Pazartesi, Şubat 23, 2009

Çalı Süpürgesi

Çocukluğumda en büyük eğlencemiz; anneannemin Fener Sancaktar Yokuşu'ndaki asmalı evinin bahçesinde tel örgülerle çevrilmiş, kilitli ahşap kapısının sadece anahtarla büyüklerce açılabildiği sihirli bahçeye girmekti.

Ekili lahana ve diğer yeşilliklere basmadan bahçenin köşesine gitmek, senede sadece bir kez incir toplanmak üzere çıkılmasına izin verilen incir ağacı, gerçek gül kokan güller, hanımeli, hiç meyve vermeyen -yada çok az veriyordu- mandalina ağacı.

Nedendir bilmem çocukluğumdan beri en sevdiğim iş süpürmektir.

Evet süpürmek. Bildiğiniz sarı süpürgeyle.

Oturduğumuz apartmanın merdivenlerini süpürmek, babaannemin evini süpürmek -nedense annem kesinlikle evi o süpürgeyle süpürtmezdi ya gırgır yada elektrik süpürgesi kullanılırdı-, Emine hanım teyzeyle sokakları süpürmek, süpürgeyle balkonu yıkamak.

Anneannemin bahçesini süpürmek.

Ama ne yazık ki o bahçede sarı süpürge yoktu kullanılmazdı, yasaktı. Küçük bir çalı süpürgesi vardı, ne süpürdüğü belli olan ne de beni mutlu eden.


Hiç bir şeyi süpürmezdi ki yerdeki tozlar -ince tozlar- olduğu gibi dururdu. Anlam veremezdim çalı süpürgesi kullanmadaki ısrarı.

Bugün anlıyorum çalı süpürgesinin marifetini.

İncecik tozları bile katıp önüne ortalığı toz duman eden sarı süpürge yerine, çalının dallarına takılmaya değecek büyüklüktekileri toz etmeden, ortalığı dumana vermeden, gözüne burnuna toz dolmadan seni öksürtmeden hapşırtmadan temizlemekmiş maksadı.

Şimdi ele alıp bir çalı süpürgesi bu hayata girişmeli.

Pazartesi, Şubat 16, 2009

Çoook Teşekkürler

En son yazdıklarıma inat, tüm arkadaşlarım dostlarım yalancı çıkarttı beni :))))

Yalnız olduğumu, kendi kendime konuştuğumu söylemek...

Çok ayıp..........

Arayan, kutlayan, bizzat gelen, sarılan, seven, güzel dileklerini ileten tüm sevdiklerime çooook teşekkürler.

Bir de özür. Kendimi yalnız hissettiğimi söyleyerek sizlere haksızlık ettiğim için. Hepinizi çok seviyorum.

Geçen sene olduğu gibi bu yılda "dört yapraklı yonca"m oldu. Bir değil hem de iki tane. Geçen sene ki gerçekten uğurlu geldi. Bu sene iki tane daha geldiğine göre geçen yıldan çok daha güzel bir yıl bekliyor beni.

Pazar, Şubat 08, 2009

Passiflora


Bu aralar çok çabuk kendimi kaybediyorum. Önemsiz, değersizmişim gibi hissediyorum. Yaptıklarımın yazdıklarımın hiç bir anlamı olmadığını kendi kendime konuştuğumu düşünüyorum.

Üzüntülerimin içinde kaybolmaya, bataklığın beni yavaş yavaş derine çektiği hissine kapılıyorum. Bundan bir kaç sene önce de böyle bir dönem geçirmiştim ancak o dönemde nefes teknikleriyle kendimi yukarı çekmiştim. Şimdi bu yöntemleri bilmeme bilincinde olmama rağmen, konsantrasyonumu sağlayamıyorum.

En sonunda geçen hafta psikiyatra gitmeye karar verdim. Tam o günlerde Osman Müftüoğlu'nun yazısında stresin ürettiği salgıların vücuttan atılmadığı takdirde iç organlarda kalarak zehre dahası kansere dönüştüğünü okudum. Çünkü stres durumunda vücut tehlikede olduğunu düşünüyor ve savaş hazırlıklarını yapıyor, ancak dışarda fiziksel bir saldırı olmadığı ve bizde buna fiziksel güçle karşılık vermediğimiz için aynı koltukta oturarak tehlikede olduğunu düşünen beden aynı koltukta oturarak savaşa karşılık veriyor dahası vermiyor. Salgılar da amacına hizmet edemediğinden organa zarar veriyor.

Acil müdahaleye ihtiyacım olduğuna karar verdim.

Passiflora, yan etkisi yok.

Rahatlatıcı bir bitki çayı aradım market raflarında. Doğadan Relax'ı buldum. İçinde sarı kantaron -iğrenç kokuyor-, lavanta, oğul otu, kedi otu falan filan.

Burnumu kapatarak hiç nefes almadan bir seferde içersem içebiliyorum ancak. Ama hakkını yiyemem uykularım düzene girdi. Ondan önce huzursuz uyku sendromu diye bir şey varsa ben ondandım. Bütün gece abuk subuk rüyalar, sürekli uyku ile uyanıklık hali ve sabahları bir öncekinden daha gergin bir ruh bir beden.

Bir kaç gündür çayı içmedim, passiflora'yı da sürekli içmeyi unutuyorum. Düzenli kullanım şart.

Tabi bir de son dönemlerde hayatımın antidepresanlığını yapan kişiyle görüşemiyor olmanın da, gerginliğimi arttırdığı şüphesiz. Ve bir süre daha da görüşemeyeceğimizden bunu da tolere etmenin bir yolunu bulmam gerekiyor.

Bir zamanlar bloguma yazmak, diğer blogları ziyaret etmek beni oyalayan bana zevk veren bir şeyken, şimdi bilgisayarı açtığımda ne yapacağımı bilemiyor sadece maillerime bakıp çıkıyorum çoğu zaman.

Bugün bloguma bırakılan iki yeni yorum, blogumu izlemeye alan iki yeni blog yazarı bana yazmam gerektiğini hissettirdi. Teşekkürler.

Cuma akşamı klavyenin tuşları yerine kalemimle özel defterime yazdım.

O deftere yazdıklarımı sanırım ilk kez paylaşıyorum. Üzgünüm, hepsini değil.

"Büyük yer minderlerini yan yana dizip uzanmışım, kulağımda da müzik. Uykum vardı aslında. Aklımda da O. Çalan şarkılar duygudan duyguya, iç hesaplaşmalara sürükledi durdu.

Yattığım yerde yatamadım, olan uykum da kaçtı. Kalkıp yazıyim bari dedim. Aslında yazmak kendimle yüzleşmek, onu da daha fazla düşünmek istemiyorum ama yine de gördüğün gibi yazıyorum.

İç hesaplaşmam sadece onunla değil, başka konular da var. Ev, iş, son yaşananlar, yaşamaya devam ettiklerimiz. Ama ben hep onun hakkında yazarım ya.

İçinde öyle bir paranoya yaratıyorsun ki sonra kendini sakinleştirmek umduğundan zor oluyor. Aslında bu akşam görüşmemek tercihimdi. Ama yine de görüşmediğimiz konuşmadığımız için huzursuzum. Belli olmaz belki de ararım.

-Geç bi program yaparız demiştin, yeterince geç mi? diye. Komiklik olsun.

Aradım. Meşgul :(

Zaten ben eğer düşünüyorsam mutlaka yapacağımdır. Sadece kendi kendimi haklı çıkartmak, kendime inandırmak için ısınma turları atıyorumdur. Yani her zamanki gibi diyorsam, yapıyorumdur.

Bir yandan da gerginliğimin başka şeylere dönüşüp ona patlamasından korkuyorum. Doğum günüm üzeri biraz hassas olabiliyorum, malum. Fobim var bu konuda. İki sene önce doğumgünümden 2 gün önce kırılmıştık birbirimize. Koca bir seneye mal oldu.

Ama bir sene sonra tekrar bir araya geldiğimizde dostluğumuzdan hiç bir şey kaybetmediğimizi, aksine güzel şeyler biriktirdiğimizi görmek değerdi.

Bazen de düşünüyorum. Belki de yıllardır ben suyu tarlama çevirmek için bir dal uzatarak yolunu değitirmeye çalışıyorum. Vazgeçtim desem de vazgeçmiyorum. Ruhum vazgeçse aklım geçmiyor, aklım geçse ruhum geçmiyor.

Biri bıraksa diğeri tutuyor.

Şu anda yazmak keyifli. Karanlık odada yatağın üstünde bağdaş kurmuş, defterin kenarına taktığım okuma lambasıyla karanlığın huzuru, notalardan ruhuma, ruhumdan kaleme, kalemden kağıda dökülenler iyi geliyor bana."

Perşembe, Şubat 05, 2009

Periler


KOVA BURCUNUN PERİSİ: ARIEL
Mitolojide, Ariel, neşe ve mizah anlayışı sağlayan Sylph prensesine verilen isimdir. Doğduğunuzda Ariel perisi kulağınıza şunları fısıldar:

'Nereye gidersen git orada iz bırakacaksın, çok yaratıcı olacaksın, büyük bir sanatçı olacaksın, sana ihtiyaç duyan herkese yardım edeceksin, çok zeki olacaksın.'


BALIK BURCUNUN PERİSİ: SELKİE
Selkie, mitolojide Ondine'lerin yani deniz kızlarının prensesidir, genellikle yanında bir fok balığıyla resmedilir, evlerimize ahenk ve neşe getirir.Doğduğunuzda sizin kulağınıza şunları fısıldar:

Altıncı bir duyuyla ödüllendirileceksin Her şeye uyum sağlayabileceksin Sanatçı bir ruhun olacak Çok hoşgörülü olacaksın Ruhsal aleme çok ilgi duyacaksın...


Sizin periniz kulağınıza neler fısıldamış öğrenmek isterseniz tıklayın...

Öğle saati

Bi ağlama hali çöktü üzerime. Öğlen saati, iş yerinde, olacak iş değil. Evde olsam kesin sağnağa çevirirdi. Hem yazar hem ağlardım.

Yok bi şey endişe edecek. Ama ağlamak istiyorum işte.

Yok bi şey ama tabiki var. Hem bir sürü.

Sadece -o saçımı çekti- deyip ağlayacak bir şey yok elimde.

Bir sürü toz parçası bir olup gözüme kaçtılar işte.

Elma Dilimleyici

Çinli çocukların dünyadan habersiz olmasını anlarım ama gazetecilerin yeni keşfetmiş olmaları komik. Bence koyacak haber bulamamışlar eskilerden bu ilginç gelmiş olsa gerek. www.netgazete.com bugün haber yapmış.


Ben Tchibo'dan almıştım, Migros'ta ve her yerde benzerleri var. Yalnız Migros'ta gördüğümün bıçak yerleri plastikti onunla elma dilimlemek değil de püre yapmak mümkün.

Çarşamba, Şubat 04, 2009

Nihayet günler üstüne ayaklarımı şöyle uzatıp müziğimi de açıp kendimi bilgisayarımın karşısına oturtabildim. Gerçi oturtmak da yetmiyor, oturtuğunun bedenin ruhunda bir şeylerin coşması ortaya bir şeyler dökmesi gerekiyor ki; onun için biraz daha çalışmam lazım.

Yani okuyacaklarınızdan çok bi ruh beklemeyin, olup bitenleri, paylaşmak istediklerimi ama sadece koşulların paylaşmama izin verdiklerini yazabileceğim.

Son aylarda beni en mutlu eden haberi dün aldım. Çok sevdiğim bir arkadaşımla yeniden çok sık görüşmeye başlayabileceğim. Bir kaç gündür çok sık aklıma geliyordu. Sürekli bir arada olduğumuz, sabahları masamda küçük sürprizler bulduğum, çok şey paylaştığım gerçek bir dost.

Şehre geri dönüyor. Döneceği günü iple çekiyorum.

Üzülüyorum diğer yandan, her geçen gün birilerinin zorunlu izne çıkarıldığını yada yıllarca birikiminin aksine ilgisiz yerlere yeni görevlendirmelerle gönderilmesi. Dahası sektördeki ani ve hızlı değişimlerin bir gün bizi nasıl ve nereye sürükleyeceğinin belirsizliği.

Ve, ve, veeeeeeeeeee

Hayatın bize neler getireceğini bilemeyeceğimize göre Allah sağlık versin geri kalan her şey yoluna girer. Yeter ki Allah dostlarımızın sevdiklerimizin eksikliğini göstermesin.

Çarşamba, Ocak 28, 2009

Parfüm

Uzun süredir kullanmadığım bir parfümü sürdüm bu sabah.

Ne kadar çok duygu varmış kokusunda, ne kadar tazeymiş hissettiklerim. Daha dün gece gibi.

Sabahtan beri his bombardımanında yanlış bir şey yapmamak için kendimi telkin ediyorum.

Bakalım bugün nelere gebe?

Cuma, Ocak 23, 2009

Bugün

06:10- Nefes alamıyorum yine

06:30-Yağmur yağmamış ama bugün için yağmur demişti küçük şemsiyeyi çantaya atmalı

07:30- Evden eve taşıma kamyonu sokakta demek birileri taşınacak. Hep sabahın en erken saatinde gelirler ki öteki evi de yerleşmeye vakit olsun. Zor iş taşınmak.

07:32- Hayret iki gündür bu kızın elinde poşetler yok. (sanırım bir yerde öğretmen hergün koca koca torbalar yada maketler taşıyor elinde. geçen sabah minik aşçı şapkaları vardı torbasında)

07:33- Bu kız da üniformasız servise biniyor. Tamaaaaaaaam bugün karne günü :)

07:40-Beş altı öğrenci elleri cebinde sırıtarak sallana sallana okula yürüyorlar. Bugün ders yok ya. Bi rahatlık gelmiş üzerlerine. Hele bir de karne iyiyse onlar olmasın da ben mi oluyim?

07:41- Güzel bir yazı konusu.

07:42- Bu sabah hava kapalı. Güneş hiç göstermiyor kendini oysa kaç gündür serviste gözüme gözüme vuruyordu.

07:42- Bu konuda da yazmak istiyorum. Acaba her gün o günkü havayı ve bana hissettirdiklerini yazsam? Ya da bugün aklımdan geçen, kimseye söylemediğim düşünceleri yazsam.
1. okul çocukları
2. kapalı hava. Evet değişik bir yazı olabilir.

08:30- Offffff yine mi sıcak.

08:31- Nefret ediyorum. Zaten nefeste alamıyorum. Bu psikolojiyle kesin bugün birisini paralarım. Hatta yanımdaki en muhtemel aday. Çalışamam ben bu sıcakta bu havasız ortamda. Sıcakta zaten sinirler geriliyo bi de nefes alamayınca bi de abuk subuk insanlara bütün gün laf anlatmaya çalışınca.

Yok yok bugün bitmez.

08:50-Bi de -aaa hasta mısın?- diyor. Yanında yere düşüp; ölmek üzere olan hamam böcekleri gibi bacak atarak can çekişmezsen anlamaz bu.

12:12- Nasıl öğlen oldu anlamıyorum. Ne yazık ki bu süreçte kendime ait hiç bir şey düşünmeye zamanım kalmadığından arası boş kaldı. Bu mu hayat?

12:29- Dııığandım :) Makarnayı yarım söyledim, sonuna kadar gidemediğim için. Ama bunun da sonunu göremiycem galiba :(

13:20- Metro City, Kanyon; Apa Giz (adını daha yeni taktılar); Levent Loft; Tekfen Tower, Sapphire çoğunun yerinde bir zamanlar fabrika vardı. Ne kadar çabuk değişiyor her şey. Geldiğimde Deva'nın fabrikası vardı. Sonra önüne küçük bir plaza yaptılar. Yaz ortasında yıkmaya başladılar bugünse kocaman bir boşluk. Bir varmış bir yokmuş. Ve saydığım bütün bu plazalar benim son 8 yıldır gördüğüm manzarada birer birer yükseldiler. Bebekliklerini bilirim yani :))))

15:27- Nesef alamıyooooooooom. (Nejat Uygur'un bi oyununda geçiyodu) Bu cümleden sonra da "fırça yuttum" diyordu masum bi ifadeyle.

16:20- Havanın da kafası karışık. 1'de şiddetli sağnak varken şimdi de güneş açtı. Ben çıkışa doğru bir sağnak daha bekliyorum

17:12- Bütün gün biraz daha idare ediyim giderim diye diye bu saat oldu :((( ben adam olmam. 8:50'deki cümlemi ithaf ettiğime çok ama...

18:00- Eyyyyyyy Özgürlük :)

18:37- Süpeeeeeer. Muhteşem bir yağmur yağıyor. Tahminim doğru çıktı.

18:38- Arabada yazmanın bir yolu olsa ne yazılar çıkardı şu anlardan. Kelimeler hızla akıp geçiyor oysa.

18:39- Benim dostluklarımın yaşı yok. Hiç bir zaman da hissetmedim. Bu sabah msn'de dodicimle yazışırken ortaya çıktı bu gerçek.

"Benden küçüksün ama seninle çok şeyi paylaşabiliyoruz" dedi. Aramızda sanırım 10 yaş falan ya vardır ya yoktur. Anlaştığım, bir şeyler paylaştığım çok özel insanlar var. Bu ne ben yaşımdan olgun olduğum için ne de onlar yaşından küçük davrandığı için. Hayatta bazı duruşlar algılar var ki, işte biz orada buluşuyoruz.

Benim yaşsız başka bir dostluğum da; yaşça dodicimden daha büyük çok sevdiğim birisiyle. Üniversite yıllarımda tanıştık onunla hala daha da görüşürüz. 13 Şubat'ta ben onu ararım 15 Şubat'ta o beni :)

18:44- Serviste kullanabileceğim minik bir laptop mı alsam acaba?

18:45- Çok özledim.

18:45- Hayır bu duygunun üzerinde fazla durmamam lazım. Son günlerde beni ihmal ettiğini unutmamak lazım.

18:46- Ama malum kriz. Patron olmak zor, çok da üstüne gitmemek lazım.

18:46- Bir günde sadece iç sesimle kendi çatışmamı yazmalıyım. Ne savaşlar çıkıyo bir bilsen :))

19:15- Evde annemin olması, sıcaklığı, yemekleri :)))))

19:45- Ama çok hastayım artık ayakta duramıyorum. Duvarlara dayanarak yürüyorum.

19:50- Son bi güçle "Bugün" yazımı tamamlayabilir miyim acaba? Hiç sanmıyorum, gözlerim küçüldü açamıyorum.

20:00- Yatmak tek çözüm. Apranax, Duact, Supradyn Energy tüm ağrılarımı ve nefes darlığımı yok edin.

20:30- Yataktayım. Zzzzzz............................

Perşembe, Ocak 22, 2009

Ayakkabı Koruma Programı

Bugünkü konumuz ayakkabılar :))))

Tutkumuz :))

Hazır indirimler varken düz bi ayakkabı bakıyim dedim ama yine gittim topuklu aldım. Bağımlılık gibi bi şey engel olamıyorsun.

Almak güzel de bir de bunların saklaması var. Sonra kutunun içinde hangisinin olduğunu bulmak var. Arada bir düzenleyip sistematiği oturtsan bile acil bi zamanda o onun kutusuna diğeri ötekinin kutusuna. Yine karıştı.

Bir kaç ay önce şeffaf ayakkabı kutularını görmüştüm internette. Pazar günü de Migros'ta görünce yeniden aklıma düştü. Resimdekiler onlardan Migros'ta tanesi 5 tl, firmanın kendi internet sitesinde 4 tl.


Google'da ararken bir de globox diye bir marka daha olduğunu gördüm. Hepsiburada'da satılıyormuş 5'li paketi 17tl+kdv. Daha ucuz. Ama diğerinin malzemesi plastik; bayağı kutu. Bunlar bana biraz daha hafif ve çabuk yıpranabilir gibi geldi.



Evet kutu fikri hoş ama dolaptaki bütün ayakkabılar için böyle bi düzenleme yaparsak küçük bir servet harcamak gerekecek :(

Ayakkabılar için bir başka çözüm de yağmurlu havalar, çamurlu yollar için yurtdışından bir ürün.
Ayakkabının üzerine geçiriyorsun, tıpış tıpış yürüyorsun. İstanbul için müthiş bir ürün.

Ama bir çiftin 77 euro olduğu düşünülürse; bunu da önce düşünmek gerekiyor. Malum global ekonomik kriz.

Online sipariş verilebilen ülkeler arasında Türkiye'de var. Sipariş vermek isterseniz

http://swims.com

Çarşamba, Ocak 21, 2009

Ağlamaktan Korkma. Zihindeki Istırap Veren Düşünceler Gözyaşı İle Temizlenir

Bir Düşman Çok, Yüz Dost Azdır

Son Irmak Kuruduğunda, Son Ağaç Yok Olduğunda, Son Balık Öldüğünde, Beyaz Adam Paranın Yenmeyen Bir Şey Olduğunu Anlayacak

Derinin Rengi İnsanları Farklı Kılmaz. İyi İyidir, Kötü Kötüdür. Büyük Yaratıcı Hepimizi Kardeş Olarak Yaratmıştır

Düşmanımı Cesur Ve Kuvvetli Yap. Eğer Onu Yenersem Utanç Duymamayım

İnsanlar Tabiattan Uzaklaştıkça Kalbi Katılaşır. İnsanın Gözleri Öyle Kelimelerle Konuşur Ki Dil Onları Telaffuz Edemez.

Şeytan Hakkında Konuşmayın. Gençlerin Kalbinde Merak Uyandırır

(Kızılderili sözleri, milliyet.com.tr'den.)

Bugünlerde kendimle en çok özleştirdiğim tabiattan uzaklaşınca yaşananlarla ilgili olan.

Tam da buna ihtiyacım var.

Pazartesi, Ocak 19, 2009

Sınav

Haftalardır dersti sınavdı anlatıp duruyorum. Nasıl geçtiğini merak edenler için...

Toplam 8 ders var. Ortalama 70 olmadan geçemiyorsun. Bir tanesini geçen sınavda vermiştim.

7 dersten girdim sınava.

Bu sınavlar mimli zaten. Geçen sene 25 sorudan 9 tanesinin yanlış çıktığı bile olmuş. Yani geçmek biraz da şansa bağlı :)))

Genel ekonomide unutmayacağım iki soru var biri 2009 yılının OECD tarafından ne yılı olduğu, diğeri de 2008 yılı araştırmalarına göre dünya üzerinde en adaletsiz gelir dağılımının olduğu ilk üç ülke.

Yani kitaptan falan çalışarak ezberleyerek de olacak gibi değil.

Biz deli gibi formüllerle problem çözdük ama sınavda toplasan 10 tane problem çıkmadı.

13 Şubat'ta sonuçları öğrenince yazarım.

Merkür geri gidiyor yine bu aralar...

Şubat'ta düzelecek yanılmıyorsam ama o tarihe kadar da hayatımızda etkisini bi takım yöntemlerle belli edecek.

Mesela benim arkadaşlar, eski tanıdıklar hanesine düşüyor olsa gerek ki; hafta sonu planladıklarım dışında planlamadığım çoook eski bi kaç arkadaşımla da karşılaştım.

Yolda yürürken öyle insanlara bakan acaba bunu bir yerden tanıyor muyum diyen birisi değilimdir. Ama bazen öyle zamanlar oluyor ki karşıdan gelen insana bakmak için bir güç seni zorluyor ve sana sen onu tanıyorsun diyor.

Daha spiritüel açıklamak gerekirse; insan ruhunda yaşanan her şeyin, her insanın, her yerin bir kaydı var. Biz onları artık hatırlamadığımızı sansak da onlar kendi bölümlerinde varlıklarını sessizce devam ettiriyorlar. Ancak aynı yaşanmışlıklar birbirine yakın yerlerden geçerken birbirlerine sinyaller gönderip öne çıkıyorlar. Biz de yıllardır görmediğimiz bir arkadaşımızı en olmayacak anda tanıyıveriyoruz.

Lise'den beri hiç görmediğim -ki aşağı yukarı 15 yıla denk geliyor- bir arkadaşımı sınava gireceğim okul bahçesinde ikimizde hızlı adımlarla koştururken gördüm. Ayaküstü bir kaç dakika konuştuk. Facebook'tan haberleşme sözü verdik birbirimize.

Cumartesi günü de Bağdat Caddesinde üniversiteden bir arkadaşımla karşılaştım.

Bunlar Merkür'ün süprizi olarak karşıma çıkanlardı. Bir de planladıklarım vardı ki onları da bir kaç senedir görmemiştim.

Eski dostları, arkadaşları görmek, arada geçen zamanda yaşananları paylaşmak güzel bir zenginlik veriyor insana. Bir kez daha tazeleniyor arkadaşlık.

Cuma, Ocak 09, 2009

Özgür hissetmiyorum kendimi...

Eskiden olduğundan daha fazla kendimi bir şeylerden sorumlu hissediyorum.

Anayolda tam gaz giden araçlara bakıyorum. Bense yavaş yavaş sapaktan dönmeye çalışıyorum.

Yolumu değiştirip gaza basıp gidemem.

Özgür değilim.

Zorla mı?

Hayır değil,

Biraz gönüllü biraz zorunlu.

Zorunlu olduğu için gönüllü; gönüllü olduğu için zorunlu.

Evlenmek, çocuk sahibi olmak da böyle olsa gerek. Kendini başkalarının hayatından sorumlu hissetmek. Bazen kendinden çok onları düşünmek.

Biliyorum bu da yanlış.

Önce ben diyebilmelisin.

Gün gelir uğruna fedakarlık ettiğin vazgeçtiklerin; dönüp arkasını senin verdiklerini çiğner geçer.

Kötü niyetli olmasa bile.

Sadece o sen olmadığı, senin gibi hissetmediği için. Senin neyi neden yaptığını anlamaz, anlayamaz.

Hayatta işte böyle insanlar var.

Sevdikleri uğruna öyle çok fedakarlık yapar, onların hayatını kolaylaştırmak için kendilerinden vazgeçerler ki. Ellerinden gelse onların bütün acılarını sıkıntılarını üstlerine alıp çekmek isterler, yeter ki onlar üzülmesin.

Kendisi çok mu güçlü ki?

Hayır.

Sanırım Allah dünyaya merhamet, sevgi, acıma, acımasızlık, merhametsizlik, iyilik, kötülük duygularını eşit miktarlarda dağıtmış. Ancak sadece toplamları eşit.

Kimin payına ne kadar düştüğüne gelince...

Bu yazıyı okurken kendinden bir şeyler buluyorsan eğer, payından fazlasını almışsın.

Perşembe, Ocak 08, 2009

Kayıp Günler


Günlerden hangisindeyim?

Hangi günde olduğumu anlamak için hafızamı zorladım.

Naptım, nerdeydim?

Hah dün gece Avrupa Yakası vardı. O zaman bugün perşembe.

Neeeeeeeeeeee!!!

yarın cuma mı?

Hafta bitti.

Sanıyorsan çok yanılıyorsun :((

Cumartesi, pazar iki tam gün eğitimdeyim. Hem de ne eğitim, üniversiteden beri en yoğun matematik gördüğüm.

Bi de olayın hafıza boyutu var. Dersi dinlerken süper anlıyorum, hocayla birlikte çözüyorum. Ama sonra notlara baktığımda hiç alakam yok.

Balık hafızalı mı oldum ne?

Tabi bi de hangi günde olduğumu anlamak için tv dizilerinden yolumu bulmam var ki, ne kadar anlamsız bir hayat sürdüğümün işareti. O durum zaten başlı başına bir yazı konusu.

Salı, Ocak 06, 2009

Denklemler

Hayat o kadar garip ki, yıllardır biriktirdiklerin paylaştıkların bir an geliyor hiç birikmemiş paylaşılmamış olabiliyor. Bir arkadaşım oldukça uzun süren bir ilişkisinden sonra kısa bir dönem tanıdığı birisiyle evlenirken söylemişti, fark yok arada. Onu tanımamışım yıllarca bunu da çok iyi tanımıyorum.

Yani ilerde olmakla, başlamanın aynı olduğu anlar olabiliyor hayatta. Belki bu tez sadece karşımızdaki insanları tanımak onlarla yaşamak söz konusu olduğunda doğru.

Geçen yıllar bir ömür. Ne çok şey derken. Dönüp bakıyorsun ve arkanda olması gerekenden çok başka şeyler.

İlk arayan kaybedendir, daha çok seven üzülendir.

Böyle bir denklem de var aynı sayfada.

Ben bu denklemeleri yazıyorum yazmasına da, ne duygusal zeka ne mantık ne matematik ne de kimya hiç biri çözemiyor. Herkes kendi denkleminin bir ucundan çözmeye çalışıyor hayatı; kimi x'leri çekerken formülden her şeyi iyice karıştırıp içinden çıkamaz hale getiriyor.

ax+2b*3=y+z

Kimi kopya çekerken yandaki kağıttan, kendi denklemine başkalarının rakamlarını yazarak çözüm arıyor.

Bulan var mı?

En güzeli 4 işlem. Topla, çıkart, böl, çarp. Bilinmeyenlere, üslere, fonksiyonlara gerek yok.

Sevdiklerini topla

İstemediklerini çıkart,

Mutlulukları bölerek dağıt,

Her böldüğünü kendiyle çarp çoğalt.

Bu kadar basit :))))))

Üzüntü ve sıkıntılar????

Onlar için sadece silgi kullan.

Pazar, Ocak 04, 2009

Kaçkarlara Yolculuk

İnce ince yağan yağmur altında pazarda alışveriş yaparken, tezgahların arkasında pazarcıların ısınmak için yaktığı kasa parçalarından gelen yanık odun kokusu ve yumuşak bir soğuk beni başka bir yerlere götürdü.

Olduğum yerden çok uzağa. Karadeniz yaylalarındaki bir köy evine. Anlık çok kısa bir şeydi.

Migros'tan dergilere bakarken Atlas çekti dikkatimi oysa kapağında beni öylesine de çok cezbeden bir şey yoktu. İtiraf ediyorum masa takvimi güzel olur diye aldım. Ama eve gelip de okumaya başlayınca Kaçkarların sonbahar kış resimlerinin beni çağırdığını anladım.


Bir yıl boyunca oralarda bir köy evinde yaşamak istiyorum. Dört mevsimini yaşamak, sobamı yakmak, toprağımla uğraşmak, güneşi, geceyi, soğuğu yaşamak istiyorum.

Şu an için böyle bir isteği gerçekleştirmemin imkansızlığını biliyorum. Ama ben yükselen bir balık olarak çok güzel hayal kurarım. Bazen kendimi çok bunalmış ve kaçamayacak hissettiğim durumlarda giderim o çok istediğim yerlere.

Geçen seneki Karadeniz tatilim yeterli görsel zenginliği de sağladığı için çok gerçekçi ve bana çok iyi gelen gerçeküstü seyahatler yapabiliyorum.

Onun için bu gece beni ararsanız Atlas Ocak 2009 sayısındaki Kaçkar fotoğraflarındaki yaylalarda bulabilirsiniz. Siz de gelmek isterseniz aman sıkı giyinin, çok soğuk oralar.

Perşembe, Ocak 01, 2009

İlk Gün

2008'in son dakikalarında yazdığım gibi 2009'un ilk gününde de yazmaya devam. Sadece yazmakla kalsam iyi, bir de blog ayarlarımla oynayıp yeni şeyler ekledim.

2008 baharında TEMA parkında erguvan dalları arasından Rumeli Hisarı siluetinin göründüğü fotoğrafımı tema resmime dönüştürdüm. (bi cümlede iki tema)

Takip ettiğim blogları daha rahat izlemek için sağ tarafa ekledim. Profil yazımı birazcık değiştirdim.

Malum yeni yıl öncesinde astrolojik yorumları da ihmal etmek olmaz. Onlar da acayip motive ettiler sağolsun. Bakın ilk günden söylüyorum; 2009 benim yılım olacak. Artık düğün mü olur, terfi mi olur, ev mi olur, iş mi olur, çocuk mu olur yoksa hepsi birden mi olur bilmiyorum ama...

ÇOOOK İYİ ŞEYLER OLACAK :)

Sevgili Kova ve Balık'lar, burçdaş olduğumuz için size torpil geçiyorum ve muhteşem yeni yıl yorumlarınıza link veriyorum.


Balık (Yıllık)

Kova (Yıllık)

Kova -Ocak'09

Balık -Ocak'09

Çarşamba, Aralık 31, 2008

Mutluluk 2009'da bizimle

Ne oldu bilmiyorum kaç gündür ara vermeden yazıyorum :) İnşallah bundan sonra da hep böyle gider

E-kartlar bu seneki yeni yıl kutlamalarıma damgasını vurdu. Bu kez de Dilek beni yoldan çıkardı. Onun kartını görünce dayanamadım bi tane de Yağız için yaptım.