Pazartesi, Nisan 24, 2017

Kediden Korkan

Çocukluğumu bilenler, kediden nasıl korktuğumu da bilirler...

Hatta (burada bir es verip kedilerle ilgili ne yazmışım daha önce baktım, bunu buldum :)

http://dortyaprakliyonca.blogspot.com.tr/2005/12/kedi.html 

Evet hatta da kalmıştık...

Kedi var diye apartmanın kapısından içeri giremezdim, biri gelecek de o kediyi çekecek ben öyle gireceğim ancak.

Ben de bu kedi travması yaratanın, çocukluğumun geçtiği Fatih Çarşamba'daki kasap olduğundan şüpheleniyorum.

Sürekli kedi olurdu dükkanın içinde, Allahım nasıl bir kabustu kasaba gitmek. Bir de sürekli evde kalacaksınız derdi. Acaba bi nesli böyle diye diye mi yaktı. Bilinçaltıma o günlerden mi işlendi, evlenememe :)

Kendi kendimi güldürdüm ya pazartesi pazartesi :))))

Tekrar kedilere dönersek, evet ben artık kedi besleyen, dokunan, okşayan biri oldum...

Hala öyle sarmaş dolaş olamıyoruz, kucaklaşma, el ele gibi aşırı yakın temasımız yok ama. O öyle sakin sakin durursa okşuyorum kafasını, karnını, sırtını, birlikte asansöre binebiliyoruz. Bacaklarıma sürtünmesinden rahatsız olmuyorum.

Sık sık instada fotoğraflarını paylaştığım apartmanımızı evi sayan, bizim kapının önünü de koyduğumuz kutuyla kendisine yatakhane olarak tahsis ettiğimiz asil kedimiz (kendisinin İrlanda kökenli Manx cinsi olduğundan şüphe ediyoruz-

Bir kaç yıl önce bahçemizde dolaşan pek çok kediden biriydi. Ama kuyruğu olmayan, onun yerine bir kaç santimlik kuyrukçuğu olan kendi halinde bi kedi. Herkes onu kuyruksuz diye çağırıyor.

Bir yaz boyu apartmanın girişinde merdivenin boşunda bütün gün pozdan poza girerek yatmalar, herkesin camdan kendisine salamla gösterdiği ilgi, apartmana girip çıkanı rahatsız etmeyen munis tavrı güvenoyu almasını sağladı.

Bina kapısının önünde selamlaştığımız kediyi bir gün 4.katta kapımızda bulunca, zeki bir misafirle karşı karşıya olduğumuzu anladık.

Yazık açtır yemek verelim, taşta uyuyo üşümesin kutu koyalım, kutu sert gelir yastık koyalım derken derken temelli yatılı misafir oldu.

Sonuçta sokak kedisi, gezen kedi...

İstediği zaman gelir istediği zaman gider...

Ama gelince haber vermek zile basmak lazım di'mi.

Ona da çözüm buldu. Kapının eşiğinde duran nazar boncuğunu patisiyle itip yere düşürüyor.

Bir de ekürisi var bunun.

O da sitenin bahçesine yavruyken gelen, bütün kedileri annesiymiş gibi emmeye çalışan -pek de terslenmeyen- ufaklık diye çağırdığımız -artık ufaklık bir durumu kalmadı ama- diğer kedimiz.

Kuyruksuz bunu evladı gibi sahiplendi ve artık o kutuda, apartmanın kapısında hep birlikteler. Sarmaş dolaş yatışları, Kuyruksuz'un onu yalayarak temizlemesi her halleri bir film.

İşte ben bu kediler sayesinde artık kedilerden korkmuyor, onları okşayabiliyorum.




Daha fazla resim için instagram hesabıma beklerim ;)

Cuma, Nisan 21, 2017

Ciddi Planlarım Var

Her geçen yıl biraz daha az yazıyla blogumu hayatta tutmaya çalışıyorum. Ama böyle giderse bir kaç sene sonra hiç yazmadığım bir tam yılı yaşamak çok uzak değil gibi.

En büyük düşman instagram diye kandırıyorum kendimi aslında, çünkü insta fotolarıma da öyle aman aman yorumlar yazmıyorum.

Anlatmak istediğimi sadece bir iki resimle bırakıp ortaya kaçıyorum.

Ama muhtemelen insanlar da eskisi gibi okumuyor uzun uzun yazıları...

Mesela ben,

Eskiden blog okuma listelerimi takip ederdim, ne var ne yok diye. Ama artık hiç bakmıyorum bile.

Yani, evet ben de artık blog okumuyorum :(

İnstagram ve twitterla tatmin ediyorum kendimi...

Yani, evet ben bir kez daha günah çıkarıyorum :)

Biraz yaşla da ilgisi var benim için bu yazma işlerinin...

Eskiden daha çok sorgular, daha çok konuşurdum kendimle...

Büyüdükçe her şeyi daha çok kabullenip, daha az sorgulamaya, daha az düşünmeye başlayınca oturup yazacak da çok bir şey kalmıyor.

İki hafta önce bir akşam vakti aklıma gelen ani bir kararla, sırf zevkim için yazdıklarımı internetten çıkartıp elle tutulur yapmaya karar verdim.

Ama önce bütün blog arşivini kopyalamak, yazıların üstünden geçmek, onları sınıflandırmak gruplandırmak gerekiyor. Kafamda bu planda yapıldı.

Ama gel gör ki planın hiç bir tarafından giriş yapılamadı.

İş hayatında tüm projelerimizde yaptığımız gibi proje planı, business case'i hazırlayıp, -Gantt şeması mıydı o?- takvim mi çıkarsam.

Hatta bi proje yöneticisi mi atasam kendime.

Evet aslında diğer bir neden de iş hayatındaki bitip tükenmeyen projelerin, takılıp kalan işlerin ilerleyemeyişinden gelen bıkkınlıkla sermek her şeyi.

Bu akşam yazıp bırakalım buraya, bu blogda yazan cümleler ele avuca gelmek ister. Sen de bir el at ta yapalım.

Aslında bu blog temasından da çok sıkıldım. Kaç senedir aynı :(

Temalara bakıyorum öyle çok çeken bir şey yok beni. Bunda resimleri renkleri değiştirsem aslında. Düşünsene tema resmimde ben henüz siyah saçlıyım. Kaç yıl oldu sarışın olalı :)


Cumartesi, Şubat 18, 2017

Aralık'ta Paris II

Paris - 10 Aralık 2016

Bugünü yazmaktı niyetim.

Ama otele dönerken internetten öğrendiğimiz İstanbul Dolmabahçe'de Vodafone Arena yakınlarında patlama olduğu haberiyle o an dizlerimin gücünün bittiğini hissettim.

Tamam bütün gün 30 bin adım atmıştım. Ama hala otele gidecek dinçliğe ve enerjiye sahiptim.

Evet insan ülkeisnden uzaktayken böyle haberleri alınca daha bi çaresiz hissediyor sanki :(

Dünkü keyifle yazamasam da;

Paris'in cumartesi sabahına bilmediğimiz sokaklarında hatta sıradan -turistlerin pek gezmedikleri- dolaşarak başladık.

Santier; bir zamanlar tekstil toptancılarının olduğu yer.

İstanbul tekstil piyasasından pek bir farkı kalmamış. Boş, kapalı dükkanlar...

Ama hala sokaklarında uzun kırmızı çizmesi, mini deri eteği ve jartiyeri ile salınan bir hayat kadını ve kürklü oldukça yaşlı başka bir kadın. -acaba hayat kadını olmayabilir mi ki?-

Saint Paris ve Saint Martin kapılarının ardından Notre Dame'a gitmek için caddeler boyu yürüdüğümüz.

Seyahatlerde plansız gezmeyi, yolunda önüne çıkan sürpriz mekanları görmek daha çok mutlu ediyor beni.

Misal Pompidou yani modern sanat müzesi. Klasik bir Paris müze kuyruğu...

Ucu bucağı yok...

Ve onun karşısındaki dükkanlarda güzel tasarımları görmek...


Bu sabah Paris'in havası pusluydu; son dönemde ki hava kirliliğinden...

Notre Dame -yine deli bir kuyruk- neredeyse kuleleri görünmüyor. Mesela Panteon'un kubbesi yoktu :)

Notre Dame'dan Lüksemburg Bahçeleri'ne...

Kış mevsiminin donukluğu ya da renksizliği diyelim; kirli puslu havasıyla birleşince pek etkileyemiyor insanı...

Bu kadar yakına gelmişken Panteon'u da ziyaret edelim deyince Sorbonne  Üniversitesi'ni de görüp geçtik.

Evet, Panteon kubbesi bu kirli havaya kurban gitmişti.


Paris metrosu vazgeçilmez; bir kaç aktarmayla ver elini Sacre Cour...

Sacre Cour'a  geçmeden önce yine yolumuza çıkan bir şato. Aslında müze, restorasyon da ama etrafını çevirdikleri tahta perdelerin surlara benzetilmiş olması , üzerine ortaçağ yazı karakteriyle yazılanlar ve minik komik işçileri :)



2020'de bitince görmek isterim doğrusu.

Telefonumdaki resimlere bakınca Musee de Cluny olduğunu öğreniyorum, hemen ön tarafında da Montaigne heykeli var.

Sacre Cour'a dönelim :)

Sacre Cour'a çıkan finiküler yerine 313 basamakla önündeyiz.


Yine kuyruk...

Neyseki bir önceki gelişimde ziyaret etmiştim. Girmesek de olur ;)

Monmarte'da sokak ressamlarında 60 euroya portreyi 45 euroya bağladık. Orjinal eserler yapan da var sıradan da, kendi ressamını seçmekte iş.


Bizim ki güzel iş çıkardı doğrusu.

Akşam olunca şehir ışıkları vazgeçilmez...

Bu sefer ki durak Printemps...

Fikir değiştirdim lüksün zirvesi La Fayette değil burasıymış :)


Akıl almaz bir yer...

Ve vitrinlerinden sonra kalbimi feth eden pembe pullu Jimmy Choo...


Gecenin devamı Zafer Takı, Şanzelize ve Noel Pazarı. Concorde Meydanı ve meydandan Eyfel'in ışıklı görüntüsü...

Neden Paris biliyor musun?

Ortasında yükselen gökdelenleri olmadığı için, geniş caddelerin kenarlarının birileri zengin olsun diye ParPark (İsPark'ın fransızcası) olmadığı için; eski binaları 10 senede bir bakıma almak zorunlu olduğu için...

Aralık'ta Paris I

Paris- 9 Aralık 2016

Defter "born to travel" olunca bana da bir seyahat hatırası olarak, bir gezginden gelince; gezi yazılarına ev sahipliği yapmasının doğru olacağını düşündüm.



Evet Paris'teyim, Hotel Pax Opera 22 nolu oda saat 23:30 

İnstagramda resimleri videoları paylaşıp duşumu aldıktan sonra soğuk bir Paris gecesinde, sıcaktan piştiğim kaloriferleri kapattığım odamdayım.

Paris'e bu ikinci gelişim. İlkinde Benelux turuyla uğradığımız kalabalık bir tur grubuylaydı. Şehrin banliyölerinden birinde bir otelde kaldığımız, Paris'in göbeğinde sürekli saatimize bakarak görmek istediğimiz yerler arasında mekik dokuduğumuz.

Belki ondan pek sevmedim.

Ama bu sefer kendi başımıza istediğimiz yerde istediğimiz kadar kalacak kadar özgür bir programla geldik. 

#kardeşkardeş


La Fayette

Lüksün kalbi, ilk başta bizdeki Harvey Nichols'la kıyaslasam da haksızlık yaptığımı çok kısa sürede anladım. İçindeki butiklerde sırayla müşteri almaları, markaların en son modelleriyle ve tabi marka karmasıyla olağanüstü bir yer.

Ve de o devasa kubbesiyle tarihi görüntüsüyle...

Tabi yeni yıl süslemeleriyle görüşmemiz daha etkileyici kılmış olabilir.


Saatler yetmez gezmeye. Ayrıca en üst katında benim gibi kırtasiye ve diğer ilginç eşyalara düşkünler için inanılmaz güzel. La Fayette'e bütün servetimi bırakıp çıkabilirim.

Ve terası...

Gün batımında Eyfel, Opera binası, Roue de Paris yani Concorde Meydanı'ndaki dönme dolap müthiş bir manzara.



Sonra sokaklar...

Printemps'ın vitrinleri; o kuklalar, hareketli vitrinler hele Jimmy Choo ayakkabılı tahta bacaklar...


Başka birinde masallar...

Kukla orkestrası...

Bi de çılgınca dans edenler...




Saatlerce izleyebilirim :)

Özgürüz dedik ya ;) canımız nereye isterse oraya

Concorde Meydanı'na yürürken  Madlen Kilisesi gecenin heybetli yapısı

Meydandaki müthiş manzara

Roue de Paris (dönme dolap daha önce geldiğimde yoktu) dikilitaş, çeşme ve uzaktan görünen Eiffel...


Ve dönme dolabın tepesindeyken gece ve Paris...


Böyle bir tanışmayla kim sevmez ki bu şehri?

Ve Şanzelize'de ki Noel Pazarı...


Odun ateşinde somon...

Gökte ren geyikleri ile uçan Noel baba. 

Noel baba gerçek, geyikler ve araba maket :) İki direk arasına gerilen telin üzerinde kayan bir kızak.

Ve çılgınca süslenmiş Şanzelize...

Yarın akşam da kalanını gezeriz artık




Perşembe, Şubat 09, 2017

Her şerden bir hayır umalım...



Geçen hafta Levent'ten Fatih'e gitmek için bindiğim taksiyle Piyale Paşa'dan geçerken gördüğüm tarihi bir eser dikkatimi çekti.

O kadar kötü ve harabe bir haldeydi ki, etrafını sarmış inşaat şantiyeleri tarafından yutulması an meselesi.

Aklımda kaldı, google mapten ne olduğunu bulmaya çalıştım ama tam konumunu kestiremediğim için bulamadım.

Bir kaç gün önce yine aynı yolu kullanmam gerekti, bu kez geceydi. Yakınlarında işaret alabileceğim bir şeyler aradım. Hilton Tree otelin önünden geçtik bir süre sonra, bu sefer aldım işareti ama koşturmadan bakmayı unuttum.

Ve twittera düşen haberiyle öğrendim ne olduğunu, neresi olduğunu...

Ne yazık ki twittera  düşme nedeni bir gecekondunun helasıydı :(



Yüreğim daralıyor, yazamıyorum...

Kuzey Avrupa ülkelerinin medeniyet düzeyinde yaşıyor sanıyoruz belki de kendimizi ondan bu isyanımız.

Belki bu tuvalet sebep olur, bu eserin korunmasına restore edilmesine...

Yine bir Türk yaklaşımıyla her şerde bir hayır vardır deyip, ümit edelim.


Çarşamba, Şubat 08, 2017

Blog Sahibi Olmak, Arada bir Yazmak

Her geçen yıl daha az yazmaya, iki yazımdan birinde günah çıkarmaya -şimdi olduğu gibi- başladığım görülüyor tarihçemde...

Oturup yazdıklarımı okuyunca, yaaa ne yazmışım kesinlikle yazmaya devam etmeliyim dediğim...

Yazmak, iz bırakmak güzel aslında kimse okumasa bile kendi kendine kendini hatırlatmak için en çok da...

Çok di'il Kasım'da yazdığım bir yazıyı unutmuşum...

Belli ki yoğun bir duyguda yazmışım her kelime yerine öyle bir oturmuş ki; bugün okuduğumda o her taş hissettirdi yerini...

Dün gece bu notu aldım telefonuma belki yazarım bloguma diye...

Bu sabah posta kutumda çok eski bir yazıma gelen şu yorumu buldum...

byKush "Can Dündar yazıları" kaydınıza yeni bir yorum yaptı:

Yıllar sonra yeniden merhaba,
Öncelikle bloğunuzda yayınlamış olduğunuz düzeltme yazısı ve yönlendirme için teşekkür ederim. Geçen 11 yıl sonunda görüyorum ki internette halen aynı yazı aynı imzayla dolanıyor. Ve ben bir kez daha kendimi ispat turlarına başlamışım. Bu sefer işim daha da zor; candundar.com.tr kapanmış. Dolayısı ile insanlar arama motorlarında sizin tekzip yazınıza değil ama benim gibi bu sayfanıza ulaşıyor.

Emeğe saygınızı bildiğim için son bir rica ile bu sayfadaki yazının altındaki Can Dündar imzasını, içeriğindeki "oo Can bey kapmışsınız çıtırı" satırındaki Can / Ömer deformasyonunu bir de yazının girizgahındaki "Can Dündar yazıları
Can Dündar'ın yazılarını çok beğenerek okuduğumu; sık sık siteme koyduğum yazılarından anlamışsınızdır. Bugün de evlilikle ilgili çok güzel bir yazısını daha okudum. Onu da paylaşıyim istedim. Can Dündar'ın kendi sitesi olduğunu duymuştum ama bugüne kadar ziyaret etmemiştim. Ama artık isterseniz siz de ziyaret edebilesiniz diye linklerime ekliyorum." bölümlerini düzeltmenizi isteyebilir miyim?

ışık ve sevgi ile kalın.


Ve yazmalıyım dedim :)

11 sene önceki yazı ve düzeltilmiş hali...