen teravih kılınıyormuş.

Namazgah
Namazgah'ın hem sağ tarafında yamaçtan aşağı baktığınızda gördüğünüz manzara.

Namazgahın olduğu tepenin sağ yamacından manzara Denizaltı Şehitleri Parkı hemen Fener'in altında.

Denizaltı Şehitleri Parkı'nın fenerden kuşbakışı görünüşüBatan denizaltı heykeli Boğaz'ı geçen gemiler o an sanırım bana özel bir jest yapıp bu kadar yakınlaştılar.

Boğaz'dan geçen gemiler Bayraklı Baba Türbesi fenerden aşağıya doğru yürüyünce. Hikayesine gelince; 1400'lü yıllarda savaşta sancağı taşıyan asker bayrağı düşmana teslim etmemek için parçalayıp yutmuş. Öldükten sonra da mezarımın üstünden bayrak eksik olmasın dilemiş. Ziyaret edip niyet tutanların niyetleri olunca gelip bayrak bırakıyorlarmış türbeye.

Bayraklı Baba Deniz fenerini gece seyretmek ayrı bir keyif. İlk defa bir feneri bu kadar yakından gördüm. Ve fenerle bir hatıra pozum olsun istedim.

Deniz feneri herkesin yolunu aydınlat Yine fener parkından gece Hamzakoy ışıkları

Hamzakoy gece-FenerPrakı'ndanResimlerden de anlaşıldığı üzere çok dar bir alanda dolaşabildik. Ancak gezilecek pek çok tarihi yerin önünden geçtim ve bi dahaki seferde ziyaret etmek için not aldım. Mevlevihane gibi.

Ha bu arada küçük bir not; Çanakkale yada Gelibolu'ya gitmek için sakın Metro Turizm'i tercih etmeyin. Hem giderken hem gelirken yaşadıklarımdan sonra otobüs yolculuğu fobisi oluştu desem yalan olmaz. Zaten uzun bir dilekçeyle kendilerini uyardım, belki aynı şeyler bir daha olmaz ama benim cesaretim kalmadı.

Kediler

Kardeşimin çektiği güzel kedi resimlerini yorumsuz paylaşıyorum.




Perşembe, Haziran 14, 2007

Seyyah

16. yy'da Fin'li Mikael Karvajalka'nın özgür bir hristiyan olarak Kudüs'e doğru çıktığı gemi yolculuğuyla başlayan önce kölelik, sonra Osmanlı sarayında en üst mevkilere ulaşmasıyla devam eden sürükleyici bir öykü Seyyah.

Kanuni döneminde Osmanlı'da dönen entrikalar; kadınların inanılmaz gücü ve imparatorluğun durumu. Piri Reis'ten Mimar Sinan'a tarihin önemli isimleriyle ders kitapların dışında bir romanın içinde karşılaşmak belki de beni bu kadar cezbetti. Anlatılanlarla gerçek tarihin ne kadar örtüştüğünü kıyaslayabilecek kadar iyi bir tarih hafızam yok, ama gerçek tarihin de ders kitaplarındaki olduğu düşünülürse, hangisi daha doğru kimse bilemez.


Roman'ın sonundaki "Esere Dair" bölümü de en az roman kadar ilginç.

"1960'larda New York Times'ın en çok satanlar listesinde Mika Waltari adında meçhul bir yazarın "The Wanderer" (Seyyah) romanı boy gösteriyordu...

Kapağı çevirir çevirmez iki sahifeyi kaplayan Osmanlıların Kanuni devri imparatorluğun haritası...

Finlandiyalı yazarın asıl adı "Michael el-Hakim" olan "Seyyah" romanı 17 dile çevrilmiş. Ama Türkçe bu dillerden biri değil...

1980'lerde kitabın İngilizce çevirisini zorluklarla buldurdum...

Kafama takmıştım, bu roman da "The Egyptian" gibi Hollywood'da bir film veya dizi halinde çekilmeliydi... Senaryo özeti hazırlayıp Fin yayıncılarla temasa geçtim. Waltari geçen yıl vefat etti. İyi olurdu. Ama büyük savaş sahneleri var, çok para lazım, bizim gücümüz yetmez. Ortak yapımcı bulursanız belki olur. Mesela tarihin taraflarından biri. Almanlar... dedi.

Alman ZDF "şiddete karşıyız çok kanlı sahneler gerekecek" diye kaçamaklarda bulundular... "Osmanlı Türkleri'nin Viyana önlerine kadar gelişini ekranda göstermek hoşunuza gitmedi, değil mi?" deyip işi orada kapattım...

Dönemin başbakanı Mesut Yılmaz'dan medet umdum...

Bir kitap sohbetinde tarihimizin şanlı anını -hem de yabancı kaleminden- bu kadar güzel yazan bir romanın hala çevirisinin yapılmamış oluşuna üzüldüğümü anlatırken ...

Aylar sonra Gülşah adlı bir genç kız telefon etti, o kitap sohbetinde bulunduğunu kitabı Amerika'dan getirtip tercümeye başladığını bildirdi...

"Ekonomist" dergisinin 12 Şubat 2006 tarihli sayısında; "Kurtlar Vadisi-Irak filminin yapımcısı Mehmet Çelebi, Türkiye'de işlendiğinde ses getireceğini düşündüğü projeleri değerlendiriyor. Bunların başında da Osmanlı ve Atatürk geliyor" haberi yer alıyordu ...

Birden ayağa fırladım. Kanuni'nin Viyana Muhasarası'nı anlatan Waltari'nin romanı tam biçilmiş kaftan! Mehmet Çelebi'yle temas yollarını başladım aramaya. Sonra durup düşündüm. Bu yaşta bana mı düşer bu işler? Var mı kolları sıvayacak başkaları?

Hikayenin sonu.

Prof.Dr. Reha Oğuz Türkkan "

Perşembe, Haziran 07, 2007

Semt Pazarları

Toplumun her kesiminden insanın belirlenmiş günlerde, belirlenmiş cadde ve sokaklarda temel ihtiyaçlarını karşılamak üzere alışveriş yaptığı yüzyıllar öncesinden bugüne süren bir gelenek semt pazarları. Süpremarket ve alışveriş merkezleri karşısında her geçen gün kalelerini birer birer kaybediyorlar.

İstanbul’un en eski semt pazarlarından olan Fatih Çarşamba semtinde kurulan; pazarın kurulduğu günden mi semtin adını aldığı yoksa semtin adı diye o günde mi pazar kurulduğunu merak ediyorum.

Çocukluğum, ilkokulum, ortaokul, lisem ve orada oturduğum sürece pazarımız hep Çarşamba’da geçti.

İki gündür eve giderken sağa sola asılmış bez afişlerdeki duyuru dikkatimi çekti.

“Akpınar ve Altay sokaklarında Perşembe günü kurulan Pazar bilmem kaçıncı idare mahkemesi kararıyla kurulmayacaktır”

Haritaya baktım, Perşembe günleri kurulan Merter pazarını kapsayan sokaklar. Çok gitmesem de içim bi garip oldu. Bu sabah eskiden pazarın kurulduğu sokaktan geçerken, alışılmış pazar kurma telaşı yerine demir zabıta korkuluklarıyla sokak girişlerinin kapatıldığı, zabıta araçlarının yol kenarlarında beklediğini ve bir kaç pazarcının yağmur altında toplandığını gördüm.

Neden artık kurulmayacağını, insanlara olumlu olumsuz etkilerini düşündüm. Evet pazar kurulduğu günlerde bu sokaktaki evlere ulaşım ciddi bir sorun. Allah korusun hastalığı, felaketi var. Pazar sonrası pisliği var. –ama Pazar sonrası sokakların tazyikli suyla yıkandığını görmüştüm- Ancak bu sorunlar önceden de var olan ve hep var olacaklar. Ancak pazarın kurdurulmaması nedeni olarak kafamda başka bir şüphe var. Pazar sokağı içinde süper lüx bir bina yapılmaktaydı. Bugünlerde bitmiş yada bitmek üzeredir. Evin değerini olumsuz etkileyebilir Pazar.

Bir de bu pazardan yaşamlarını sürdürenler var. Acaba bu insanlar napıyor çalıştıkları Pazar kapanınca? Bugün Perşembe günü gittikleri, yarın Salı günü gittikleri. Ya sonra?...

Pazarda bulduğum tazelik, kalite, çeşitlilik ve uygun fiyatı hiç bir süpermarkette bulamadım şimdiye kadar.

Zaten birer birer manavlar kapandı, kasaplar, bakkallar tekip etti birbirini. Sonra da insanlar arasındaki iletişim kanalları tıkandı, içimize kapandık.

Çocukluğumda alışveriş listesi verilirdi elimize. Hasan Bakkal Camcı Çeşme Yokuşu üzerinde bizim sokaktan çıkınca hemen solda, karşı çaprazında da Ahmet Bakkal. Küçük alışverişler içindi. Yokuşun başında Çukurbostan’ın karşısında; kapısında ve içinde kedilerin eksik olmadığı ve benim sürekli kedilerden kaçtığım; geveze sahibinin bütün kız çocuklarına –evde kalacaksın, kimse almayacak seni- diye takıldığı kasap. Yukarıya doğru biraz daha yürüdüğünde tuhafiyesi, kuruyemişçisiyle yolu ortadan ikiye bölen polis karakolu ve onun bitişiğindeki manav. Karakolun karşısında Sultan Selim Eczanesi. Bir yanında fırın, diğer yanında şarküteri, ciğerci, saatçi ve Şanlar Pastanesi..

Pazartesi, Haziran 04, 2007

Kısa Tatil Sonrası

Antalya'da keyifli ve bol güneşli bir haftasonu geçirip dün geceyarısı döndüm İstanbul'a. Farklı illerden, hemen hemen bütün iş arkadaşlarımızın olduğu şirketimizin organize ettiği IC Santai otelde bir haftasonu tatilindeydik.

Sadece cumartesi günü bir kaç saatlik kısa bir toplantının dışında denizin ve güneşin tadını çıkarttık. Cumartesi akşamı şık bir gala yemeğinde Betül Demir'in şarkılarıyla coştuk, dans ettik.

Aynı anda iki farklı şehirde olamayacağımdan İstanbul'u, Red Bull Air Race'i Aysun'a bırakmıştım. Yorumu sayfada, resimleri de bi kaç güne kadar eklemeye çalışacağız.

Bugün, yorgunum, uykusuzum ve işteyim.

Ama keyifliyim

Eski adıyla Altın Boynuz

Haliç...

Eski İstanbul...

Tarihi,bütün dinleri bütün ırklardan insan çeşitlerini birarada bulabileceğiniz çok eski bir yerleşim yeri. İki yıldır çok büyük bir organizasyona mekan oluyor. Altın Boynuz belki de o heybeti günlerine geri dönüyor yavaş yavaş.

RED BULL AİR RACE

Nereden nasıl başlayıp ne anlatabilirim bilmiyorum ama tek kelimeyle rüya gibiydi.
Evim Haliç’i ayaklarının altına aldığı için herşeyi saniye.saniye.çok rahat bir şekilde izleme imkanım oldu.Geçen seneki Red Bull yöneticilerinin yaptığı konuşmalar çok olumluydu.İstanbul’a özellikle Haliç’e hayran kaldıklarını ve pilotların bu parkuru çok sevdiklerini söylemişti.Tarihi açıdan, camilerin ve kiliselerin bir arada olması, ezan sesleriyle çan seslerinin karışması onları hayran bırakan bir diğer taraf.

Hazırlıklar 10 gün önce başladı. Hem Taş Kızak Tersanesi hazırlandı hem de açık olan eski Galata Köprüsü’nün Balat kanadı. Bu sene protokol için oldukça gösterişli ve geçen senenin 2 katı büyüklüğünde bir alan seçildi. Sahilde belirli noktalara büyük ekranlar konuldu.

Perşembe gecesi saat 3.00’de hataneden dönerken insanlar sahilde hummalı bir çalışma içerisindeydi. Cumartesi günü 11.00 gibi kapılar (hava kuleleri) şişirildi konuklar gelmeye sesler yükselmeye başladı ve İstiklal Marşımız okundu, start verildi. Başımı gökyüzüne kaldırdığımda bir kere daha Türk olmakla gururlandım ve tüylerimi diken diken eden Türk Hava Kurumu paraşütçüsünün Türk bayrağını Haliç semalarında dalgalandıra dalgalandıra indirmesiydi.Tek tek pilotlar hünerlerini sergilemeye başladılar. Bu sene kapı sayısı sanırım geçen seneden daha fazlaydı. Oldukça zorlandılar. Aralarda gösteriler yapıldı. İşte onlar bence yarıştan daha çok ilgi gördü. En üst zirveye çıkıp başını aşağıya verip döne döne inmek acayip bir adrenalin.

Bir ara gümbür gümbür bir ses geldi evlerin arasından gri parlak renkte heybetli bir uçak.
Heybetinden ve büyüklüğünden dolayı çok kıvrak değildi ama geçişi bile “vaav” demeye yetiyordu.Evlerin arasından çatıların üzerinden o kadar yakın geçiyordu ki elimi uzatsam dokunacaktım sanki.

Bence bir gösteriyi daha alnımızın akıyla güzel bir şekilde ağırladığımıza inanıyorum.Umarım
önümüzdeki sene yine tercih ediliriz.Türkiye’mizi İstanbul’umuzu tanıtmak açısından oldukça güzel bir fırsat.

Yoncacım o gün seninle birlikte izlemek isterdim.Umarım önümüzdeki sene böyle bir fırsatımız olur.

Aysun

Perşembe, Mayıs 31, 2007

Hisseli Harikalar Kumpanyası

Hisseli Harikalar Kumpanyası
Açıyor perdesini, açıyor
Harikalar dünyası burası
Herkese neşe saçıyor...



1979’da Egemen Bostancı yapımcılığında Melih Kibar-Çiğdem Talu şarkılarıyla perdesini açan “Hisseli Harikalar Kumpanyası” yeniden perdelerini açıyor.

26-27 Haziran’da Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’nda sergilendikten sonra Anadolu turnesine çıkıyor. Gala gecesinde seyretmek için çabalıyorum.

Pek fazla yerde duyurusu yapılmayan –yada benim göremediğim- müzikalin BonusCard sponsorluğunda olması ve BonusCard sahiplerine %20 indirimli olması.

İki gündür Biletix ve BKM arasında mekik dokuyorum. Çünkü Biletix gişelerinin bundan haberi yok, internette izi bile yok. Bugün son geldiğimiz durum call center yada internetten alabileceğimiz yönünde ama call center bilmiyor.

Bakalım ne zaman alabileceğiz biletleri?

Çarşamba, Mayıs 30, 2007

İstanbul'un Fethi

İstanbul'un Fethi'nin 554.yılı dün Haliç'te muhteşem ışık gösterileriyle kutlanmış. Büyükşehir Belediyesi'nin sitesinde resimleri görünce kaçırdığıma üzüldüm. Ne yalan söyliyim bu kadar güzel olabileceğini düşünmemiştim.



Pazar akşamı geç saatte arabayla Haliç'ten geçerken Mehter Takımı'nın provalarını görmüştüm ama lazer provasını görseydim kesinlikle bi yolunu bulur Haliç'e giderdim.



Üzüldüm.

29 Ekim'de Boğaz Köprüsü ile Kız Kulesi arasında daha güzeli olacakmış. Artık onu kaçırmam inşallah.





Gösteriyi benim gibi kaçırmış bir bloggerın sitesindeki videoyu seyretmenizi öneririm.

Nahnu

Ben hala bloguma video eklemeyi öğrenemedim :-(

Galata Konak Cafe


Manzara avcısı olarak dün akşam yeni bir mekanı keşfettim, arkadaşlarımla keşfettik. İlk bulan değilim elbette İstanbul Life dergisinden öğrenmiştim varlığını.

Aslında tatlılarıyla tanışıklığımız uzun yıllar öncesine dayanır. Valikonağı Caddesi'nde D&R'ın sırasında bir kaç basamakla inilen göz hizasının altındaki vitrininde her zaman baştan çıkarıcı pastalarıyla özel bir lezzet yeri olan Konak.

Galata'da bir binayı restore ederek Galata Konak Cafe adında hizmet verdiğini duyduğum günden beri gitmek için can atıyordum. İşte dün akşam kızlarla gittik, iyiki de gitmişiz.

Resimlere fazla yorum katmadan yayınlıyorum. Binanın içi çok güzel ve özenle dekore edilmiş. Özellikle lambalara ve duvardaki gravürlere bayıldım. Bina içindeki uzun yolculuktan sonra çatıda "işte İstanbul" diyorsunuz. Boğaz Köprüsü'nden başlayıp Eminönü'nü de kapsayan alabildiğine manzara. Fonda İncesaz, önüne baktığında -kafanızı kaldırmaya gerek yok- Galata Kulesi, çatılardaki martılar ve grimsi tüyleriyle yavruları.




Dün akşam çok güzel bir İstanbul masalı yaşadık. Size de tavsiye ederim.






Üstelik dün akşam ay dolunaya yaklaşıyordu.Mehtap seyretmek için de güzel bir mekan. Nasıl gideriz derseniz; Galata Kulesi'ni bulun. Sonra Beyoğlu Göz Hastanesi tabelalarını takip edin. Hastanenin önüne geldiğinizde bir bina ötesindeki yeşil bina.

Salı, Mayıs 29, 2007

Sabah Çikolatası

Sabah ofise gelip de masanızın üzerinde mor bir çikolata paketi görmek, ne olursa olsun insanı gülümsetiyor.

İşte bu sabah ben masamda böyle bir paket buldum. Kim olabilir diye düşündüğümde aklıma gelen ilk isim doğruydu.

Farklı tadları denemek konusundaki hevesimi bilen arkadaşım sınırlı sayıda üretilmiş orman meyveli Milka'yı masama bırakmış.

Teşekkürler Hande

Yaprak Dökümü

Çarşamba akşamları Avrupa Yakası'ndan fırsat buldukça reklam aralarında yada haftasonu tekrarlarında Yaprak Dökümü'nü izlemeye çalışıyorum.

Son yıllarda yapılan en başarılı ve gerçek dizi bana göre. Ne ağalar, ne silahlar ne de dehşet patlamalar var.

Bundan 60-70 yıl önce yazılan bir romanın günümüzle böyle örtüşmesi sadece şeklin değiştiği özde hayatın insanların hep aynı kaldığının göstergesi bana göre.

Reşat Nuri Güntekin'i rahmetle anmadan geçemeyeceğim böylesi bir romanı yazdığı için.

Artık ailede yaprak dökümü başladı. Yokuş aşağı freni boşalmış bir araba gibi; olanların önüne hiç kimse geçemiyor geçmeye çalışanı da ezip geçiyor.

Herkes sonunu bilse de hikayenin en çok izlenen dizi olması, rating savaşlarının top tüfek kullanmadan kan akıtmadan da kazanılacağını gösteriyor.

Tabi anlayana...

Pazartesi, Mayıs 28, 2007

Haliç'te Yine Şenlik Var

Kırmızı Kilise'nin önünden geçerken
Red Bull'un Haliç'te ilkini geçen yıl yaptığı Air Race cumartesi günü 12:00'de. Locadan yerim olmasına rağmen geçen sene şehir dışında olmam nedeniyle izleyememiş ve bu seneyi planlamıştım.

Gel gör ki bu sene de red edemeyeciğim bir teklifle haftasonunu Antalya'da geçiricem inşallah.

Konuk bir yorumcu ayarlayabilirsem, belki bu sayfalardan okuyabilirsiniz.

Aysun??????????????

İstanbul 2006'nın Fotoğrafları

Pazartesi, Mayıs 21, 2007

Özlediğime... Dedeme

23 Mart sabahı internette dolaşırken gördüğüm kişisel bir web sayfası dedem için internet sitesi hazırlama fikrinin doğmasına neden oldu. Yayına başlama tarihi olarak da öldüğü gün olan 21 Mayıs'ın son derece anlamlı olacağını düşündüm. Ve o günden sonra hummalı bir çalışma başladı bende. Araştırdıkça, konuştukça, resimlere baktıkça dedemi daha çok yaşamaya hissetmeye başladım.

Kendi sitesi arifkaraduman.blogspot.com'da çok daha fazla detayı bulacaksınız ama benim duygularımı anlattığım yazının bir kısmını burda da paylaşmak istedim...

Her çocuk gibi şekeri çok severdim. Hacıbabamın cebinde de sürekli kaynana şekeri olduğundan annemden gizli ondan isterdim. İyi duymadığı için kulağına fısıldayabilmek için koltuğun kenarına çıkar, kapılara tırmanırdım. Ama her seferinde duymadığı için biraz daha yüksek sesle söyler ve anneme yakalanırdık.

Yan yana evlerde oturduğumuz için sıklıkla bize gelirdi. Bir şeyler okumak için bizde bıraktığı siyah kalın çerçeveli, bir camı çatlak, kırık sapı yerine ip bağlanmış eski gözlüğünü takmayı çok severdim. Çünkü onunla yere baktığımda düz yeri yokuş gibi görür ve yürümeye çalışırdım. Rivayet odur ki o gözlüğü takmaktan gözlerimi bozmuşum.

Hayatta hiç bir şeyden şikayet ettiğini, beğenmediğini görmedim. Makarnayı şekerle yemesini, çayı kaşık kaşık içmesini, her Milli Piyango çekilişinde mutlaka bileti olmasını, takvim yapraklarını büyük bir ciddiyetle okumasını, günü gelmemiş takvim yapraklarını açıp resimlerine bakıp yaprakların arasını kabartılmasından hoşlanmamasına, cebinden eksik olmayan kaynana şekerlerini, ellerini ovuşturup kuvvetle şaklatmasını, üzgünse of çekmesini, keyifliyse neşeli tekerlemeler söylemesini unutmadım.

Ve onu çok özledim.

Cuma, Mayıs 18, 2007

Dere Yatağında Akar

Hayatta bazen iki seçenek vardır karşında.

Konuşmak

yada

susmak.

Konuşmak bir yere götüremeyecekse, boşa konuşmaktansa susmayı tercih edersin. Hiç kimseye, kendine bile konuşmazsın.

Konuşmamak; unutmaktan yada yok saymaktan değil. Sadece tercihini susmaktan yana kullanmaktan.

Doğru bir seçim mi dersen?

Bazen kaşınan yaraları kaşımamak, önce savmasını beklemek lazım. Doğru hareketler, doğru sözler doğru zamanda yapıldıklarında söylendiklerinde doğru olurlar.

Nasıl ki yatağında akan dereyi başka yöne çevirmek zor; içinden geçeni de zorla tersine döndürmek yerine akıp akıp kendi kendine arınmasını beklemeli.

Gül Zamanı

galeri.istanbul.gov.tr/ celile yılmaz
Okumaktan çok keyif aldığım her günü bir yaprakta yaşayan takvimin 15 Mayıs tarihli yaprağında "Gül Mevsimi" yazıyordu.

Günlerdir bende de bir gül zamanı sözcüğüdür gidiyordu. Sitenin giriş kapısını boydan boya saran beyaz sarmaşık gül, evlerin bahçelerinde yol kenarlarında rengarenk açan güllerle gül cennetinde yaşar gibiyim.

Bir de hanımelleri.

Onlar da açmış. Durup koklamak, yaşamı hissetmek lazım.

Çarşamba, Mayıs 16, 2007

Az Kaldı

21 Mayıs hazırlıkları tamamlanmak üzere. Bütün günlerim ve gecelerim onunla geçtiği için dönüp de kendi siteme bir şey yazamıyorum.

Ne mi yapıyorum?

Çok sevdiğim dedem, hacıbabam için bir internet sitesi. Onun hayatını, ondan kalanları, onu hatırlatanların olacağı kişisel bir site.

Teyzelerimi, dayılarımı gezip eski resimleri topluyorum; onlarla konuşup şimdiye kadar hiç duymadığım şeyleri öğreniyorum. Gördüğüm, bulduğum her yeni şeyle inanılmaz heyecanlanıyorum, mutlu oluyorum.

Ama hala çok eksik var.

21 Mayıs'ta şimdiye kadar topladıklarımla yayında olacağım. Ama araştırmalarım devam edecek. Çanakkale ve Rize cephelerinden yeni resimler ve hikayelerle dönmeyi planlıyorum.

Şimdi bakarsanız bir şey yok ama adresi şimdiden veriyim.

http://arifkaraduman.blogspot.com

Çarşamba, Mayıs 09, 2007

Akşam Kuşları

Bu yürek yerine sığmıyor. Çıkıp gitmek, kaçıp kurtulmak istiyor. Yaz akşam üstlerinde saklandıkları yerden havalanıp çığlık çığlığa bağırarak sağdan sola öbek öbek uçuşan kuşlar gibi...

Sadece uçan bir karaltı halinde küçük kuşlar, süratle uçan ve hep bana yaz akşamlarını hatırlatan çığlıkları.

Garip bir huzur, biraz hüzün, biraz akşamın yalnızlığı, çöken karanlık.

Ve karanlıkta bile uçup çığlık atabilmek.

Pazartesi, Mayıs 07, 2007

Hıdrellez Böyle Geçti

Ahırkapı yine çok şenlikliydi. Daha kalabalık, daha organize ve daha güvenlikliydi. Ancak Sultanahmet'ten Ahırkapı'ya inen yollara yönlendirici bi şeyler -broşür, tabela, ilan- konulmaması sürekli olarak acaba doğru yolda mıyım diye düşündürüyor. Sahilden giderseniz kesinlikle bulmak daha kolay.
Dilek Duvarı

Sokakları dolaşıp; dilek duvarı ve nahıla dileklerimizi astıktan sonra Buzuki Orhan'la eğlendik. Bu sene havanın sıcak olması eğlenceyi daha da keyifli kıldı.

Nahıl

Buzuki Orhan ve eğlenen kalabalık

Geçen seneki dileklerimi sorarsanız olmadı -ama nahıl yanmıştı-. Bu sene yandığı yönünde bir haber yok görücez bakalım olacak mı?

Umut...

Hiç bitmez :)

Cuma, Mayıs 04, 2007

Ben FikriMühim'im

Evet ben bir FikriMühim'im. Ve ilk kampanyamın ürünü Dimes'in Ayva Nektarını bugün denedim ve arkadaşlarıma da denetiyorum.


Öncelikle FikriMühim kimdir?

FikriMühim, dinamik ve proaktif bir kişiliktir. Dünyada ve çevresinde nelerin olup bittiğine duyarlı, araştırmayı, öğrenmeyi seven, yaşamdan zevk almasını bilen ve fikir yürütmeye meraklı herkes bir FikriMühim’dir.Yetkin oldukları alanlarda fikirlerini insanlarla paylaşmayı ve onlara yardımcı olmayı severler. Aileleri, dostları ve çevrelerindeki insanlar, onların tavsiyelerine güvenir ve onlara sık sık danışır. FikriMühimler, mühim fikirleriyle insanları harekete geçirme konusunda oldukça başarılıdır.
FikriMühimler, internet, televizyon, radyo, gazete ve dergileri günübirlik takip ederek bilgilerini sürekli güncel tutarlar. Yeni bilgileri kendi eleştiri süzgeçlerinden geçirmeden kabul etmezler. Eleştirileri düzeyli ve akılcıdır. Beğendikleri ya da beğenmedikleri bir konuyu, sözlü ya da yazılı olarak insanlarla paylaşmaktan çekinmezler. (FikriMühim'in kendi tarifi)

Neden FikriMühim oldum?

FikriMühim Türkiye’nin ilk WOMM (Word of Mouth Marketing – Ağızdan Ağıza Pazarlama) hareketi. Öncelikle mesleğim olan pazarlama alanındaki böyle bir harekette olmak beni sevindiriyor. Yeniliklerden ilk haberdar olmak, ilk deneyen olmak ve düşüncelerimin üreticileri yönlendirebilecek olması cazip geldi. Ve yukarıdaki tanım da tıpkı ben olduğu için FikriMühim oldum.

İsteyen herkes FikriMühim olabilir benim gibi.

Gelelim ilk kampanyama :)

Öncelikle şunu belirtiyim FikfiMühim tarafsız olmayı gerektiriyor. Beğendiğine beğendim, beğenmediğine de beğenmedim demek olmazsa olmaz.

Ayva nektarını ilk kokladığımda canım ayva tatlısı istedi. İçtiğimde de ayvanın doyurucu tadı kaldı ağzımda. Ve ilk düşündüğüm şimdiye kadar güzel diye ısırıp lezzetsiz yemek zorunda kaldığım ayvaları üzüntüyle anmak oldu.

Yoğunluk açısından da başarılı. Ve en önemlisi ayvanın faydalarının bu ürünle çok daha yoğun olarak alınabilmesi

Ayva;
•İçerdiği yüksek lif oranı ile sindirim sistemini düzenlemeye yardımcı olur.
•Mide ve bağırsakların güçlenmesine fayda sağlar.
•Kanı temizlemeye yardım eder.
•Karaciğerin daha iyi çalışmasına destek olur.
•Bronşit ve öksürük tedavisinde etkin rol oynar.
•Strese karşı etkilidir.
•Çarpıntıyı dindirmeye yardımcı olur.

Hıdrellez 2007

Yarın Hıdrellez...

Ve yine Ahırkapı'da olmayı planlıyoruz. Sabaha karşı da balkondaki gülün dibinde.

Tüm dileklerinizin gerçekleşmesi dileğiyle.

Pazartesi, Nisan 30, 2007

21 gün kaldı

Çok güzel bir projeyle uğraşıyorum şu günlerde. Her gün elime başka bir resim, başka bir hatıra ulaşıyor. Cümleler kağıtta yan yana dizilmek için sabırsızlanıyor. Proje için verdiğim her çaba beni inanılmaz mutlu ediyor.

Şimdilik ne olduğunu söylemiyorum. 21 gün sonra hep birlikte göreceğiz, okuyacağız.

SON

Çok önce, o çok sevilen şiirin ilk kıtasını yazmıştım. Fakat o zaman ikinci kıtasını yazmaya ne gücüm, ne cesaretim ne de isteğim vardı.

Ve bugün* SON

Geçti, istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme artık neye yarar?


*Bugün: 30 Nisan. Yarın 1 Mayıs. Baharın ayı, taze başlangıçların zamanı

Çarşamba, Nisan 18, 2007

Damıtılmış Sözler - Gün

Bugünümüz saadetle geçmedikçe yarın diye bir şey yoktur. (Sophokles)

İyi günler de gelir geçer, kötü günler de. (Firdevsi)

İki günü bir olan ziyandadır. (Hz. Muhammed)

Kişi bugünü görmek gerek geçeni komak gerek. (Sinan Paşa)

Pazartesi, Nisan 16, 2007

Ben

Bana neden yazmadığımı sormayın.

Nedenini ben de yeni farkettim; şimdiye kadar onlarca bahane bulup kendimi kandırdığımı sanırken.

Hayatta başkalarını değil de, en çok en kolay kendimizi kandırabildiğimizi gördüm.

Bulduğum yazmama nedenimi tedavi etmek için zamana ihtiyacım var. Tedavi sonunda yazmaya başlar mıyım yoksa tamamen mi bırakırım bilmiyorum.

Zaman şüphesiz her şeyi unutturuyor. Kırgınlıkları, kızgınlıkları ama bir tek şeyi unutturmuyor.

Sevmeyi...

Zaten sevmekten de vazgeçtin mi bil ki yoksun artık.

Perşembe, Nisan 05, 2007

Sergi- "Bir Kul, Bir Resul"


Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri kapsamında “Bir Kul, Bir Resul” adıyla Sultanahmet'te ki Türk İslam Eserleri müzesinde bir sergi açılmış. 1-15 Nisan tarihleri arasında 9:00-16:30 arasında görmenizi öneririm.

Sergide yer alan eserlerin önemli bir bölümünü müzelerde korunan ancak teşhir edilemeyen eserler oluşturuyor. Sergi için Türk ve İslam Eserleri Müzesi, Topkapı Sarayı Müzesi, Konya Müzesi, İstanbul Türbeler Müzesi Müdürlüğü koleksiyonları, Süleymaniye Kütüphanesi ile İstanbul Hırka-i Şerif Camii Hizmet Vakfı’ndan seçilen 130 eser bir araya getirildi. Hz. Muhammed’in gömleği, sandaleti, sakal-ı şeriflerinin yanı sıra, Kur’an-ı Kerim’lerin 8.-19. yüzyıla ait örnekleri ve hat levhalarının yer alacağı sergide, bugüne kadar sergilenmemiş olan Hz. Muhammed’in hadislerinin Müslimi, Tahavi, Buhari ve Tırmizi’nin kaleme aldığı Hadis şerhlerinin 14.-15. yüzyıla ait örnekleri gün ışığına çıkacak.

Okuduğumda beni oldukça heyecanlandıran sergiye maalesef bu hafta sonu şehir dışında eğitimim olduğu için gidemiyeceğim. Tek şansım gelecek haftasonu, umarım bir aksilik çıkmaz.

Nerede okuduğumu tam olarak hatırlamıyorum ama bir ara müzelerin akşamları da açık olması ile ilgili bir proje vardı. Umarım yakında uygulamaya geçer

Salı, Nisan 03, 2007

Dolu(n)Ay

Dün gece çok güzel bir dolunay vardı, sanki sadece İstanbul'a doğan bütün gece onunla kalan. Her adımda bulunduğu yerle farklı bir anlam kazanan, Taksim'de, Haliç'in üstünde, caminin minareleri arasında...

En güzel dolunay Lebiderya'da, Zeyrekhane'de.

Doğduğun yaşadığın şehri bir de aşkla yaşayınca; her penceresi, her adımı, her dolunayı, her ışığı farklı bir anlam kazanıyor. Kaybedince de, yaşadığın şehir ve onun her şeyi, hiç bir şeyi unutturmuyor.