İyilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İyilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Ağustos 22, 2011

Otur Çocuğum Sen Otur Ben Ayakta İyiyim

Yeni nesil çocukların yoktan anlamamasına, her istediğine şıp diye sahip olmasına bütün bunlara rağmen yine de tatminsiz olmasına sebep; yeni dünya düzeni mi, tüketim toplumu mu, anne babaların bastırılmış çocukluk arzuları mı bilmiyorum...

Ama yolunca gitmeyen bir şeyler var bu sistemde

Ne öğretilmişti bize???

Otobüste, trende, vapurda yaşlılara çocuklulara yer verilir.

Nezakettir, her şeyden önce insanlıktır.

Yorgunsun, yorgun olmasan bile kim seyahat etmek ister ki ayakta? 

"ayakta durmam, oraya dayanmam, buraya da tutmam" diye sızlanan, ağlanan çocuğunun elinden tutup zor koşullarda seyahat etmeye çalışan kadına yada erkeğe yer verildiğinde; çocuğu oturtup kendisi ayakta durmuyor mu...
E be kadın, e be adam; ben bacak kadar çocuk otursun diye mi kalktım yerimden; sen otur onu da al kucağına rahat rahat git diye kalktım. Çabuk kalkın ordan diyesi gelmez mi yer verenin içinden.

Sonra bu çocuk yaşlılara, çocuklulara yer verir mi???

Bilir mi bu çocuk, paylaşmayı, yardımlaşmayı, düşeni kaldırmayı

Pazartesi, Ekim 25, 2010

Bugün iyi bi'şey yaptım


Ve sağlık sorunu olmayan herkesin de bu iyi şeyi yapması gerektiğini düşünüyorum.

Kan Bağışı...

Yıllardır çok istememe rağmen zayıf oluşum nedeniyle kan veremiyordum, ne zaman ki kilo aldım elime geçen ilk fırsatta oturdum önlerine ama bu sefer de kan sayımım düşük çıktı. Kan vermek için minimum değerin 12,5 olması gerekiyordu ben 11'lerde kaldım.

Bugün bi fırsat daha geçti elime -Şirket grubumuz "ülkem için" kan bağışı günleri organize ediyor-

Yine dikildim karşılarına, "ben geldim" dedim. Geçen sefer pek bi üzülmüşlerdi mis gibi 0 rh negatifi kaçırdıkları için.

Aslında daha bi umutsuzdum çünkü geçen sefere göre bi kaç kilo daha zayıflamıştım.

Amaaa 13,8 çıktı bu sefer değerim.

5-10 dakkada çektiler kanımı, ikide bir de soruyolar iyi misiniz, iyi hissediyor musunuz?

Valla turp gibiyim.

Sedyeden kalkıp peş peşe 3 toplantı bile yaptı bu vücut.

İyilik yapmanın verdiği iyilik hali olsa gerek.

Kime giderse şifa olsun ona :)))

Cumartesi, Haziran 07, 2008

İyi Bir Hayat

Dün şirketimin düzenlediği kişisel gelişim seminerinde Ender Saraç'ı dinledim. Kitaplarını beğenerek okuduğum bedenle ruhunun kainatla uyumunu çok güzel ilişkilendiren bir insan.

Seminerdeki ilk cümleleri de bunu gösteriyordu zaten.

"Bu dünyada var olmanızın bir tesadüf olduğunu düşünüyorsanız çok yanılıyorsunuz. Her ruh bu boyuttaki tekamülünü tamamlamak için bedenlenmiştir. Ve o bedene nasıl isterseniz öyle davranırsınız. Sonuçta hepimiz recycle olacağız."

Aynen bu kelimeyi kullandı. Yabancı bir kelimeyle söylendiğinde bize ait değilmiş gibi geliyor.

Kitaplarında yazanlardan çok farklı bir şey anlatmadı aslında ama dinlemek keyifliydi. Önce önemli notlar; yurtdışında yeni katıldığı toplantılarda bel çevresi ölçüsünün değiştiğini söyledi.

Bel çevresi erkeklerde 94, kadınlarda 88'i geçtiğinde tehlike çanları çalmaya başlıyor. Ne yapın edin kendinize özen gösterin yağları atın vücudunuzdan kası suyu değil diye de uyardı.

En iyi enerji içeceği sade kahveymiş.

Cola, ıce tea önermediği içecekler. En iyisi maden suyu.

Vişne çok iyi bir antioksidan. İngilizcede sonu berry ile biten tüm meyveler strawberry, blackberry, raspberry-mor meyveler- en ideal reçeller. Ancak bunlarda da şeker yerine elma suyuyla tatlandırılmış olması daha uygunmuş. Bu elma suyuyla tatlandırmadan bir kaç yerde daha bahsetti bu konuyu araştıracağım. Çünkü bir meyve suyu firmasının çıkardığı ıce tea'de tatlandırıcı değil elma suyu varmış. Israrla marka vermedi ama ben bulurum :) Daha sağlıklıymış.

Dil temizliği üzerinde özellikle durdu. Bütün gece vücut çalışıp toksinleri biriktiriyor ve sabah biz de atıyoruz. Bu toksinler sindirim sisteminin başında ve sonunda toplanıyor. Sonunu anlatmama gerek yok her bünye dopal olarak bu kısmını hallediyor. Ancak sindirim sisteminin ilk noktası olan ağızda ve dilde birikenleri bir şey yiyip içmeden temizlemezsek vücuda geri dönüyormuş. İlk işim bir dil temizleyicisi almak olacak. Çünkü çok mantıklı geldi.

Hepimiz sabah kahvaltılarını simit, poğaça, peynir, ekmekle yapıyoruz. Hepsi mayalı ürünler ve ilerleyen zamanla birlikte sorunlara yol açıyormuş. Lor, çökelek gibi peynirleri, yeşil biber, zeytini öneriyor. Ve tabi mor reçelleri. 3-4 gün böyle 3-4 günde müsli gibi ürünlerle tahıllı bir kahvaltı.

Atıştırmak için her gün 3-4 tane ceviz yada 10 tane fındık yada antep fıstığı yada kaju fıstık. Ama hepsini birden değil :)

Akşam atıştırmaları için de sarı leblebi, kuru meyve kuru erik gibi mor şeyler.

Öğlenleri beyaz protein, tavuk-balık.

Akşamları haftada 2 gün bakliyat, 5 gün de sebze öneriyor. Kırmızı ete ayda sadece 3 kez izin var.

Aslında benim sırrım da böylece ortaya çıkıyor. Kırmızı eti sevmem, tavuk balığı derileriyle yağlı yerleriyle asla yemem. Sebze severim. Abur cubur da yerim ama bir iki parça çikolata, bir küçük dilim tatlı bana yeter de artar bile.

Aslında tüm yaşamı çok güzel özetliyor. İnsan bir bigisayar doğduğunda kusursuz bir programla yüklü. Zamanla iç ve dış etkenlerle kötü alışkanlıklar, kötü beslenmeyle bir takım virüsler bulaşıyor. Nasıl ki virüsler bulaştıkça bilgisayar sorunlar çıkarmaya, takılıp kalmaya başlıyorsa aynen bize de öyle oluyor.

Buğdaylar rüzgarda öyle güzel dalgalanıyor ki, oysa biz direniyoruz herşeye direnirken de kırılıyoruz
Ne yapmak lazım? Önce iyi bir antivirüs programı yüklemek gerekiyor, kendimizi yeniden programlayarak bu yönde sistemi çalıştırmalıyız.

İyi bir antivirüs=detoks.

Öyle özel kamplara falan giderek yeşil sular içerek olması da şart değil. Zararlı şeyleri çıkarın hayatınızdan sigara, alkol, kırmızı et, un liste uzar gider. 40 gün devam edin.

Ama aynı zamanda ruha da detoks yapmak lazım. Çünkü o da zamanla kirleniyor. Kuşlara su verin, ihtiyacı olanlara maddi manevi yardımda bulunun, çocukları sevindirin.

Beğendiğim bir yorumu da bu dünyada paraya odaklanmışız ama recycle olduktan sonra iyilikleriniz sizin servetiniz olacak. Üstelik bunun için paraya ihyiyacımız bile yok. Ne en iyi üniversiteyi bitirmiş olmak, ne prezantabl olmak, ne iyi bir işin olmasına gerek yok. Sevgimizi, desteğimizi vermek yeter.

Bana iyi geldi bu seminer. Zaten son bir haftadır hayatımda ilginç deneyimler, tesadüfler, etkileşimler, enerjiler yaşıyorum. Bunun da böyle bir döneme gelmesi tesadüf olmasa gerek diye düşünüyorum. Bu süreçte yeniden yazmaya başladım. -blogumu kastetmiyorum- Defterime renkli kalemlerimle -yeni kalemler aldım- yeşil şükrettiklerim, pembe gördüğüm rüyalar, mor olmasını istediklerim için.

İlk günlerde farkettim ki bilgisayarda yaza yaza el yazısından uzaklaşmışım. Oysaki akıldan geçenler harfleri çizerek yazıya dönüştüğünde daha çok şey ifade ediyor. Tuşlara dokunan parmaklar birbiri ardına aynı hareketleri yapıyor hangi harfe bastığının önemi yok hepsi düz birbirinin aynı tuşlar. İşte o gün karar verdim, renkli kalemlerimle sakin sakin güzel güzel yazmaya. Hemen uyum sağladık birbirimize. Artık mutluyum. Şimdi kalemlerim de çantamda geziyor. İşte de evde de rengarenk ve güzel yazıyorum.

Siz de bugün bir karar verin. Bir şeyleri hayatınızdan çıkarıp yerine iyi güzel şeyleri koyun. Bu bir yiyecek de olur, bir alışkanlık da, bir duyguda, birisi de. Bir liste yapın bir tarafa hayatınızdan çıkarmak istediklerinizi, diğer yana da eklemek istediklerinizi yazın. Sonra gerçeğe dönüştürdüğünüz her ekleme çıkarmanın üstünü çizin.

Yazmak, yapmak istediklerimizde ne kadar kararlı olduğumuzun kendi kendimize ispatı aslında. Zaten kişi kendinin kurdu değil midir? Kurda kararlılığımızı göstermek lazım. Bu ekleme çıkarma fikri şimdi yazarken aklıma geldi. -Boşuna demiyorum ben yazarken kendimi keşfediyorum diye :)- Ben de uygulayacağım. Hele bi listeyi oluşturayım bakiyim, paylaşılacak gibiyse buraya da yazarım yoksa üzgünüm. Herkesin listesi kendine. Ama paylaşmak isterseniz sayfalarım herkese açık.

İşte yeni bir yol önümde