Literatürde ki karşılığı;
1. Vücutta boşluklar içinde bulunan yabancı cisimleri, hasta veya zararlı sayılan dokuları kazıyarak alma, kazıma.
2. Döl yatağının içini kazıyıp cenini alma işi.
Ehli, uzmanı yapmalı ki öldürmesin kurtarsın bedeni istenmeyenden, zararlı olandan...
Ruha işlemiş, niyetlenip niyetlenip söküp atmaya cesaret edilemeyen aşkları, sevdaları, sevgilileri kazımak da mümkün olsa...
Gidip gidip; geriye dönüp baktığında hala orda durduğunu görüp, canını yakmaya devam eden...
Rüyada bir kadın, "kürtaj yapacağım" diyor "ama canın yanacak" oysa ne bir hamilelik, ne başka bir şey...
Sıçrayarak uykudan "hayırdır inşallah" derken
???
"Kadın ruhlarının kürtaja ihtiyacı var mesajı taşıyan ilahi bir rüyaydı" da karar kılıyorum
Ruh etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ruh etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pazartesi, Haziran 06, 2011
Pazartesi, Mayıs 30, 2011
Dur!
Durup da içime bakmayalı onunla konuşmayalı, paylaştıklarımızı yazmayalı ne kadar olmuş???
Nedense çok zamanmış gibi...
Hep yetişecek bir şeyler, yapılacak işler, tamamlanması gereken sorumlulukların başkalarına verilen sözleri tutmanın koşturmasında O'na uzak kaldım.
Oysa O'nu dinlemeden O'na dost olmadan hangi dosta faydam hangi harfe katacak harfim olabilir ki???
Çeşitli hediyelerle, farklı meşguliyetlerle, telaşlarımda O'nu da kalabalıklarıma çekip gürültülerde sesini daha az duymaya çalışmak mı yaptığım???
Unut...
Beni;
Benim sen, senin ben olduğunu;
Beni besleyenin sen olduğunu;
Harfleri kelimelere; kelimeleri sözcüklere dönüştürüp bu hayatla derdini anlatan ruhun sen olduğunu...
Renkli fotoğrafların altına yazılan bir kaç cümlenin sadece sen olamayacağını...
Bir günden bir güne; yarım kalan işlerle, yetişilemeyen randevularla, tutulamayan sözlerle "ne kadar da meşgul" olduğunu sanıyorsan; "ne kadar boş" olduğunu farkedemiyorsan...
****
"Eğer cennetteyken her gün cehennemi seyredip şükrediyorsan, her gün gördüğün şey cehennemdir"
Nedense çok zamanmış gibi...
Hep yetişecek bir şeyler, yapılacak işler, tamamlanması gereken sorumlulukların başkalarına verilen sözleri tutmanın koşturmasında O'na uzak kaldım.
Oysa O'nu dinlemeden O'na dost olmadan hangi dosta faydam hangi harfe katacak harfim olabilir ki???
Çeşitli hediyelerle, farklı meşguliyetlerle, telaşlarımda O'nu da kalabalıklarıma çekip gürültülerde sesini daha az duymaya çalışmak mı yaptığım???
Unut...
Beni;
Benim sen, senin ben olduğunu;
Beni besleyenin sen olduğunu;
Harfleri kelimelere; kelimeleri sözcüklere dönüştürüp bu hayatla derdini anlatan ruhun sen olduğunu...
Renkli fotoğrafların altına yazılan bir kaç cümlenin sadece sen olamayacağını...
Bir günden bir güne; yarım kalan işlerle, yetişilemeyen randevularla, tutulamayan sözlerle "ne kadar da meşgul" olduğunu sanıyorsan; "ne kadar boş" olduğunu farkedemiyorsan...
Kendine sormadan "nedir halin, var mıdır arzun dertleşeceğin benle?" konuşma sen de benle...
****
"Eğer cennetteyken her gün cehennemi seyredip şükrediyorsan, her gün gördüğün şey cehennemdir"
Tek Suçlu Beyniniz - Yasemin Soysal
Etiketler:
beden,
Gök gürültüsü,
hesaplaşma,
İş,
Kalabalık,
randevu,
Ruh,
sitem,
söz,
Zaman
Cuma, Mart 11, 2011
Ruhlar Konuşması
Neden bu kadar alıngan, kuruntuluyum acaba?
Nasıl, kim gibi sevildiğimi bilememek olabilir mi?
Şımarık bir kedi gibi dolanıp dolanıp etrafinda beni görmen sevmen için uğraşmaktan yorulmuş olamaz mıyım?
Sevmesem görüşür müyüm, senin için yapar mıyım sürprizler? diyorsan eğer...
Haklısın, derim.
Ama o zaman bir uzak bir yakın olmamızı da anlat bana, anlat ki anlıyim...
Ne zaman uzağım, konuşmadığımız görüşmediğimiz zamanlarda da unutmuyorum ki seni yakınsın sen hep benim ruhuma, diyorsan eğer...
Benim ruhum senin kadar olgun değil sevildiğini bilmek, sevdiğine dokunmak istiyor, bilmeni istiyorum
Nasıl, kim gibi sevildiğimi bilememek olabilir mi?
Şımarık bir kedi gibi dolanıp dolanıp etrafinda beni görmen sevmen için uğraşmaktan yorulmuş olamaz mıyım?
Sevmesem görüşür müyüm, senin için yapar mıyım sürprizler? diyorsan eğer...
Haklısın, derim.
Ama o zaman bir uzak bir yakın olmamızı da anlat bana, anlat ki anlıyim...
Ne zaman uzağım, konuşmadığımız görüşmediğimiz zamanlarda da unutmuyorum ki seni yakınsın sen hep benim ruhuma, diyorsan eğer...
Benim ruhum senin kadar olgun değil sevildiğini bilmek, sevdiğine dokunmak istiyor, bilmeni istiyorum
Çarşamba, Kasım 03, 2010
Tutarsız havanın tutarsız ruhları...
Gecenin erken çöken karanlığı, günlük hayatın sıkıntıları bardağın boş tarafına baktırırken; gözyaşları neden boş burası diyip dolu olanı da boşaltıyor her geçen dakika.
Dolu boşa üzülüyor; üzüldüğü için biraz daha azalıyor her seferinde...
Azalan damlalar buharlaşıp göğe yükseliyor ;
Buharla birlikte ruh da çıkıp bedenden yükseklere yol alırken, dönüp ardına bakıyor.
"Ne çok şeyin varmış senin aslında" diyor
Elin, ayağın, gözün, kalbin, kulakların, bedenin, ruhun
Hayallerin, umutların
Sevdiklerin, sevenlerin
İşin, imkanların
Bunları farkedebilecek bilincin
Yazacak kalemin
Anlayacak dostların
Ruh bedene dönüyor, buhar su damlası olup bardağı doluyor ...
Dolu boşa üzülüyor; üzüldüğü için biraz daha azalıyor her seferinde...
Azalan damlalar buharlaşıp göğe yükseliyor ;
Buharla birlikte ruh da çıkıp bedenden yükseklere yol alırken, dönüp ardına bakıyor.
"Ne çok şeyin varmış senin aslında" diyor
Elin, ayağın, gözün, kalbin, kulakların, bedenin, ruhun
Hayallerin, umutların
Sevdiklerin, sevenlerin
İşin, imkanların
Bunları farkedebilecek bilincin
Yazacak kalemin
Anlayacak dostların
Ruh bedene dönüyor, buhar su damlası olup bardağı doluyor ...
Çarşamba, Ekim 20, 2010
Bugün günlerden ne, be kimim?
haftanın ilk günü belli, bugün günlerden ne diye sormana gerek yok.
Çarşamba-perşembe gibi boyle bir kendini bilmezlik peyda oluyor.
Bugün günlerde ne???
Pazartesi olsa n'olur cuma olsa n'olur sanki...
Çalışmaya gelmişiz bu dünyaya, sabah kalk git çalış akşam gel çalış yat. Ne farkeder hangi gün olmuş. Bitmiyor hafta daha calışacaksınız deseler makine arıza verene kadar durmak yok.
Adın ne deseler sen kimsin deseler kartvizitimi okurum, gerisi yok. Ruhum yok ki bedenimde ben bu cevapları verirken bu soruları sorarken...
O tatillerde giriyor bedenime, keyifli olduğumda geliyor.
İyi gun dostumu ne bu ruhum, hep kaçak...
Çarşamba-perşembe gibi boyle bir kendini bilmezlik peyda oluyor.
Bugün günlerde ne???
Pazartesi olsa n'olur cuma olsa n'olur sanki...
Çalışmaya gelmişiz bu dünyaya, sabah kalk git çalış akşam gel çalış yat. Ne farkeder hangi gün olmuş. Bitmiyor hafta daha calışacaksınız deseler makine arıza verene kadar durmak yok.
Adın ne deseler sen kimsin deseler kartvizitimi okurum, gerisi yok. Ruhum yok ki bedenimde ben bu cevapları verirken bu soruları sorarken...
O tatillerde giriyor bedenime, keyifli olduğumda geliyor.
İyi gun dostumu ne bu ruhum, hep kaçak...
Perşembe, Nisan 15, 2010
Beyin kaydeder, Ruh yaşar...
Yaşadığımız her anı biz farkında olsak da olmasak da beyin kaydediyor, zamanı geldiğinde çıkartıp karşına "al işte" - "bu" diyor.
Ama ruh beyinden farklı çalışıyor, istemediklerini yaşamıyor, yok sayıyor.
Koştur koştur bi şeyler yaparken, sağa sola emirler yağdırırken beyin; çoğu zaman ruh sırtını dönüp kollarını bağlayıp somurtarak ilgilenmiyor olan bitenle.
Ondan sonra biri sorunca "eee naptın bugün?"
"hiiiiiiiiiiiç" diyor ruh
Ama ruh beyinden farklı çalışıyor, istemediklerini yaşamıyor, yok sayıyor.
Koştur koştur bi şeyler yaparken, sağa sola emirler yağdırırken beyin; çoğu zaman ruh sırtını dönüp kollarını bağlayıp somurtarak ilgilenmiyor olan bitenle.
Ondan sonra biri sorunca "eee naptın bugün?"
"hiiiiiiiiiiiç" diyor ruh
Cumartesi, Mart 27, 2010
Öz
Michelangelo demiş ki;
"en büyük tehlike yüksek hedefler belirleyip bunları yerine getirememek değil, düşük hedefler belirleyip onlara ulaşmaktır"
Ken Robinson'ın Öz adlı kitabı Doğan Kitap'tan çıkmış.
Bugün gazetede hakkında çıkan yazı sayesinde haberdar oldum. Benim derdime çare olur mu acaba?
Nerde o gözü kara, cesur, kara koyun olmaktan korkmayan çocuk?
Öyle başlayıp şimdi sürüdeki koyunlardan biri olmadık mı hepimiz?
Tamam arada bir yünlerimizi mora yeşile boyuyoruz, arada bir sürüden bir boy havaya zıplayıp ben buradayım diyoruz, doğru düzgün yolumuzda giderken uçurumun kenarındaki renkli çiçeği görmek için yoldan çıkıyoruz, ağzımıza alıp kalemi yazılar yazıyoruz.
Ama ömrümüzün büyük bir bölümünü sürüdeki sıradan bir koyun olarak geçirmiyor muyuz?
Farklı bir şeylerle uğraşmaya yeltindiğimizdeyse beynimizde oluşan kalıpların dışına çıkıp da farklı bir şeyler üretmek istesek de, aynı bahçenin içinde dolanıp dolanıp aynı duvara toslamıyor muyuz?
"en büyük tehlike yüksek hedefler belirleyip bunları yerine getirememek değil, düşük hedefler belirleyip onlara ulaşmaktır"
Ken Robinson'ın Öz adlı kitabı Doğan Kitap'tan çıkmış.
Bugün gazetede hakkında çıkan yazı sayesinde haberdar oldum. Benim derdime çare olur mu acaba?
Nerde o gözü kara, cesur, kara koyun olmaktan korkmayan çocuk?
Öyle başlayıp şimdi sürüdeki koyunlardan biri olmadık mı hepimiz?
Tamam arada bir yünlerimizi mora yeşile boyuyoruz, arada bir sürüden bir boy havaya zıplayıp ben buradayım diyoruz, doğru düzgün yolumuzda giderken uçurumun kenarındaki renkli çiçeği görmek için yoldan çıkıyoruz, ağzımıza alıp kalemi yazılar yazıyoruz.
Ama ömrümüzün büyük bir bölümünü sürüdeki sıradan bir koyun olarak geçirmiyor muyuz?
Farklı bir şeylerle uğraşmaya yeltindiğimizdeyse beynimizde oluşan kalıpların dışına çıkıp da farklı bir şeyler üretmek istesek de, aynı bahçenin içinde dolanıp dolanıp aynı duvara toslamıyor muyuz?
Cuma, Ekim 10, 2008
Ruh Sağlığı
Bugün 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı günü.
Herkese sağlıklı ruhlar diliyorum :)

Ben de dün akşam tv reklamlarında farkettim bugün de ziyaret edip ruhum biraz şifa bulsun diye düşünmüştüm ama o kadar ruhsuz bir siteleri var ki; bırakın ruh sağlığı bozuk birinin ilgilenmesini iyi durumda olan bile dönüp bakmaz. Bi şeyleri okumak, konudan konuya geçip bilgileniyim deme isteği yok. Hem de benim gibi okuma öğrenme isteği had safhada birisi için.
Güne ait etkinlik programını merakla açtım, neler var diye. Hangi kanalda hangi saatte reklamlarının çıkacağını, kimin hangi programda konuşacağı yazıyor. Yani etkinlikten anladıkları bu. Aslında kendi kendilerine eğleniyor camianın üyeleri yoksa halkla durumun hiiiiç alakası yok.
Bu arada 10 Eylül'de dünya intiharı önleme günüymüş. Böyle günler insanların hayatına ne katıyor merak etmiyor değilim hani.
Piyasaların alt üst olduğu, Amerika'da krizden dolayı intihar vakalarının artacağı beklentisi yükselirken Dünya Ruh Sağlığı günü aman da ne etkili olurmuş ;)
Sanırım Dünya Ruh Sağlığı gününün ruhu yok, üzgünüm
Herkese sağlıklı ruhlar diliyorum :)

Ben de dün akşam tv reklamlarında farkettim bugün de ziyaret edip ruhum biraz şifa bulsun diye düşünmüştüm ama o kadar ruhsuz bir siteleri var ki; bırakın ruh sağlığı bozuk birinin ilgilenmesini iyi durumda olan bile dönüp bakmaz. Bi şeyleri okumak, konudan konuya geçip bilgileniyim deme isteği yok. Hem de benim gibi okuma öğrenme isteği had safhada birisi için.
Güne ait etkinlik programını merakla açtım, neler var diye. Hangi kanalda hangi saatte reklamlarının çıkacağını, kimin hangi programda konuşacağı yazıyor. Yani etkinlikten anladıkları bu. Aslında kendi kendilerine eğleniyor camianın üyeleri yoksa halkla durumun hiiiiç alakası yok.
Bu arada 10 Eylül'de dünya intiharı önleme günüymüş. Böyle günler insanların hayatına ne katıyor merak etmiyor değilim hani.
Piyasaların alt üst olduğu, Amerika'da krizden dolayı intihar vakalarının artacağı beklentisi yükselirken Dünya Ruh Sağlığı günü aman da ne etkili olurmuş ;)
Sanırım Dünya Ruh Sağlığı gününün ruhu yok, üzgünüm
Cumartesi, Haziran 07, 2008
İyi Bir Hayat
Dün şirketimin düzenlediği kişisel gelişim seminerinde Ender Saraç'ı dinledim. Kitaplarını beğenerek okuduğum bedenle ruhunun kainatla uyumunu çok güzel ilişkilendiren bir insan.
Seminerdeki ilk cümleleri de bunu gösteriyordu zaten.
"Bu dünyada var olmanızın bir tesadüf olduğunu düşünüyorsanız çok yanılıyorsunuz. Her ruh bu boyuttaki tekamülünü tamamlamak için bedenlenmiştir. Ve o bedene nasıl isterseniz öyle davranırsınız. Sonuçta hepimiz recycle olacağız."
Aynen bu kelimeyi kullandı. Yabancı bir kelimeyle söylendiğinde bize ait değilmiş gibi geliyor.
Kitaplarında yazanlardan çok farklı bir şey anlatmadı aslında ama dinlemek keyifliydi. Önce önemli notlar; yurtdışında yeni katıldığı toplantılarda bel çevresi ölçüsünün değiştiğini söyledi.
Bel çevresi erkeklerde 94, kadınlarda 88'i geçtiğinde tehlike çanları çalmaya başlıyor. Ne yapın edin kendinize özen gösterin yağları atın vücudunuzdan kası suyu değil diye de uyardı.
En iyi enerji içeceği sade kahveymiş.
Cola, ıce tea önermediği içecekler. En iyisi maden suyu.
Vişne çok iyi bir antioksidan. İngilizcede sonu berry ile biten tüm meyveler strawberry, blackberry, raspberry-mor meyveler- en ideal reçeller. Ancak bunlarda da şeker yerine elma suyuyla tatlandırılmış olması daha uygunmuş. Bu elma suyuyla tatlandırmadan bir kaç yerde daha bahsetti bu konuyu araştıracağım. Çünkü bir meyve suyu firmasının çıkardığı ıce tea'de tatlandırıcı değil elma suyu varmış. Israrla marka vermedi ama ben bulurum :) Daha sağlıklıymış.
Dil temizliği üzerinde özellikle durdu. Bütün gece vücut çalışıp toksinleri biriktiriyor ve sabah biz de atıyoruz. Bu toksinler sindirim sisteminin başında ve sonunda toplanıyor. Sonunu anlatmama gerek yok her bünye dopal olarak bu kısmını hallediyor. Ancak sindirim sisteminin ilk noktası olan ağızda ve dilde birikenleri bir şey yiyip içmeden temizlemezsek vücuda geri dönüyormuş. İlk işim bir dil temizleyicisi almak olacak. Çünkü çok mantıklı geldi.
Hepimiz sabah kahvaltılarını simit, poğaça, peynir, ekmekle yapıyoruz. Hepsi mayalı ürünler ve ilerleyen zamanla birlikte sorunlara yol açıyormuş. Lor, çökelek gibi peynirleri, yeşil biber, zeytini öneriyor. Ve tabi mor reçelleri. 3-4 gün böyle 3-4 günde müsli gibi ürünlerle tahıllı bir kahvaltı.
Atıştırmak için her gün 3-4 tane ceviz yada 10 tane fındık yada antep fıstığı yada kaju fıstık. Ama hepsini birden değil :)
Akşam atıştırmaları için de sarı leblebi, kuru meyve kuru erik gibi mor şeyler.
Öğlenleri beyaz protein, tavuk-balık.
Akşamları haftada 2 gün bakliyat, 5 gün de sebze öneriyor. Kırmızı ete ayda sadece 3 kez izin var.
Aslında benim sırrım da böylece ortaya çıkıyor. Kırmızı eti sevmem, tavuk balığı derileriyle yağlı yerleriyle asla yemem. Sebze severim. Abur cubur da yerim ama bir iki parça çikolata, bir küçük dilim tatlı bana yeter de artar bile.
Aslında tüm yaşamı çok güzel özetliyor. İnsan bir bigisayar doğduğunda kusursuz bir programla yüklü. Zamanla iç ve dış etkenlerle kötü alışkanlıklar, kötü beslenmeyle bir takım virüsler bulaşıyor. Nasıl ki virüsler bulaştıkça bilgisayar sorunlar çıkarmaya, takılıp kalmaya başlıyorsa aynen bize de öyle oluyor.

Ne yapmak lazım? Önce iyi bir antivirüs programı yüklemek gerekiyor, kendimizi yeniden programlayarak bu yönde sistemi çalıştırmalıyız.
İyi bir antivirüs=detoks.
Öyle özel kamplara falan giderek yeşil sular içerek olması da şart değil. Zararlı şeyleri çıkarın hayatınızdan sigara, alkol, kırmızı et, un liste uzar gider. 40 gün devam edin.
Ama aynı zamanda ruha da detoks yapmak lazım. Çünkü o da zamanla kirleniyor. Kuşlara su verin, ihtiyacı olanlara maddi manevi yardımda bulunun, çocukları sevindirin.
Beğendiğim bir yorumu da bu dünyada paraya odaklanmışız ama recycle olduktan sonra iyilikleriniz sizin servetiniz olacak. Üstelik bunun için paraya ihyiyacımız bile yok. Ne en iyi üniversiteyi bitirmiş olmak, ne prezantabl olmak, ne iyi bir işin olmasına gerek yok. Sevgimizi, desteğimizi vermek yeter.
Bana iyi geldi bu seminer. Zaten son bir haftadır hayatımda ilginç deneyimler, tesadüfler, etkileşimler, enerjiler yaşıyorum. Bunun da böyle bir döneme gelmesi tesadüf olmasa gerek diye düşünüyorum. Bu süreçte yeniden yazmaya başladım. -blogumu kastetmiyorum- Defterime renkli kalemlerimle -yeni kalemler aldım- yeşil şükrettiklerim, pembe gördüğüm rüyalar, mor olmasını istediklerim için.
İlk günlerde farkettim ki bilgisayarda yaza yaza el yazısından uzaklaşmışım. Oysaki akıldan geçenler harfleri çizerek yazıya dönüştüğünde daha çok şey ifade ediyor. Tuşlara dokunan parmaklar birbiri ardına aynı hareketleri yapıyor hangi harfe bastığının önemi yok hepsi düz birbirinin aynı tuşlar. İşte o gün karar verdim, renkli kalemlerimle sakin sakin güzel güzel yazmaya. Hemen uyum sağladık birbirimize. Artık mutluyum. Şimdi kalemlerim de çantamda geziyor. İşte de evde de rengarenk ve güzel yazıyorum.
Siz de bugün bir karar verin. Bir şeyleri hayatınızdan çıkarıp yerine iyi güzel şeyleri koyun. Bu bir yiyecek de olur, bir alışkanlık da, bir duyguda, birisi de. Bir liste yapın bir tarafa hayatınızdan çıkarmak istediklerinizi, diğer yana da eklemek istediklerinizi yazın. Sonra gerçeğe dönüştürdüğünüz her ekleme çıkarmanın üstünü çizin.
Yazmak, yapmak istediklerimizde ne kadar kararlı olduğumuzun kendi kendimize ispatı aslında. Zaten kişi kendinin kurdu değil midir? Kurda kararlılığımızı göstermek lazım. Bu ekleme çıkarma fikri şimdi yazarken aklıma geldi. -Boşuna demiyorum ben yazarken kendimi keşfediyorum diye :)- Ben de uygulayacağım. Hele bi listeyi oluşturayım bakiyim, paylaşılacak gibiyse buraya da yazarım yoksa üzgünüm. Herkesin listesi kendine. Ama paylaşmak isterseniz sayfalarım herkese açık.
Seminerdeki ilk cümleleri de bunu gösteriyordu zaten.
"Bu dünyada var olmanızın bir tesadüf olduğunu düşünüyorsanız çok yanılıyorsunuz. Her ruh bu boyuttaki tekamülünü tamamlamak için bedenlenmiştir. Ve o bedene nasıl isterseniz öyle davranırsınız. Sonuçta hepimiz recycle olacağız."
Aynen bu kelimeyi kullandı. Yabancı bir kelimeyle söylendiğinde bize ait değilmiş gibi geliyor.
Kitaplarında yazanlardan çok farklı bir şey anlatmadı aslında ama dinlemek keyifliydi. Önce önemli notlar; yurtdışında yeni katıldığı toplantılarda bel çevresi ölçüsünün değiştiğini söyledi.
Bel çevresi erkeklerde 94, kadınlarda 88'i geçtiğinde tehlike çanları çalmaya başlıyor. Ne yapın edin kendinize özen gösterin yağları atın vücudunuzdan kası suyu değil diye de uyardı.
En iyi enerji içeceği sade kahveymiş.
Cola, ıce tea önermediği içecekler. En iyisi maden suyu.
Vişne çok iyi bir antioksidan. İngilizcede sonu berry ile biten tüm meyveler strawberry, blackberry, raspberry-mor meyveler- en ideal reçeller. Ancak bunlarda da şeker yerine elma suyuyla tatlandırılmış olması daha uygunmuş. Bu elma suyuyla tatlandırmadan bir kaç yerde daha bahsetti bu konuyu araştıracağım. Çünkü bir meyve suyu firmasının çıkardığı ıce tea'de tatlandırıcı değil elma suyu varmış. Israrla marka vermedi ama ben bulurum :) Daha sağlıklıymış.
Dil temizliği üzerinde özellikle durdu. Bütün gece vücut çalışıp toksinleri biriktiriyor ve sabah biz de atıyoruz. Bu toksinler sindirim sisteminin başında ve sonunda toplanıyor. Sonunu anlatmama gerek yok her bünye dopal olarak bu kısmını hallediyor. Ancak sindirim sisteminin ilk noktası olan ağızda ve dilde birikenleri bir şey yiyip içmeden temizlemezsek vücuda geri dönüyormuş. İlk işim bir dil temizleyicisi almak olacak. Çünkü çok mantıklı geldi.
Hepimiz sabah kahvaltılarını simit, poğaça, peynir, ekmekle yapıyoruz. Hepsi mayalı ürünler ve ilerleyen zamanla birlikte sorunlara yol açıyormuş. Lor, çökelek gibi peynirleri, yeşil biber, zeytini öneriyor. Ve tabi mor reçelleri. 3-4 gün böyle 3-4 günde müsli gibi ürünlerle tahıllı bir kahvaltı.
Atıştırmak için her gün 3-4 tane ceviz yada 10 tane fındık yada antep fıstığı yada kaju fıstık. Ama hepsini birden değil :)
Akşam atıştırmaları için de sarı leblebi, kuru meyve kuru erik gibi mor şeyler.
Öğlenleri beyaz protein, tavuk-balık.
Akşamları haftada 2 gün bakliyat, 5 gün de sebze öneriyor. Kırmızı ete ayda sadece 3 kez izin var.
Aslında benim sırrım da böylece ortaya çıkıyor. Kırmızı eti sevmem, tavuk balığı derileriyle yağlı yerleriyle asla yemem. Sebze severim. Abur cubur da yerim ama bir iki parça çikolata, bir küçük dilim tatlı bana yeter de artar bile.
Aslında tüm yaşamı çok güzel özetliyor. İnsan bir bigisayar doğduğunda kusursuz bir programla yüklü. Zamanla iç ve dış etkenlerle kötü alışkanlıklar, kötü beslenmeyle bir takım virüsler bulaşıyor. Nasıl ki virüsler bulaştıkça bilgisayar sorunlar çıkarmaya, takılıp kalmaya başlıyorsa aynen bize de öyle oluyor.
Ne yapmak lazım? Önce iyi bir antivirüs programı yüklemek gerekiyor, kendimizi yeniden programlayarak bu yönde sistemi çalıştırmalıyız.
İyi bir antivirüs=detoks.
Öyle özel kamplara falan giderek yeşil sular içerek olması da şart değil. Zararlı şeyleri çıkarın hayatınızdan sigara, alkol, kırmızı et, un liste uzar gider. 40 gün devam edin.
Ama aynı zamanda ruha da detoks yapmak lazım. Çünkü o da zamanla kirleniyor. Kuşlara su verin, ihtiyacı olanlara maddi manevi yardımda bulunun, çocukları sevindirin.
Beğendiğim bir yorumu da bu dünyada paraya odaklanmışız ama recycle olduktan sonra iyilikleriniz sizin servetiniz olacak. Üstelik bunun için paraya ihyiyacımız bile yok. Ne en iyi üniversiteyi bitirmiş olmak, ne prezantabl olmak, ne iyi bir işin olmasına gerek yok. Sevgimizi, desteğimizi vermek yeter.
Bana iyi geldi bu seminer. Zaten son bir haftadır hayatımda ilginç deneyimler, tesadüfler, etkileşimler, enerjiler yaşıyorum. Bunun da böyle bir döneme gelmesi tesadüf olmasa gerek diye düşünüyorum. Bu süreçte yeniden yazmaya başladım. -blogumu kastetmiyorum- Defterime renkli kalemlerimle -yeni kalemler aldım- yeşil şükrettiklerim, pembe gördüğüm rüyalar, mor olmasını istediklerim için.
İlk günlerde farkettim ki bilgisayarda yaza yaza el yazısından uzaklaşmışım. Oysaki akıldan geçenler harfleri çizerek yazıya dönüştüğünde daha çok şey ifade ediyor. Tuşlara dokunan parmaklar birbiri ardına aynı hareketleri yapıyor hangi harfe bastığının önemi yok hepsi düz birbirinin aynı tuşlar. İşte o gün karar verdim, renkli kalemlerimle sakin sakin güzel güzel yazmaya. Hemen uyum sağladık birbirimize. Artık mutluyum. Şimdi kalemlerim de çantamda geziyor. İşte de evde de rengarenk ve güzel yazıyorum.
Siz de bugün bir karar verin. Bir şeyleri hayatınızdan çıkarıp yerine iyi güzel şeyleri koyun. Bu bir yiyecek de olur, bir alışkanlık da, bir duyguda, birisi de. Bir liste yapın bir tarafa hayatınızdan çıkarmak istediklerinizi, diğer yana da eklemek istediklerinizi yazın. Sonra gerçeğe dönüştürdüğünüz her ekleme çıkarmanın üstünü çizin.
Yazmak, yapmak istediklerimizde ne kadar kararlı olduğumuzun kendi kendimize ispatı aslında. Zaten kişi kendinin kurdu değil midir? Kurda kararlılığımızı göstermek lazım. Bu ekleme çıkarma fikri şimdi yazarken aklıma geldi. -Boşuna demiyorum ben yazarken kendimi keşfediyorum diye :)- Ben de uygulayacağım. Hele bi listeyi oluşturayım bakiyim, paylaşılacak gibiyse buraya da yazarım yoksa üzgünüm. Herkesin listesi kendine. Ama paylaşmak isterseniz sayfalarım herkese açık.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

