Salı, Kasım 22, 2016

Mutlu Yorumlar

Cheese cakelerim meşhur...

Ben de severek yapıyorum, beğenilince de çok mutlu oluyorum haliyle...

Ama sonuçta cheese cakelerim benim küçük dünyamda yakınlarımla dostlarımla ve onların arkadaşlarıyla tanışabiliyor en fazla.

Ancak bloguma "Dört Yapraklı Yonca'dan Tarifler"e koyduğum tarifler hiç tanımadığım insanların benim tarifimi kullanmasını ve bu tarifle gönülleri feth etmesine fırsat veriyor.

Sağolsun tarifimi yapıp mutlu olanlar, mutlu edenler teşekkürlerini yazıyorlar.

Az önce bir yorum daha bırakılmış

Meltem Erer yazmış

Beni de bu yazıyı yazmak için tetiklemiş oldu.

Mutluluklar paylaştıkça çoğalmız mı zaten :)

İşte bizim meşhur Sinderalla...


Salı, Kasım 08, 2016

Defterler

Artık ne kadar az kalem kağıtla yazar olduk...

Dün gece yattığımda eskiden uzun uzun yazmalarım geldi aklıma...

Başlanmış ama bitmemiş defterlerim...

Bitmiş de sonradan benim yok ettiklerim...

Bitiremediklerimi, açıp okusam...

Kendime kızacağımı bildiğim, hala mı aynı yerdeyim ben deyip kendime nasihat çekeceğim, yaaa bunu da mı işaret saymışım, gerçekten böyle demiş miyim, pes onu da yapmış mıyım ve hala bi'şey olmamış mı diyeceğim.

Öyle sandıklarda derinlerde falan da değiller halbuki...

Ama açıp okumaya yüzüm yok sanırım

Yıllardır hala aynı nehirde yüzdüğüm için

Kurulanıp çıkamadığım için

Ya da denize varamadığım için

Salı, Ekim 18, 2016

Roskilde'den Kalanlar (Danimarka devam)

Bu sefer ki rotamız Kopenhag’tan yarım saatlik tren yolculuğuyla ulaşabileceğiniz Roskilde...

Tren yolculukları hariç 24.797 adım atacağınız keyifli bir yolculuk.

Seyahatimin en güzel noktalarından biriydi.

Sebebi Roskilde ziyaretimiz, burada yer alan Viking müzesi...


Sevimli,sakin küçük bir kasaba, çarşısında en çok optikçilerin oluşu ise dikkatimi çekti :)

Sahilde yer alan Viking müzesine gitmek için tren istasyonundan sahile doğru yürümeye başlıyorsunuz.

İlk karşılaştığınız gösterişli yapı  Roskilde Katedrali...


Küçük bir kasaba ama iddialı bir yapı. Çünkü Roskilde geçmiş yüzyıllarda Vikinglere başkentlik yapmış bir yerleşim yeri...


Yaklaşık 1000 yıl önce Viking kralı Harold Bluetooth tarafından ahşap bir kilise olarak yaptırılan bugünkü katedral, zaman içerisinde Kuzey Avrupa’nın ilk gotik mimari örneklerinden biri olacak eklemelerle, 1170 yılında tuğladan yapılmaya başlanmış. 40’tan fazla kral mezarının yer aldığı katedral  1995 yılında Unesco Dünya mirası listesine alınmış.


İlk hedefimiz Viking Gemi Müzesi  olduğundan içini gezmedik ama gezilesi bir yer olduğu şüphe götürmez.
Katedralden sahile doğru gitmek istediğinizde bir parktan geçmeniz gerekiyor.  İşte burası durup bakmadan, çimenlere yatmadan, fotoğraflamadan geçebileceğiniz bir yer değil.


Parktan ayrılmayı başabilirseniz, park bitimindeki caddeyi karşıya geçtiğinizde Viking Gemileri Müze’sindesiniz.
Bu müzede İ.S. 1000 yılına ait beş viking gemisini görebilir, Viking gemilerinin nasıl yapıldığını dışardaki atölyelerde deneyimleyebilir, bir Viking gemisiyle denize açılıp Viking gemisinde kürek çekmeyi öğrenebilirsiniz. Ama hiç olmadı, müze içinde yaratılan Viking gemi kesitleri ve günlük Viking kostümlerini giyerek kendinizi bir Viking gibi hissedebilirsiniz.




Ayrıca müze mağazası güzel hediyelikler alabileceğiniz hoş ürünlere sahip.

Yeri gelmişken Danimarka müzelerindeki genel teamülden bahsedeyim. Müzelerde çantayla, montlarla gezmenize hoş bakılmıyor. Bu nedenle bileti alırken çanta ve üzerinizdekileri bırakabileceğiniz şifreli dolaplara yönlendiriyorlar sizi. Kimi yerde 5, kimi yerde 10 danimarka kronunu atarak kilitleyebildiğiniz dolaplar için yanınızda bozuk para bulundurmanızı öneririm. Şifrenizi girip dolabı açtığınızda bozukluğunuz kilit yuvasından avucunuza düşüyor.

Güzel bir sistem, rahat rahat müzeyi dolaşıyorsunuz.

Dolaştığımız yerlere bakılırsa henüz 24.797adım olmadı :)

Viking Gemi Müzesi'nden sonra kasabanın çarşısında biraz daha dolanıp trenle Kopenhag'a dönerek eksik kalan müze ve mekanları gezmeye devam ediyoruz.

Danimarka Milli Müzesi, Kraliyet Kütüphanesi Bahçesi, Christianborg Sarayı Bahçesi, Kraliyet Askeri Müzesi, vs. vs. (yani gezerseniz kraliyet ahırları bile var :)

Sonrasında Stroget alışveriş caddesindeki mağazaları gezmek, CopenhagenCard'ın hakkını vermek için bi kez daha kanal turuna çıkmak bu sefer de fotoğraf çekmeden etrafı seyretmek güne dair aktivitelerdi.



Pazar, Ekim 02, 2016

Kopenhag'da Nereler Gidelim? (Bölüm 2)

23.462 adımlık yeni rotamızla devam ediyor programımız :)


Bugün gezeceğimiz yerler kuş uçuşu yakın mesafeler de olsa, geze dolana bir hayli yorucu geçecek başından uyarıyım.

Önce her sabah olduğu gibi trenimize biniyoruz ama bu kez central station'da değil Osterport'ta iniyoruz. Tren istasyonundan kısa bir yürüyüşle ulaşacağınız Kastellet belki de sabahın erken saatlerinin verdiği dinginlikle olağanüstü bir yer gibi gelebilir size. Ki pek de haksız sayılmaz...



Ki Kastellet'i çevreleyen parkta sizi karşılayan benim adını "bi daha mı gelicez dünyaya, yan gel yat" heykeli olarak koyduğum heykel durumu iyi ifade ediyor bence.

Kastellet 1600'lü yıllarda yapılmış Kuzey Avrupa'nın en iyi korunmuş yıldız planlı kalesinden biri. Günümüzde de askeri amaçlı binaların bulunduğu kale halkın ve turistleri kullanımına açık. Koşanlar, yürüyenler, oturup yemeğini yiyenlerle gerçek bir huzur bahçesi.


St. Alban Church
Kastellet sonrasında hemen dışında bulunan St. Alban Kilisesi ve bir İskandinav tanrıçasının hayvan figürleriyle canlandırdığı çeşme de güzel fotoğraflar için ziyaret edebilirsiniz.

Gefion Fountain

Devamında Amelienborg Sarayı'nda nöbet tutan askerleri izleyebilir, saray müzesinde Kraliyet yaşantısını deneyimleyebilirsiniz.

Ardından hemen yakınlardaki Marmor Kirken yani Mermer Kilise'yi görebilirsiniz.


Biz yolumuza Danimarka Design Müzesi'yle devam ettik. Daha uzun vakit geçirmeyi istediğim ancak planladığımız diğer müzeleri de 4'ten önce gezebilmek adına kısa bir tur attığımız içindekiler kadar bahçesiyle de keyif alınacak harika bir mekan. Görmeden dönmeyin ;)



Burdan da çıkıp yeniden sahile doğru yürüyüp kanal boyunca yürüyerek meşhur Nyhavn bölgesini bu kez de karadan görelim dedik. -daha önce kanal turu ile tekneyle gelmiştik buraya-

Nyhavn en klasik Danimarka resimlerinin çekildiği bir kanal boyu...


Yazarken yoruldum ama daha çooook gidecek yer var...

Nyhavn'dan Rosenborg kalesinin  de içinde bulunduğu Rosenborg bahçelerine doğru yürüyüşe geçiyoruz.

Ve burda idealimdeki öğle tatili konseptini buluyorum. Yemeklerini, içeceklerini alan insanlar yanlarında getirdikleri örtüyü çimenlere serip keyifle yemeklerini yiyorlar, üstüne biraz da şekerleme yapıp yada güneşlenip ofise dönüş. 


O gün biz de bir ağaç altına örtümüzü serip dinlendikten sonra önce Round Tower'a sonra da Rosenborg Kalesi'ne çevirdik rotayı.

Round Tower şehri kuş bakışı görebileceğimizin söylendiği aynı zamanda içinde bir rasathane de barındıran bir kule. Round Tower denmesinin nedenin kulenin tepesine Ayasofya'nın üst katına çıktığınız gibi dönen bir rampada ilerleyerek en tepeye varıyorsunuz. Biraz baş döndürücü olduğunu inkar edemiycem.



Round Tower'dan başı dönmüş biri olarak Rosenborg Kalesi'ne gidip kasvetli bir kale ziyaret edince...

Aslında haksızlık etmiyim kaleye, eğlenceli tavanları, duvarı, tavanı, zemini aynalarla kaplı odası, taht odası ve bronz aslanlarıyla aslında ilginç bir kaleydi.

Ama geçmiş yüzyıllarda orda yaşayanların hayaletleri o resimler süslemeler belki boğdu beni. E bide haliylen klima yok şatolarda :) Danimarka dediğin yer Eylül ayında 30 derece olursa böyle fazla gelir işte insana.

Tavan olur kendileri
Eee artık yeter bu kadar gezmek dese de bünye, hayır daha bitmedi.

Sırada Statens Museum of  Kunst yani National Museum of  Denmark var.

14. yüzyıldan yakın dönem sanatçılarına kadar 9.000 resim ve heykelin yanısıra sanata dair 240.000 parçayı barındıran mutlaka gidilmesi gereken bir müze.

En gösterişli tablolarının olduğu salonda yer alan oturma ve oyun grubu bu müzenin en sevdiğim bölümlerinden biriydi.


Yine bu müzedeki eserlerden instagramdan yaptığım bir paylaşımı da buraya ekliyorum.


Müzeden sonra tükenen ben, güne noktayı koydum ama kardeşim yine aynı bölgede bulunan Botanik Parkı'nı da gezdi.

Her ne kadar ben bütün bir rotayı bir günde yaşadıysam da tavsiyem tek günde yapmamanız yönünde.

Bir sonraki gün Roskilde'de görüşmek üzere...

Kopenhag'ı Gezelim (Bölüm 1)

Kopenhag’a inip otelimize yerleştikten sonra ilk hedefimiz Københavns Hovedbanegår yani Copenhagen Central Station...


İstasyonlarda turnike yok sadece küçük bir kioks var yerli halkın kart okuttuğu, Kopenhag kartı okutsanız da tepki vermediği. Ama napalım kartımız var bilet sorarlarsa buyrun kart diycez. Yani elimizi kolumuzu sallayarak Oresundtag trenine bindik Tarnby’den.


Ve Central Station kapısından çıktığınızda Tivoli karşınızda, eğer Tivoli’yi görmüyorsanız içeri girin diğer yönden tekrar dışarı çıkın. Bu sefer kesin görürsünüz.



Göletiyle, ördekleriyle, cafeleriyle, birbirinden heyecanlı oyuncaklarıyla bir lunapark burası...

Tivoli’nin bir sürü kapısından birinden H.C. Andersen Bulvarına çıktığınızda şehir meydanı ve Andersen’in heykeli karşılıyor sizi. Japon turistlerden boş bulabilirseniz Andersen’le bir fotoğraf çekebilirsiniz.


Yok bana yetmez biraz daha samimi olalım kendisiyle derseniz meydanın hemen yanıbaşında yer alan H.C. Andersen Fairy Tale House’a gidebilirsiniz. Ünlü masalların canlandırıldığı küçük ve sevimli bir oyun evi, Andersen’in eşyalarının sergilendiği bir müze.

Kralin Yeni Elbiseleri Masalı

Ve en önemli not şehirdeki müzeler çoğunlukla 4’te kapanıyor. Ziyaret planlarken buna dikkat etmek lazım.


Masal Evi’nden çıktıktan sonra sağa doğru dönüp biraz yürüdükten sonra yine sağa saparsanız şehrin popüler alışveriş caddesindesiniz.


Strøget. Pek çok ünlü marka da caddenin sonuna doğru karşılıyor sizi.




Ama mağazalara dalmadan önce küçük bir uyarı!!!


Pahalı bir şehir. Danimarka markası olan Pandora’nın ürünleri bile Türkiye’den 40-50 TL daha pahalı. Alışveriş yapmanın pek bir cazibesi yok.

Ama söz konusu İskandinav tasarımı dekorasyon ürünleriyse pahalı olsa bile başka yerde bulamayacağınız için mani olmam size :) İnsanın bir sürü şey alası geliyor ama bi de bunu nasıl götürürüm kısmını düşününce aklınızı orda bırakıp çıkıyorsunuz mağazadan :)


Caddeden aşağı doğru yürürken meydandaki çeşmeye geliyorsunuz. Çeşmede biraz dinlenip sırtınızı LV mağazasına verip aşağı yürürseniz kanal turu yapabileceğiniz iskeleye ulaşıyorsunuz. Ve yine sihirli kartınızı çıkartıp hiç para vermeden 50 dakikalık bir kanal turuna bilet alıyorsunuz.

Okun işaret etiği yer tekne turu iskelesi
İyi seferler ;)



Şehrin önemli eserlerini tekneden görüp fotoğraflayabiliyorsunuz.

En popüler “Küçük Deniz Kızı Heykeli” ki, küçük deniz kızı derken deniz kızının değil heykelin küçüklüğünden bahsediliyor aslında :)


Kanal turunun en eğlenceli yanı kanal boyunca duvarların üzerine, iskelelere, banklara oturmuş içkilerini içen yemek yiyen sohbet eden ve size el sallayan insanları seyretmekti bence. Hatta kocaman karnıyla hamile bir kadının elinde örgüsüyle kanal kenarına oturduğu hali en hoşuma gidendi.




Şehir akşam saatlerinde yani iş çıkışı olan 4-5’ten sonra açık hava partisi tadında. Herkes her yerde elinde kadehleriyle keyifte. İnstagram paylaşımım...

https://www.instagram.com/p/BKWErCYA1ah/?taken-by=dortyaprakliyonca

Kanal kenarındaki (denize açılan büyük kanalların kıyısındaki) ofisler, eğlence yerleri önündeki geniş alanlarda sandalyelerde, şezlonglarda iş çıkışı sohbet eden takım elbiseli insanlar, diğer tarafta yüzenler güneşlenenler...


Mutlu insanlar ülkesi :)

Bu tur 15.148 adım ;)

Çarşamba, Eylül 28, 2016

Kopenhag'a Nasıl Gidilir?

Blogumda yine bir seyahat yazısıyla sizlerleyim...

Bu sefer ki lokasyon Kuzey Avrupa’da yer alan Danimarka-Kopenhag...


Mevsim itibariyle (14 Eylül) sonbahar mevsimi ve bulunduğu konum nedeniyle soğuk olmasını beklediğimiz şehir 30 derece güneşle ağırladı bizi...

Bir turist daha ne isteyebilir ki ;)

Tur şirketi yerine kendi başımıza bir seyahat planlayınca, kendi başına seyahat etmek isteyenlere de yol gösterici olması için tüyolarıyla birlikte buyrun Kopenhag’a...


Şehir merkezinde kalmak istediğinizde görebileceğiniz pek çok noktaya yürüyerek ulaşabilirsiniz ancak oda fiyatları da bu kolaylıkla ters orantılı olarak yükseliyor. Bir de gittiğiniz dönem günlerin uzun havanın henüz buz gibi olmadığı bir dönemse popüler dönem oluyor ki; konaklama ciddi bir maliyet kalemini oluşturuyor.

Ancak tren ya da metroya yakın bir otel seçerseniz 10 dakikada central station’da olmak çok kolay.
Bu noktada tercihimiz Copenhagen Go Hotel’di. Küçük bir otel ancak yeşillikler arasında temiz ve küçük odalarıyla özellikle kahvaltıdaki sıcak ve güzel ekmekleriyle kesinlikle önerebileceğim bir otel. Fakat banyosu oldukça ufak, compact bir çözüm sunmuşlar ama iş görüyor :)

Ayrıca iskandinav tasarımının etkileri hissedilen sevimli lobisi ve otelin hemen arkasında yer alan kooocamann bir parkla oldukça keyifliydi.


Her gün o müze senin, bu şato benim gezmek durumunda olmasaydım. Gün içindeki eforumun bir kısmını o parkta koşarak kullanmak isterdim. Bi de Kastellet’de ;) Ama gün içinde çok yürüyeceğimiz için enerjimi dikkatli harcamak zorundaydım.

Otel seçimi yaparken şehri anlatmaya başladım. Ama şehre gelmeden önce gidiş hazırlıklarına devam...

Önce oturup plan yaptık nerde ineriz, nereye gideriz, ne kadar öderiz, ne kadar sürer, sonraki gün hangi bölgede nereye gideriz?

Müze giriş ücretleri, kanal turu, Tivoli parkı falan derken alt alta topladığınızda iyi bir rakam çıktı.

Ama o da ne?

CopenhagenCard denilen bir şey varmış.


Kalış süresine göre satın alabileceğiniz ve bu süre içersinde tüm toplu taşıma, kanal turu, pek çok müzeye bedava giriş sağladığı gibi bazı etkinliklere de indirimli giriş imkanı sağlıyor. Ayrıca kartn geçerli olduğu sürece kanal turu ve müzeler günde 1’den fazla olmamak koşuluyla her gün kullanılabiliyor.

http://www.copenhagencard.com/

Kartı gitmeden internetten satın alıp, havalanındaki information bürosundan maille gelen voucherı göstererek alabiliyorsunuz.

Ve macera başlasın...