Pazar, Ekim 16, 2022

Ali Poyrazoğlu

 İlk kez 4-5 sene önce özel bi etkinlikte sahnede izledim Ali Poyrazoğlu’nu ve hayran kaldım.

Bilgisine, tiyatroculuğun ötesinden fütüristliğine…

O günden sonra ilk kez geçen akşam sahnede kendi gösterisinde, “Şıngır Şıngır Beyoğlu”nda izledim. 


50. Sezonunun ilk oyununda Atatürk Kültür Merkezi sahnesindeydi.

Enerjisi, anlattıkları, seyirciyle diyaloğu çok keyifliydi.

İzlediklerim bana kalsın ama mutlaka gidip görmenizi tavsiye ederim.

Diğer gösterilerini de ben en kısa zamanda görmeye niyet ediyorum.

Aslında günümüzde daha çok alternatif olsa da her konuda eskiye duyulan özlem gibi, anlattığı Yeşil Kabare zamanına gidebilmeyi o zamanın kültür sanat dünyasında yaşamayı çok isterdim.

O gece ben mi çok duygusaldım yoksa herkes benim kadar etkilendi mi bilmiyorum ama “Şimdi Uzaklardasın” şarkısını bütün salon hep birlikte söylerken ben ağlıyordum. Finalde alkışlarken gözyaşlarımı siliyordum.

Bütün rahmetli tiyatroculara, Zeki Müren’e ve onurlu insanlara.

Pandemi sonrası etkinliklerin sonbaharla birlikte arttığı, hayata daha fazla karıştığımız günlerde iyi geliyor  sanat insana.




Cumartesi, Eylül 24, 2022

Ekinoks

 Gece ve gündüz bir kez daha eşitlendi ve geceler uzamaya günler kısalmaya başlıyor.

Geçen sene bu zamanlarda yine Mağosa’da sabah güneş, akşam ay peşinde dolanırken o sabah ay ve güneş karşı karşıya muhteşem bir seyirlik.

22 Eylül 2021 tarihli video kaydım



Cuma, Eylül 23, 2022

Sanat Dolu İstanbul

 Finans sektöründe 2 hafta üst üste izin yapmak gibi bir zorunluluk var. Bu nedenle iznimin bir haftasını deniz, kum, güneşe ayırınca geri kalanda da yapmak isteyip fırsat bulamadıklarıma ayırmak iyi geliyor.

Bu sene şansıma Contemporary İstanbul ve İstanbul Bienali’nin açılışı bu müsait haftama denk geldi.

Bienal Kasım’a kadar sürüyor ama Contemporary 5 gündü.

Öncekileri sosyal medyadan ziyadesiyle görmüştüm. Metrelerce giriş kuyrukları olmuştu ve Lütfi Kırdar’daydı.

Bu seneki Haliç’te Tersane İstanbul’da yapıldı. Tersane’nin durumu ayrı bir konu. 

Çocukluğumda doklardan gelen çekiç seslerini Haliç’in karşı yakasından dinleyen, biten gemilerin kızağa alınıp düdüklerle suya indirilişini seyreden biri olarak orayı görmek benim için çok değerli. (Dok, gemileri kıyıya çekerek suyla bağlantısının kesilerek gövdesinde tamirat yapmaya imkan tanıyan havuz tesis anlamına geliyor)

Kısaca Cİ olarak anacağım etkinlik bir sanat fuarı. Sanatçılarla alıcıları bir araya getiren orjinal, yaratıcı, ne var ki bunda ben de yaparım bunu dediğimiz şeylerin de yer aldığı bir sergi. Modern sanat pazar yeri de diyebiliriz.

Haliç kıyısında olması nedeniyle denizden ulaşım için motor seferi konması çok iyi düşünülmüştü. Deniz yoluyla bireysel gelmek isteyenler içinse deniz taksi ve şahsi yatlarını da kullananlar çoktu. 

Bulutlu, güneşli tatlı bir İstanbul öğleninde Karaköy’den Hasköy’e yolculuk yapmak keyifliydi. Uzun zamandır Haliç vapuruyla yapmak istediğim gezintiyi az da olsa yaptım denebilir.

Serginin eserlerinden Haliç’e atılmış gümüş rengi küre çekici bir çekim unsuruydu. Biz gibi herkes hakkını verdi bence😁

Bu tarz çalışmalar görme biçimlerimizi etkiliyor bence. Hep aynı şeylere aynı şekilde bakmaktan ister istemez körleşiyoruz. Yeni bir bakış, beyne bir tetikleyici oluyor bence. Dediğim gibi bazı eserlere biz bunu çöpe atıyoruz ki, bu mu sanat dedirtiyor insana ama yapan yapmış ve satışa koymuş. Kıskanmayalım 😂

İlgimi çeken eserlerden bazılarının fotoğraflarını koysam da Reels’imi mutlaka seyredin derim. Biz de Gülay’la sanat yaptık orda. İphone’un sinematografik çekim özelliğinden yararlandık. 👩‍🎨

Dış mekanda ki yeme içme yerleri Haliç manzarasında, ısıtan Eylül güneşi ile gerçekten çok keyifli bir gün yaşattı bize.

Niyet - Kısmet (Arkeoloji Müzesi)

Bugünki planım İstanbul’un en güzel kütüphaneleri listesinde yer alan Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müzesi ve Kütüphanesi’ni görüp orada yazı yazmaktı.

Çantamı toplayıp Gülhane’ye gitmek üzere yol çıktım.

Hava sabahki tatlı güneşin aksine, serin ve kara bulutlarla yağdı yağacak. Üşüme ve ıslanma garantili.

Yağmurluk mu, şemsiye mi derken şemsiyede karar kıldım.

Ama bir şeyi göz ardı etmiştim,

Şemsiye alırsan yağmaz 😂

Şemsiyem de öyle katlanıp çantaya girenlerden değil, rahmetli Celal Birsen markasının baston şemsiyelerinden.

Yağmur çiselese de şemsiye açacak değil.

Gülhane’ye geldik.

Nerdeymiş bu müze diye bakarken, ana girişin hemen solundaymış. 

Kapalı mı acaba derken 6 Haziran 2022’de restorasyona girdiği yazısını gördüm.

“Üzüntü ve muz kabuğu”repliğini bilenler anlıycaktır beni. 😩

Madem buraya kadar geldim, hemen sağdan kıvrılıp Arkeoloji Müzesi’ni göreyim. Bahçesinde kahvemi içeyim.

Çok uzun zaman oldu gelmeyeli en son gelişim blog arşivimden bulunabilir 😁 (Temmuz 2008)

https://dortyaprakliyonca.blogspot.com/2008/07/arkeoloji-mzesi.html

Bi dönem müze gezgini olmuştum.

O günden bugüne çok şey değişti. Artık müze kart mobilde. Hızlıca barkod oluşturup kolayca giriş yaptım. 

Çinili Köşk’ü daha önce ziyaret ettiğimi hatırlamıyorum. Önce onu gezdim. Çinilerdeki yonca desenini bulduysam burdaki görev tamamlanmıştır.




Bu arada, dezenfektandır, çöp kovasıdır, yönlendirme tabelasıdır daha kadraja girmiycek yerlere düşünülerek konsa  daha iyi olmaz mı?



Devasa yan pencereleri ile oldukça aydınlık oluşu ama muhtemelen çinilerin rengini kaybetmemesi için storla kapatılmış olması dikkatimi çekti.

Ve Arkeoloji Müzesi…

Sergileme şekli baştan aşağı yenilenmiş eski yazımdaki bir kaç resimle karşılaştırıldığında ciddi değişim çok net görünüyor.

Çok modern ve etkileyici bir teşhir sağlanmış. Camekanlar, dönemi anlatan duvar resimleri, ışıklandırmalar ve üst kat galerileri.

Müze için geniş bir zaman ayırıp dura, inceleye gezmek istediğim için bugün sadece keşif amaçlı hızlı bir turla ne olmuş, nasıl olmuşa baktım.

Ama çok güzel olmuş. 😍

Galerilerdeki banklar dinlenmek ve içeride daha fazla vakit geçirip eserlere yakın olmak için iyi düşünülmüş.

Diğer yandan yere oturmuş karşısındaki heykeli resmeden birini görmek Avrupa’da ki müzelerde gördüğüm müzeyle insanların birlikteliğini hissettirmesi açısından keyif vericiydi.

İlk fırsatta uzun bir gezi için tekrar gideceğim.

Bu aralar Reels videolarını yapıyorum gittiğim yerlerin. İnstagram hesabımda görebilirsiniz.

Bir kaç müze fotoğrafı da buraya bırakalım.





 

Pazar, Eylül 18, 2022

Artık Açık Maraş

 2013 yılında yazdığım yazının linkiyle hikayeyi hatırlayalım önce bi…

https://dortyaprakliyonca.blogspot.com/2013/10/hayalet-sehir.html

O tarihten sonra istisnasız her sene tatilimizin değişmez adresidir…

Gazi Mağusa, Arkın Palm Beach Otel, kapalı Maraş…

Kumsaldan bakıp bakıp durduk her sene gittiğimizde ta ki geçen sene bir bölümünün sivil halka açılmasına kadar.

Bize kapalıydı ama bölgedeki askere personel ve yakınlarına açıktı. Yani o kadar da kapalı, bozulmamış sayılmazdı.

Geçen sene ki ziyaretimde bol bol fotoğraf çekmiş ama yazıya dökmemiştim.

Bu sene geçen seneki fotoğrafları da birleştirip küçük bir Maraş turuna çıkarıyım mı sizi?


Barcly’s Bank’ın gece emanet kasası
Açık günlerden bir fotoğraf
Aynı yerin bugünkü fotoğrafı da bu olsa gerek…


Aslında evler ve dükkanların içi harab edilmiş, şafak sayan askerlerin duvar yazılarını okuyorsunuz. İçeride o zamana ait kasaların kaldığı ender dükkanlardan…





Evlerin zarafeti…


Şehir kulubü olduğunu düşündüğümüz yer…


Singer mağazası


Modaevleri ve kozmetik mağazaları



Sarmaşıkların ele geçirdiği bir otel binası…


40 yıl öncesinin yaratıcı avizesi



Evlere yaklaşmak güvenlik nedeniyle yasak. Önlerindeki devasa otları kesip görünür hale getirmişler sadece…


Çiçekli, çiçeksiz sarmaşıklar sarmış binaları…




Çarşamba, Eylül 14, 2022

Şezlong Dinlemeleri

 Deniz kıyısında, kumsalda hiç tanımadığın insanlarla saatlerce yan yana yatıyorsun.

İster istemez birbirinin konuşmalarını dinlemesen de rahatça duyacak kadar yakınsın.

İşte sağ, sol, arka şezlonglardan hikayeler

Arkadaşını arayıp tatilde olduğunu söylüyor. Apartmanda bi seramik işi var ama yöneticilik mi yapıyor anlayamadım. Annesiyle Seda Sayan ve annesi gibi olduklarını söyledi. Ama bu sefer onu bırakmış sevgili yapmış. Balayındalarmış.

Hem de kimmiş, telefonda konuştuğunun da arkadaşıyımış. 

Telefon konuşması 3’lü muhabbete dönüyor.

Diğer şezlong oldukça yaşlı bir kadın derileri büzüşmüş sallanıyor. Kiloluymuş demek bir zamanlar. Yanındaki erkek kocası mı derken oğlu olduğunu anlıyorum. Denizde daha fazla kalması, sabah erken inmesi gerektiğini söylüyor. O da bahaneler üretiyor. Rüzgar esiyor, bacağı ağrıyor. Sağ kalçası da dikiş izi var elinde de baston. Üstünü giyip odası a çıkıyor bir saat sonra restoranda buluşacaklar. Oğlu telefonu da odasına koymuş. Annesini tatile getiren evlat.

Çocuklular…

Ortalama 2-3 yaşlarda bir çocuk

Diğer çocuklarla bak kardeş diye başlayıp annelerin, anneannelerin sosyalleşmeye başladığı ilk an.

Yaş, nerde oturuyorsunuz, oyun grubu, huylardan devam eden muhabbetler.

Deniz arkadaşı

Diğer bir şezlongta ünlü bir ritimci.

Önce yalnız sanıyorum. Tek başına yakıcı güneşin altında gölgeye sığınmadan sere serpe güneşleniyor.

Sonra küçük bir çocuk, bir eş, bir kayınvalide

Torunu olabilecek yaşta bir çocuk hemen google’a soruyorum.

Değişik bir çift. Evli bir çift birbirini seven eş enerjisi yok.

Zaten anneanne, çocuk ve anne birlikte yapıyor tatili

Baba öğleden sonra katılıyor onlara çocukla bir kaç saat denizde. Birlikte güzel vakit geçiriyorlar ama eş kısmı enerjisiz.

Ama adam her daim nazik, kibar. Zarif düzgün bir adam belli.

Google’da daha önce bir çocuğu olduğu bilgisine rastlamadım.

Etrafta yabancılar çoğunlukta onlarda muhabbet daha az, herkes kitabında.

Biri garsona bu hangi deniz diye soruyor, telefonda konuştuğu kişiye söylemek için. Bu kadar salakça bir soru beklemeyen garsona, soruyu soran açıklama yapmak zorunda kalıyor. Hani ege, akdeniz, karadeniz var ya 🤦🏼‍♀️

Devamı olursa yazarım


Perşembe, Eylül 08, 2022

Paşabahçe - İncirköy

 Çoook büyük bir şehirde, merkezinde yaşayınca insan gri ve mutsuz oluyor.

Devasa plazaların renkli led ışıkları, mağazaların vitrinleri, istediğin her şeye kolayca ulaşmak da kandıramıyor seni.

Beykoz'u istisna tutabiliriz sanırım. Onun da ticaret noktası Kavacık'ı şöyle bir kenara bırakır ve kuzeye doğru yol alırsak İstanbul'un bence en güzel halini görebiliriz.

Sahili yalıların işgal etmediği, çay bahçesi ve balıkçı teknelerinin olduğu Erguvan Yalısı çıkmazı mesela.



Paşabahçe iskelesine ulaşmak için geçtiğiniz yolda  iki katlı yığma taş binalar, sarmaşıkların altına saklanmış okey taşlarının seslerinin geldiği kahveler.

Başka bir yerdeymişsiniz hissi veriyor.

İncirköy civarında Boğaz'a kumsaldan giriş yapabileceğiniz halka açık küçük bir sahil olduğunu biliyor muydunuz?

Bu çok kısa sahilin hemen arkasında bulunan Yalı77 isimli restoranla öğrendim ben de burayı.

Rumeli Kavağı civarındaki beachleri saymazsak, sanırım burası çok özel bir nokta.

Yalı 77 bahçesi ve lezzetli yemekleriyle beğendiğim bir mekan. Ama bahçesine oturup da denizi ve Avrupa yakasını seyretmek gerçekten müthiş bir deneyim.

30 Ağustos günü deneyimlediğimiz bu anda, denizin kalabalığı ve nezih halkımız yada sonradan halk olmuş insanlardan dolayı görmemezlikten geldiğimiz çirkinlikleri görmezden gelip yamaçlara baktık.

Yeşilin arasındaki renkli münferit evler, tek minareli küçük mahalle camileri ve bulutlu gökyüzü.

Hayatın içinde yaşadığımız anda bizi mutlu eden de, mutsuz eden de görüntüler kaçınılmaz.

Ben mutlu edenlere tutunmayı tercih ederim çoğunlukla.

İşte Paşabahçe, İncirköy öyle güzel yerlerden.



Cumartesi, Ağustos 27, 2022

Detox

 Bugün sosyal medya 0 ✌🏻

Son zamanlarda aldığım Oksijen gazetelerini okumaya fırsat bulamıyorum. 

Dün de taaa 4 Ağustos gazetesinin kalan sayfaları geçti elime

Ayşegül Çoruhlu’nun “Dopamin Zehirlenmesi“ yazısını okudum. Yazının tamamı için linki aşağıda. Benim dikkatimi çeken cümleler de onun altında.

https://gazeteoksijen.com/yazarlar/aysegul-coruhlu/yeni-cagin-hastaligi-dopamin-zehirlenmesi-158506

Hayata karşı bir keyifsizliğiniz mi var? Sizi mutlu etmek zorlaştı mı? Hiçbir şeye ilgi duymuyor musunuz? Hiçbir şey için motivasyonunuz yok mu? Kas ağrılarınız, uyku zorluğunuz, dikkat dağınıklığınız mı var? Aramıza hoş geldiniz. Yeni çağın hastalığına yakalandınız…

Sanıyorum ki sadece ben böyle hissediyorum ama böyle bir yazı gösteriyor ki, hepimiz aynı hissediyoruz.

Sosyal medyada geçirdiğimiz zaman sonucu edinimiz hiç bir şey 

Bir kaç yemek tarifi, bir iki egzersiz ya da gidilecek güzel bir yer atıyoruz kenara ama bunlara ulaşmak için saatlerce zaman harcadığımı ve sonrasında o zamanıma üzüldüğümü inkar edemiycem.

Birine bakıp çıkıcam diye açıp bıraktığınızda bir saat geçmiş olabiliyor.

Bugün bilinçli olarak ne twitter ne instagram 👍🏻

Bakalım faydasını görecek miyim?

Hayatımızda aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar beklemek doğamızdan olsa gerek, biz değişmeyelim ama mucizeler gelsin bize 🤗

Keşke gelse ama o zaman  da kıymetini bilemeyiz sanırım.

Ben de hayatımda bir şeyleri farklı yapmak üzere yola çıktım hatta bununla ilgili tuttuğum fiziki bir günlüğüm var yeni hayatımın 1.günü diye yazmaya başladığım o günden beri de gün gün yazıyorum.

Şu aralar 290’lar civarındayım. 

Bloguma yeniden yazmaya başlamak da bu yeni hayatımın önemli işlerinden biri.

Ve bir daha bırakmamayı diliyorum 🙏🏻

Bir de dikkat dağınıklığı var ki, en çok muzdarip olduğum konu bu 😩

Dinliyorum, üstelik bilinçli bir dinleme yapıyorum. Karşımdakinin anlattığını beynime daha sonra hatırlaman gerek bunu diye emir de veriyorum ama nafile. Hatırlayamıyorum.

Bırak karşımdakini kendi söylediğimi bile unutabiliyorum, insan başka bir şey olmasın diye de bir huzursuz olmuyor değil ama…

O kadar çok uyaran var ki etrafta, bir de multi tasking durumu var.

Sosyal medyada kaydırmalı hayatta birbirinden çok farklı peşi sıra gelen içerikler, beyinde bilgi kirliliği yaratıyor şüphesiz. Beyin de kendini korumak için bu bombardımandan, neyin önemli neyin önemsiz olduğuna bakmaksızın geçip gidiyor, kaydetmiyor.

Daha uzun süreli detoxlar ve eski zamanlardaki gibi gerçek faaliyetlerle beynimizi rehabilite etmek gerek sanırım. 🙄

Bugünkü yazımdan kendime güzel bir ders çıkarmış olmak da ayrı bir mutluluk.

Cuma, Ağustos 26, 2022

Okuma

Yazmanın kardeşi...

Okumayı seven yazmayı da sever bence

Yazmayı seven de okumayı...

Herkesin okuma ilgisi farklıdır...

Kimi tarih, kimi roman, aşk, polisiye, biyografi hepsi farklı

Benim seçkilerim de bunlar

Mimari ve sanat

Diğer yandan tatillik çitlemelik



Çarşamba, Ağustos 24, 2022

Hibrit

 Pandemiyle birlikte hayatımıza giren bir çalışma modeli için kullanıyorum bu tanımı.

Çoğunlukla elektrikli otomobiller için kullanılıyor.

Bizim için bu aralar  ayda 4 gün ofis onun dışında kalan günlerde uzaktan bağlantıyla çalışma demek.

Çoğunlukla evde stabil alanında çalışan biri olarak karşılıklı çalışmak için ofis dışında daha havadar ve eve yakın bir yerde çalışmayı deneyimledik bugün.

Oturdum Starbucks’ta çalıştım diyenlerin nasıl çalıştığını hissetmek istedim. 

Dışarda çalışırken en önemli şey yakında priz takacak bir yer. 9’dan önce açılan mekan.

Gölge ve ışık durumları da arkadan geliyor.

Fişekhane’de Komşu Kahve ve Cookshop laptopı fişe takabileceğin ve rahatça çalışabileceğin ortama sahip 2 mekan.

Cookshop’un daha ferah ve yeşillikli iç mekanı bu sıcak günde klimasıyla da bizi gayet rahat ettirdi.

Pazar, Ağustos 21, 2022

Candan Erçetin

Kaç yıl oldu konserine gitmeyeli?

En son hangi albümdü hatırlamıyorum o çok sevdiğim şarkıcıdan soğumuştum. 

Soğuma nedenim de şarkı içindeki derin nefes seslerinin beni rahatsız etmesi. Nefes alsa batıyor derler ya benim ki de biraz öyle oldu. Sanırım şarkı “kırık kalpler durağında”

19 Ağustos akşamı el mahkum gitmek zorunda kaldım. Pandemi nedeniyle 3 sene sonraki ilk Harbiye Açık Hava konseriydi.

Hakkını yiyemem sahnesi her zaman ki gibi çok iyiydi. 

Çoğunluk eski sevdiğim, bir çok duyguma eşlik eden eskide kalan şeyleri hatırlatan şarkılarıydı. Sözlerini hatırladığımın farkında bile olmadığım ama müzikle birlikte sözlerin dudaktan döküldüğü insan hafızasına hayran olduğum anlardı.

Ama kalabalıklar, insanlar artık tahammül etmekte zorlandığım şeyler. Açıkhavanın koltuklarının arasını tadilatta daraltmışlar mı, ben mi büyüdüm bu kadar dip dibe miydik daha önce de 😖

Yanımda oturan kadının bu nemde sıcakta açık bıraktığı saçlarının omzuma değmesi çok rahatsız ediciydi. Bi de istinasız her şarkıyı video kaydetmesi battı.

Yaşlanınca daha da fena olucam korkarım.

Diğer yandan konser sonraları yaşadığın taksi krizi nedeniyle nerdeyse yemin etmiştim konsere gitmemeye. bu konsere de gitmemek için direndiysem de Allah tarafından dönüş için bir araba gönderildi. Ama bu sefer de otoparktan çıkmak, trafikte ilerlemek kabustu. 

Konsere gitmeden 5 kez falan düşünmek lazım artık.




Pazar, Ağustos 14, 2022

Yeniden Yerebatan Sarnıcı

En son ne zaman gittiğimi hatırlamıyorum. Acaba karlı bir kış günü özel bir etkinlik için gitmiş olabilir miyim?

14 sene önce Yerebatan’dan…

İBB’nin restorasyonu sonrası yeniden görülmeye değer. 

Eskiden de kalabalık olurdu ama sosyal medya etkisiyle son günlerde daha da kalabalık olduğu haberlerini okuyoruz.

Rahat bir ziyaret için sabah 9’dan önce kapıda olmayı ve bileti online almanızı öneririm. Zira çok beklemeden 9:05’te içerdeydik. İlk giren olmanın etkisiyle kısa bir süre nispeten daha az insanla dolaşabiliyorsunuz.

Eskisi sökülüp yeniden yapılan yürüme yolunun suya daha yakın olması, güzel aydınlatması ve ışık oyunlarıyla harika görünüyor. Ayrıca sütunların arasına yerleştirilmiş heykeller de etkileyici.

Medusa başına bu kadar yakın olmak önceki halini hatırlayınca gerçekten güzel iş çıkarılmış. 

Tebrikler emeği geçen herkese.








Cuma, Ağustos 12, 2022

Foça'nın Taş Evleri ve Yakamoz

Yıllar önce Hande'cim yazmıştı bloguma Foça'yı... (Eylül 2007)

Eski Foça'dan Dönüş

Hande Foça'dan Gönderiyor

Tam 15 sene önce...

Haziran 2022'de bu sefer ben gittim Foça'ya

Hande'nin yazdıklarından çok farklı değil düşüncelerim. 

İnsanı sarıp sarmalayan hadi gel bundan sonra birlikte yaşayalım hissi veren huzurlu bir yer.

Taş evlerin güzelliği, sessizliği, tarihi dokusu ve rüzgarıyla hatırda kalıyor.

Foça Limanı'nın arka koyunda Karakum Plajı'nda Navali Otel'di konaklama mekanımız.

Netflix dizisi Yakamoz'a tam burda bağlıyoruz yazımızı.

Yakamoz'un ilk bölümündeki Kıvanç Tatlıtuğ'un Özge Özpirinçci ile konuşmaya geldiği yer. Bizim kaldığımız oda.

Odanın manzarası, keyifli dekorasyonunun görünmediği bir sahne ama odaya girerken "Yakamoz'un ilk bölümü bu odada çekildi" bilgisi paylaşılıyor.

Konaklamalarımda tercihim mutlaka deniz manzarası olur ki bu otelde de ne güzel ki, denize bakmayan oda yok :)

Sevimli, sıcak bir aile işletmesi. 

Bahçesi, plajın hemen arkasında olması nedeniyle denize 0, odaya 100 metre yürüme mesafesi kriterlerimi fazlasıyla karşılıyordu.

Denizi için aynı memnuniyete sahip değilim. Sürekli rüzgar olduğu için berrak bir deniz değildi, nedeni ise zamanında belediyenin buraya toprak dökmesiymiş :(

Tekne turları veya diğer koylar değerlendirilebilir bence.

Merkeze 15 dakikalık yürüme mesafesinde olması nedeniyle kalabalıktan ve sosyal mesafesizlikten uzak olmanın rahatlığını yaşayabiliyorsunuz.

Sokakları kaybolmak, taş evleri hayal kurmak için mükemmel

Gün batımı ise ayrı güzel.



Çok eskilere dayanan bir yerleşim yeri olması nedeniyle tarihe yakın olması da bana çekici gelen yönleri.

Balıkçıları, olmazsa olmaz kedileri, dondurmacısı ile sade bir yaz tatili için değerlendirilebilecek bir kasaba bence.

Gelelim fotoğraflara







Foça’da bir sabah yürüyüşü rotam



Salı, Ağustos 09, 2022

Seninle Başlamadı ve Zeytin Ağacı

Netflix'de son günlerde herkesin favorisi Zeytin Ağacı...

Sanırım ben kitap olarak okuduklarımı dizide sevmiyorum

Dizide gördüklerimi de kitap olarak okumak hiç istemedim.

Gülseren Budayıcıoğlu'nu iyi ki kitapları dizi olmadan okumuşum.

Seninle Başlamadı'yı da...

Zeytin Ağacı ben de aile dizilimine katılma arzusunu tetiklemedi.

Kitabı okuduğumda da...

Ama şu bir gerçek yaklaşık  2 sene önce o kitabı okurken hayatımda ilk defa bir kitaba yaptığım elime defterimi alıp okurken düşündürdüklerini, yorumlarımı yazdım.

Aile geçmişinden bildiklerimle birleştirdim bağladım, çözdüm.

Hatta hayatımda ilk defa yazdığım babalar günü mektubu da onun etkisiyledir.

Evet bazı konularda derin düşündürdü. Kendime yüklenmekten vazgeçtim.

İyi geldi.

Sonrasında Berber'le de konuştuk bu konuyu. Kitapla benim hayatımda birbirine bağladığım örgüleri.

Böyle şeyleri çok da abartmadan yaşamalı; amaaan bu bana travmalar bırakmıştır dediğimiz şeyleri köpürtmemeli. İnsan öyle bir varlık ki kendini sürekli yenileyen bulunduğu ortama uyum sağlayan. 

Ama bu tür inançlarla kendimizi haklı çıkarıp bir şeyi bir nedene bağladığımızda içimiz rahatlıyor belki daha olumlu düşünüp daha güzel şeyleri çekiyoruz hayatımıza.

Mesela ben o kitaptan çok etkilendim. Bir kaç kişiye de okuması için hediye ettim. Ama okuyamadılar, sıkıldılar :)

Herkes aynı değil.

Üzerinden 1,5 yıl geçti kitabı okuyalı o günkü etkisi kalmadı. Arada kendi defterime yazdıklarımı okuyordum ama onu da yapmadım yakında.

Demem o ki, bu tür şeyler bizi kısa süreli heyecanlandırıyor  havaya sokuyor ama her şeyi çabuk unutuyoruz. 

O kitapla birlikte bi de Boşluk Hissi vardı o dönem. Belki bir dizi de ondan çıkar. 

Arada ki yeşil de benim yazdıklarım.





Pazartesi, Ağustos 08, 2022

Geniş Özet


13 Eylül'de emeklilik provası demişim...

2 Mart'ta yöneticilerime 22 yıllık yolculuğumuzu sonlandırmak talebiyle gittim. Bazıları 10 dakikada kabul edip yeni yol haritasını planlarken; son sözü söyleyecek kişi kabul etmedi. Ben de kararlıydım, nedenlerimde haklıydım. Bir iki ay daha kararımı bekletmemi istedi. Acelem yoktu. Başka bir yerde çalışmak için değildi bu istifa; kendimi emekli edecektim.

2 Mart resmileştirmek için çıktığım yol 1Mayıs'ta aynı şirkette farklı bir bölümde, benzer ama farklı şeyler yapacağım yeni bir yolculuğa dönüştü.

Üstelik bu sefer eğitimini aldığım, bir zamanlar beni heyecanlandıran "Pazarlama"

22 yılın sonunda yeni bir patikaya geçtim. Yol mu bilmiyorum.

21 Aralık'ta bugün ölmem bi daha da gelmem demişim...

Zaman artık öyle hızlı akıyor ki 10 yılda yaşamadığımızı bir yılda, 1 yılda yaşamadığımız olmaz dediğimiz şeyleri 1 günde yaşıyoruz. Bu da zamanın bize oyunu belki de.

5 ay önce de oldu böyle şeyler.

Ama bu sefer ölenler oldu.

Temmuz  sonuna geldiğimizde olmaz dediğimiz oldu, gitmez dediğimiz gitti.

İş hayatında beklenmedik ayrılıklar da ölüme eş değer. Bir an var bir an sonra yok. Ayrılık zamanı başsağlığı dileklerinin kabulü gibi. Giden gidiyor, kalanlar neyi nasıl yürüteceğini düşünüyor. Mal paylaşımı yerini iş paylaşımına bırakıyor. Çünkü iş devam ediyor.

18 Nisan'da hikayeleştirme demişim ama sonrasında pek hikaye yazamamışım.

"Balkonda kalem kağıtla yazarken kısa süreliğine defteri balkonun kenarına kalemi de üzerine bırakarak kalktım. Esen rüzgar sayfayı havalandırıp kalemi 5. kattan aşağı attı :) Aşağı inip kalemi aldım ve yazmaya  devam ediyorum"

Günler gelip geçerken kod adı "Berber"le yine bir yolculuğa çıktık. Bu sefer bir kaç ayda yoluna koyduk beni. Fakat yolculuğun yan etkileri de olmadı değil, hayatımda ilk kez çok kısa bir dönem bile olsa 60 kiloyu gördüm. Neyse ki büyük bir bölümünü attık. Son  1-2 kiloyu da haftada 3 gün pilates (ağırlaştırılmış) ve kalori açığı yaratan proteinli beslenme ile halledicem.

Pazarlama kitaplarını da geçen Ağustos'ta almışım. Demek ki hayat aslında bizi gideceğimiz yöne doğru hazırlıyor. Biz fark etmiyoruz.

Kitapları aldım almasına da hakkını verebildim mi dersen. Iıı ıııhh

Elime almadım da değil bazı bölümlerini okudum. Ama hayal ettiğim coşkuyu yaşayamadım henüz.

Yapı Endüstri Merkezi (YEM)'in kitaplarını bilen bilir. Ben de nedense mimariye, aslında mimari yapılardaki bileşenlerin nedenini, niçinine merak olduğum için teknik dille yazılmayan kitaplarını severim.



Sanatı da anlamaya çalışırım bir resimdeki alt hikayeyi, eserdeki ipuçlarından ressamı anlamayı isterim. Lisede sanat tarihi dersini okulda seven tek kişi ben olabilirim. Hala ders kitabını saklarım, dersin notlarını tuttuğum ve asla kaybetmek istemediğim defterimi o dersten kalan arkadaşıma verip bir daha geri alamamak da içimi acıtan başka bir hikayedir. Sanat tarihi kitabının yazarı Oktay Aslanapa'ydı sanırım, lisedeki hocamız da Sevil Balaban.

Bugün de o kitaplardan Sanat 101'i okumaya başladım.

Sanatçıları anlatırken bahsettiği eserlerini görmek ve okuduklarımı hafızama yerleştirebilmek için bir yandan da google'a soruyorum.



Rene Magritte'yi okurken gördüğüm Donakalmış Zaman tablosu; bana yıllar önce etkilendiğim sonra bloguma yazıp bir blog okuyucum tarafından Dominique Appai'nın "Trous De La Memories" Hafızanın Boşlukları isimli eseri olduğunu öğrendiğim tabloyu hatırlattı.

Blogumun en güzel yanı, onun da benim hafızam oluşu. Hatırlamakta zorlandığım şeyleri dönüp ona sorduğumda orda bulmak çok güzel. Ama son yıllarım kayıp ne yazık ki.

Yani odur ki yine bir Ağustos ve ben yine yazıyorum. Gerçekten bu ay benim bloguma dönüş, yeni kararlar alma zamanımdır. Blogumla ilgili hayallerimi hatırladığım zamandır.

Hayırlısı bakalım bu senenin kısmetinden ne çıkar?

7 Ağustos 2022 20:00



Perşembe, Haziran 16, 2022

Foça Gece Günlüğü

 Eski Foça’da taş bir otelde Karakum plajına bakan odamın balkonundayım.

Arada bir şiddetlenen rüzgar ağaçların, bahçedeki şemsiyeleri dile getiriyor ve denizin dalga sesini arttırıcı bir etki yapıyor.

Şu an rüzgar hafif ama bayrak direğinde dalgalanan bayrağın metal çarpma sesi geliyordu o da kesildi yazarken

Şu an benden başka hiç kimse yokmuş gibi

Bu anı boşa harcamamak için içeri girip yatamıyorum.

Şükrediyorum 🙏🏻

Hiç kimse yok etrafta doğadaki seslerden başka bir şey yok diyeceğim ama sanırım sokak lambalarının o tarifleyemediğim ama bildiğim sesi var.


Sabah 5:30’ta yola çıktık. Susurluk’ta tescilli Düzdağ tostunu yiyip yolumuza devam ettik. Ben biraz pratik yaptıktan sonra direksiyona geçmeyi düşünüyordum ama Ali hemen verdi. 2 saate yakın ben kullandım ✌️


Otel çok güzel. Odası ferah, mobilyaları, dekorasyonu, fiş çokluğuyla beni çok memnun etti. Merkezden uzak bir koyda olması sakinlik sağlıyor, tabi okulların da henüz tatil olmayışı. Hatta burdaki okulun 8. Sınıf mezuniyeti önümüzdeki plajın restoranında yapılınca buradaki yaşamı hissettim. Burası tatil yöresinden çok kasaba havasında. Otelin hemen önü deniz, halk plajı ama otel minder ve  havlularımızı oraya servis edecek kadar düşünceli. 

Merkezine doğru gidip yemek yedik. Foça Marina restoran. Hem fiyat hem hizmet çok iyiydi. Beş Kapılar Kalesi’nin oraya da gittik ama oranın curcunasını sevmedik.

Gündüz gözüyle görmedim ama arabayla giderken gördüğüm evler, bozulmamış sokaklar sevimli geldi.

Hayal bu ya taş ev  bakıyorum sahibinden 😂


Ama ben bu sessizliği bırakıp içeri girmek istemiyorum ki 😔


Batı’ya bakan odamızın diğer penceresi de doğuya bakıyor. Ordan da ay doğdu. 🌞🌝

Şükür çook şükür 🙏🏻

Pazartesi, Nisan 18, 2022

Hikayeleştirme

 Son zamanlarda hikayeleştirme, yazma, içerik üretme ile ilgili eğitimler var hayatımda…

Aslında akademi eğitmenliğine yeniden başlamam bu eğitinlerin nedeni 

Ama benim de merakım ve ilgim olduğu için gıdıklıyor beni…

Yazmak için okuduğun ya da gördüğün bir şeylerin seni dürtmesi lazım. 

İlk blog yazmaya başladığım yıllardan bugüne düşen içerik üretimim instagramla azaldı derken artık instagram paylaşımım da azaldı.

İnstagram zaten yazı içeriği olarak değil görsele hizmet eden bir mecra olduğu için yazı alanını geliştirmeye çok imkan tanımadı. Biraz daha köreldim.

Diğer yandan yaşam kalitesi yoğun iş temposu nedeni ile sadece iş odaklı olunca, seyahatlerde boş vakitlerde bile o yoğun tempoya ara vermişken geri döneceğin yerdeki yoğunluğun suçluluk duygusu ile rahatlayamamak…

Hatta bugün bunun bi ismi olduğunu gördüm ama şu an bulamadım :(

Uzun lafın kısası gördüğün ilgini çeken şeylerden yazmak için kısa notlar al sonra yazıya çevir

Salı, Aralık 21, 2021

Bugün Ölmem Bi Daha Da Gelmem

 Böyle bir ekonomik felaketi daha önce yaşamış mıydık bilmiyorum ama bugün gerçekten yatırımcılar için çok zordu. Bizim içinse çok daha zordu.


Pazartesi, Eylül 13, 2021

Emeklilik Provası

 Bu seneki 2 haftalk blok iznimi emeklilik provası yapmaya karar verdim kendime.

Resmi olarak çalışmadığım ilk gün gittiğim endokronoloğun mükemmel çıkan kan değerlerime karşı şikayetlerime; kafanı boşalt iyice dinlen demesi emeklilik planlarımın ne kadar yerinde olduğunu gösterdi.

İlk tatil günümde kendime verdiğimm bir saatlik soluk…

Zeytinburnu’nda deniz kıyısındaki parka küçük bir örtü ve kitabımla gittim. Neyse ki sakindi. Uygun bir ağaç gölgesine örtümü serip ayakkabılarımı çıkartıp oturdum. Bazen denizi seyrettim, bazen kitap okudum.  Biraz öteme gelip oturan 3 gencin gitar çalıp şarkı söylemesi günün bonusu oldu.

Sahillerimizde Kuzey Avrupa’da görüp özendiğimiz sahneleri yok diye hayıflanmak yerine biz yaratırsak değiştirebiliriz belki de bir şeyleri.

Kitabım, müziğim, manzaram ve ben…