Perşembe, Haziran 16, 2022

Foça Gece Günlüğü

 Eski Foça’da taş bir otelde Karakum plajına bakan odamın balkonundayım.

Arada bir şiddetlenen rüzgar ağaçların, bahçedeki şemsiyeleri dile getiriyor ve denizin dalga sesini arttırıcı bir etki yapıyor.

Şu an rüzgar hafif ama bayrak direğinde dalgalanan bayrağın metal çarpma sesi geliyordu o da kesildi yazarken

Şu an benden başka hiç kimse yokmuş gibi

Bu anı boşa harcamamak için içeri girip yatamıyorum.

Şükrediyorum 🙏🏻

Hiç kimse yok etrafta doğadaki seslerden başka bir şey yok diyeceğim ama sanırım sokak lambalarının o tarifleyemediğim ama bildiğim sesi var.


Sabah 5:30’ta yola çıktık. Susurluk’ta tescilli Düzdağ tostunu yiyip yolumuza devam ettik. Ben biraz pratik yaptıktan sonra direksiyona geçmeyi düşünüyordum ama Ali hemen verdi. 2 saate yakın ben kullandım ✌️


Otel çok güzel. Odası ferah, mobilyaları, dekorasyonu, fiş çokluğuyla beni çok memnun etti. Merkezden uzak bir koyda olması sakinlik sağlıyor, tabi okulların da henüz tatil olmayışı. Hatta burdaki okulun 8. Sınıf mezuniyeti önümüzdeki plajın restoranında yapılınca buradaki yaşamı hissettim. Burası tatil yöresinden çok kasaba havasında. Otelin hemen önü deniz, halk plajı ama otel minder ve  havlularımızı oraya servis edecek kadar düşünceli. 

Merkezine doğru gidip yemek yedik. Foça Marina restoran. Hem fiyat hem hizmet çok iyiydi. Beş Kapılar Kalesi’nin oraya da gittik ama oranın curcunasını sevmedik.

Gündüz gözüyle görmedim ama arabayla giderken gördüğüm evler, bozulmamış sokaklar sevimli geldi.

Hayal bu ya taş ev  bakıyorum sahibinden 😂


Ama ben bu sessizliği bırakıp içeri girmek istemiyorum ki 😔


Batı’ya bakan odamızın diğer penceresi de doğuya bakıyor. Ordan da ay doğdu. 🌞🌝

Şükür çook şükür 🙏🏻

Pazartesi, Nisan 18, 2022

Hikayeleştirme

 Son zamanlarda hikayeleştirme, yazma, içerik üretme ile ilgili eğitimler var hayatımda…

Aslında akademi eğitmenliğine yeniden başlamam bu eğitinlerin nedeni 

Ama benim de merakım ve ilgim olduğu için gıdıklıyor beni…

Yazmak için okuduğun ya da gördüğün bir şeylerin seni dürtmesi lazım. 

İlk blog yazmaya başladığım yıllardan bugüne düşen içerik üretimim instagramla azaldı derken artık instagram paylaşımım da azaldı.

İnstagram zaten yazı içeriği olarak değil görsele hizmet eden bir mecra olduğu için yazı alanını geliştirmeye çok imkan tanımadı. Biraz daha köreldim.

Diğer yandan yaşam kalitesi yoğun iş temposu nedeni ile sadece iş odaklı olunca, seyahatlerde boş vakitlerde bile o yoğun tempoya ara vermişken geri döneceğin yerdeki yoğunluğun suçluluk duygusu ile rahatlayamamak…

Hatta bugün bunun bi ismi olduğunu gördüm ama şu an bulamadım :(

Uzun lafın kısası gördüğün ilgini çeken şeylerden yazmak için kısa notlar al sonra yazıya çevir

Salı, Aralık 21, 2021

Bugün Ölmem Bi Daha Da Gelmem

 Böyle bir ekonomik felaketi daha önce yaşamış mıydık bilmiyorum ama bugün gerçekten yatırımcılar için çok zordu. Bizim içinse çok daha zordu.


Pazartesi, Eylül 13, 2021

Emeklilik Provası

 Bu seneki 2 haftalk blok iznimi emeklilik provası yapmaya karar verdim kendime.

Resmi olarak çalışmadığım ilk gün gittiğim endokronoloğun mükemmel çıkan kan değerlerime karşı şikayetlerime; kafanı boşalt iyice dinlen demesi emeklilik planlarımın ne kadar yerinde olduğunu gösterdi.

İlk tatil günümde kendime verdiğimm bir saatlik soluk…

Zeytinburnu’nda deniz kıyısındaki parka küçük bir örtü ve kitabımla gittim. Neyse ki sakindi. Uygun bir ağaç gölgesine örtümü serip ayakkabılarımı çıkartıp oturdum. Bazen denizi seyrettim, bazen kitap okudum.  Biraz öteme gelip oturan 3 gencin gitar çalıp şarkı söylemesi günün bonusu oldu.

Sahillerimizde Kuzey Avrupa’da görüp özendiğimiz sahneleri yok diye hayıflanmak yerine biz yaratırsak değiştirebiliriz belki de bir şeyleri.

Kitabım, müziğim, manzaram ve ben…

Pazartesi, Ağustos 30, 2021

Netta

 Teknoloji ile ilgili işlerde başı sıkışınca bana müracaat eden birinin bana taktığı isim.

Netta, diye başlıyorsa cümleye yetiş bacımın teknolojik olanına ihtiyaç vardır demektir.

Blog yazmada ki tembelliğim, isteksizliğim, enerji düşüklüğüm zihinsel bir takım mevzulardan olduğu kadar rahat bir yazma ortamı cihazı bulamamakla da ilgiliydi.

İnstagram blogların en büyük katilidir, sözünü sanırım herkes destekler.

Elimizdeki telefon çok büyük bir zamanımızı aldığı ve buna karşın uzun yazılar yazmak için pek ergonomil olmadığından hep yazılar ötelendi. Beynin odacıklarında bir iki tur atıp, yazıya kal denmediği için çekip giden düşünceler uzay boşluğunda yok olup gitti.

Şimdi kim açıcak bilgisayarı, kalem kağıt güzel de ışık lazım, yazacak yer lazım derken al sana bir bahane daha.

Bu işin tek yolu vardı. Telefonu seri bir yazım aracına dönüştürmek.

Yani bluetoothlu bir klavye 😉

Klavye geldi uyumlandı ancak türkçe karakterlerin yerine başka karakterler çıkıyor. :(

google’a sordum kimse bu konuda bir çözüm yazmamış halbuki neyi sorsan bilir.

Ve Netta kimliğim olaya el atıp çözdü. Telefonun klavyeler bölümü, donanım klavyelerden birinde şansını denedi ve artık mükemmel türkçemle yazabiliyorum.

Ve bunun şerefine bir günde 3 yazı yazmışsam…

Kendimi tebrik ediyorum



Pazarlamaya Dönüş

 Yıllar sonra ilk kez pazarlama kitapları aldım. 

21 sene önce pazarlama beni çok heyecanlandıran, ilgili şeyleri okumaktan çok keyif alan bir insandım.

Yani 2000’ler

Sonraki bir kaç yıl daha heyecan ve ilgim devam etti, hala blogumun ilk yıllarında pazarlama yorumlarım, dikkatimi çeken iletişimler pek çok yazımın konusu olmuştur.

Pazarlama trendleri, yenilikler neler takipteydim.

Ve sonra iş yoğunluğu denen öğütücü göz diktiyse hayatınıza sevdiğiniz, ilgi duyduğunuz ne varsa öğütmeden rahat etmez.

Etti.

Benim hayatımın içine etti.

Proje üret ama yarım günün var, kampanya bulalım ama sabah kadar düşün. Her şey yalap şap hiç bir şeyi anlamadan sindirmeden.

Pazarlama mezunuyum diye kendimi düşünürken bir kaç ay önce Anadolu Üniversitesi’nin pazarlama ders notlarına baktığımda benim öğrendiğim pazarlamanın temel prensipleri dışında her şeyin artık ne kadar yabancısı olduğunu gördüm.

Evet pazarlama mezunuyum. Dijital kanallar müdürüyüm ama gel gör ki yeni pazarlama araçları, yöntemlerine yetişememişim.

Emekliliğime 7 yıl kalmış şunun şurasında yuvarlanır giderim  demek karakterime ters.

Çok şükür ki yıllar pek çok konuda heyecanımı ve tutkumu yok etmişse de hala kendimi harekete geçirecek işsel gücüme bir şey yapamamış.

İş ve özel hayatımızı mart 2020’den beri tepe taklak eden pandemide hiç kitap siparişi vermediğimi DR’da ev adresimin kayıtlı olmadığını görünce anladım.

İki kitapla pazarlamaya dönüyorum. 😃 

Bekleyin beni 😉 

Tabi Philip Kotler’ın hala hayatta olması ve bu kitabı yazıyor olması bana ilginç gelse de, pazarlamada değişmeyen tek şey Philip Kotler’dır diye iğrenç bir espri yapmaktan da kendimi alamayacağım :) 

Dostluk

Lisedeki edebiyat öğretmenimiz Hilmi Serim adında yaşlı ancak o yaşına rağmen bembeyaz saçları, mavi gözleri, heybetli cüssesi ve dimdik yürüyüşüyle hala yakışıklı diye tarif edilebilecek nezaketi ve üslubuyla tam bir İstanbul beyefendisi olduğunu belli eden bir adamdı.

Derslerimizin birinde -gönül ne kahve ister ne kahvehane, gönül dost ister kahve bahane- demişti.

Bu arada davudi sesi ve mükemmel türkçesinden bahsetmeden de geçmeyeyim.

Şu an bile o söz onun sesinden kulağımda.

Nerdeyse tarih öncesine giderek giriş yaptığım, uzun bir aradan sonra keyfime yazdığım bu yazıma dün akşam birlikte olduğum 16 yıllık arkadaşım, dostum, kardeşim sebep oldu.

Pandemi hepimizi öyle bir ayrı düşürdü ki…
Bir de bizim gibi mesainin dibine vuranlar, birlikte aynı kaderi paylaşıyorsa iş dışı bir zamanı paylaşmak, telefonda bile olsa iş dışında bir şeyi paylaşmak imkanız hale geldi.

İşte biz 2 yıl üstüne dün gece dostluğumuza kadeh kaldırdık.

İçimize gömdüklerimizi, kendimizden saklayıp dile getirmediklerimizi diğeri çat çat söyledi.

Evet, her kelimesi doğruydu.

Hayır senin niyetinde yok, yoktu. Onunla olursayaydı niyetin.

Vazgeçip bırakamadığın şeylerin yerine en kolay herkese açıklayabileceğin, hele de bu dönemde herkesin şikayet ettiğini bırakıp gitmek en kolayına gelen.

Onu bırakıp gitsen de huzur bulamayacaksın.

Bir kez daha anlıyorum ki, herkes kendi hapishanesini yaratıp  orda yaşamaya mahkum ediyor kendini.

Liseden başlayıp, dostlukla devam eden ve hapishaneyle biten  karmaşık notlarım da durumu sanırım yeterince ortaya koyuyor.


Çarşamba, Temmuz 28, 2021

Cırcır Böcekleri

 Aslında Siirt’in Sırları belgeselini izleyecektim.

Ama gecenin sessizliğinde cırcır böceğini andıran duyduğumuzda yaz ve yeşillikle hafızamızda eşleşen böceğin sesini biraz daha duyabilmek için açmadım.

Onun yerine bir astroloğun 2009 Eylül sonrası yaşadıklarınıza bakın yorumuyla 2009 Eylül ve sonrası blogumu okumaya başladım.

Sonra yazmaya

İnşallah devam ederim


Yazabilsem Yeniden

 Ben yazmayı çok özledim

Ama bir yandan da bir türlü başlanamayan rejimler gibi bi türlü başlayamıyorum

Arada defterlerime yazıyorum ama bu bloga değil

İnsan kalbi durunca mı ölür?

Yoksa kendiyle bağlantıyı koparttığında mı?

Dönüp şöyle bir tarihçeme baktığımda artan, sonra azalan ve en sonunda duran bir yazma grafiğim var

Ben öldüm mü?

16 sene aynı istikrarda yazmak elbetteki kolay değil

Ama bu kadar da boşlamak olacak iş değil

Bugünden geçmişe baktığımda

Cesaretimi kaybetmişim

Korkak, ürkek, hesapçı olmuşum

Hesapçı derken okuyanın ne düşüneceğini yorum yapacağına hüküm verip kendime saklamayı tercih etmişim

Ben diye bir şey pek kalmamış

Tıpkı hayatımız son yıllarda giren hızlı içerik tüketim mecraları gibi fikirlerim hissettiklerim yazıya dönüşemeden timeline’ımdan akıp gitmiş

Hiç bir şey içime değmemiş

Değse de yazıya dönüşememiş

Ama en acısı da

12 yıl önce yazdığım “Boş” bir yazının bugün her kelimesini bire bir yaşıyor olmak nasıl yerimde saydığımın acı bir göstergesi

Nasıl risk almaktan kaçındığımı

Beni köle eden sistemin sunduğu yapay dünyada kalmak için hiç bir şey yapmadığımı görüyorum

Büyümek sorumlulukları da beraberinde getiriyor şüphesiz ama kendi ruhundan vazgeçmeden de yapabilmeli insan

Öğrenilmiş çaresizlik yerine cesur adımlar atmalı


Salı, Şubat 09, 2021

Oksijen

 Garip zamanlardan geçiyoruz

Anlamsızca, hiç bir şey yapmadan bitmesini beklediğimiz

Ama ne zaman biteceğini bilmediğimiz

O bi şeyi bekliyoruz

Yine çalışmaktan hiç bir şeye vaktim kalmadığından bahsetmeyeceğim

Biraz geriden de olsa 2 saat kesintisiz oturup bir gazeteyi okumak, nerdeyse her satırına kadar

Benim için zor, bu zamanlar için zor, bu kadar uyaran varken çok zor

Çocukken dedemlerin, babamın saatlerce o resimsiz gazetede ne okuduğunu anlamazdım çok sıkıcı gelirdi. Şimdi onlar gibi oldum 😁

Dergileri bile sayfalarını hızlı hızlı geçip en fazla 20 dakkada bitiren ben

Sosyal medyadan hiç bahsetmiyorum bile

Ama şu haftalık yayınlanan Oksijen Gazetesi beni 2 saat bir köşede sessizce oturup okutacak kadar iyi geliyor.

Bi de sakin germeyen Virgin River dizisi...

Sanırım öyle bir kasabada sakin sakin kasaba dedikodusu yapmak istiyorum

Buralardan kaçıp gitmek istiyorum

Çarşamba, Ocak 06, 2021

Hayal


2021’in ilk kitabı

Ablamın aldığı kargodan çıkan var mı bana göre okuyacak bir şeyin dediğimde elime gelen

Ayşe Kulin - Hayal

İlk sayfayı açıyorum Everest- 1977

Doğum yılım ❤️

Everest yayınevinin 1977’nci eseriymiş

Kitabın adı Hayal

Yazdıklarını bastırmak isteyen yazar olmak isteyen Ayşe Kulin’in hayatı

Ne kadar çok işaret var sanki bana

Ve ilk çizim 😂 

gerçekten yapmak istediğim




Pazar, Aralık 13, 2020

Gizlilik



Artık öyle bir zamana geldik ki...

Kişisel verilerin gizliliği diye çok hassas bir konumuz var.

Bir yandan iyi bir yandan kötü.

Ben neden böyle bir gizliliği tercih ettim?

15 yıldır yazdığım yüzlerce yazı (1485 tane), pek çok fotoğraf ve sevdiğim insanlarla ilgili paylaşımlar var. 

Benim yaşadıklarım, hayatımın son 15 yılı bu kadar sere serpe ortada olmamalı.

Sevdiklerimle pek çok anım, fotoğrafım... 

E belki onlar bu kadar aleni ortada olmak istemiyorlardır 

Hayır blogumu kapatmıyorum;

Sadece artık davetli kullanıcılar görüntüleyebilecek

Ben hala yazmaya devam edeceğim

Bu blog vesilesiyle dünyanın pek çok yerinden farklı insanlarla tanışma, yazışma imkanına sahip olduğum için çok mutluyum. 

Bu gizlilik ayarı ile artık buna son verdiğimin de farkındayım :(

Ama gerçekten zaman kötü, kötüler her zamankinden daha kötü.

Biz tedbirimizi şimdiden alalım da

Uzun lafın kısası Dört Yapraklı Yonca blogunu hala okumak isterseniz bana mail atın yeter ;)

Pazar, Aralık 06, 2020

Bu sene de olmadı

Son bir kaç yıldır sürekli depreşen bir arzum var.

Blog yazılarımı toparlayıp kendi zevkim için kitap olarak bastırmak ve sevdiklerime hediye etmek. 

Ha alıcısı talibi çıkarsa satışa da koyarız :)

Elbette satışa çıksın hiç tanımadığım insanlar da alsın okusun, hoşlarına gitsin, aranan bir yazar oluyim tabi onu da isterim :)

Kitap bastırdı bi tane bile satılmayan talihsiz bir yazar olarak anılmaktansa eşe dosta hediye eden kendine yazar olmayı tercih ederim.

Bu sene de yazmışımdır, hatta bir hareket planı da yapmıştım. 

Tek bir şey yapamadım onu haber veriyim dedim.

Kimse okumasa bile yazdıklarımı okumak bana çok iyi geliyor. Kendimi hatırlıyorum.

Ben duygusal bir insanım

Hayaller kurmak, mutluluk verici hoşluklar yapmak, incelikler planlamak, hissetmek, hissettiklerimi paylaşmak gibi çok fani isteklerim var. 

Yaptıklarımın analitik değerlendirmeleri, birmişim ikiymiş hiç umru olmayan bir insanım.

Gel gör ki yaptığım iş, çalıştığım sektör benimle taban taban zıt.

Bu yüzden sürekli bir iç savaş yaşıyoruz.

Birinden birini öldürüyoruz. 

Neyse ki tam ölmüyor köşesine geçip oturuyor ama alttan alta da dokunuşlarını esirgemiyor hayatımdan.

Biliyoruz ki sonunda kazanan o olacak. :)

Bu iş hayatında çok uzun kalıcı değilim. 

Yaşa bakarsak 9 sene...

Ruha bakarsak yarın...

Ne o, ne o; ikisinin ortasında bir yerde kazanan ben olacağım ;)

O kitabı da çıkarıcam; sadece beni mutlu eden şeyleri yapma tercihine de sahip olacağım.


Söz

 Bir anda ağızdan çıkan bir söz, saati vaktine gelir tam karşılığını bulur...

Ama senin hayal ettiğin gibi değil de hayatın getirdiği şekilde olur.

Tam tarif ettiğin şeydir ama sen öyle kast etmemişsindir.

Yıllar önce tanıdığım birisi iş yoğunluğundan bunalmış, şöyle bir kaç gün ne telefon ne kimse olmasa kafamı dinlesem demiş yakınlarına; kısa bir süre sonra doğrudan alakası olmayan bir olay nedeniyle bir kaç günlüğüne gözaltına alınıp ne telefon, ne bir tek kişi olmadan istediği o sessizliğe kavuşmuştu. 

Bir nezarethanede, evinin sıcak ve güvenli ortamında değil.

Ama kast ettiği kesinlikle bu değildi...

Ben de böyle çok bunaldığım zamanlarda masum isteklerim dilime gelirken hep bu olay gelir aklıma. 

Ve susarım.

Korkarım istemeye.

Çok bunaldığım, kendime uzaklaştığım, insanlığımı unuttuğum şu günlerde öyle hayallerim ve isteklerim var ki...

İşi tamamen unutmak

Tek başıma kalıp kitap okumak, yazmak, sadece mutlu ettiğim şeyleri yapmak

İşle ilgili her şeyi silmek

Deadline'ı olmayan işler yapmak

Saatlerce film izlemek, boşluktan can sıkıntısından ne yapacağıma karar verememek gibi

Hepsi o kadar masum istekler ki

Nasıl gerçekleştiremez de bu masum istekleri, dilemekten korkar insan.

İşte öyle bir hayat; hayat demek haksızlık olur iş hayatı diye düzeltiyorum. 

İçinde "Ben" diye bir şey olmayan, 

Yazmayı bile bilgisayar ekranı açmaktan kaçar olduğu için defterlerine dönen; her gece düzenli buluşmaların da seyrekleşerek bir aydır görüşmemeye döndüğü düşünülürse çok daha da uzatmayalım konuyu.



Pazar, Eylül 27, 2020

Evde Gün Batımı

 Sene de sadece bir kaç kez evin penceresinden başımı uzatıp baktığımda güneşin batışını görebiliyorum. 🤗❤️

İşte bugün onlardan biri


Bu güne not düşelim, bir daha ki seferi de yakalayalım 😉

Cuma, Eylül 25, 2020

Yollar

 Uzun zamandır otomobille uzun yola çıkmamıştım...

Pandemik endişeler nedeniyle Bodrum’a arabayla gittik. 

Yeni ve paralı yollarla seyahat süresi kısa ve konforlu ama şehirlere dokunmadan geçmek ne kadar sayılır emin değilim.

İsterdim şehirlerin içinden geçip hissetmeyi. 

Mevcut şartlarda bile yolda bir çok şeyi farkedip internet sayesinde anında öğrenip genel kültürünü arttırmak çok keyifliydi bence.

Meraklı bir çocuk için -benim gibi- coğrafya derslerini bu yollarda öğrenmek güzel olurdu.

Dedim ya şehirlerin dışından geçen otoyollara rağmen

Manisa’da jeotermal enerji santrali olduğunu Maren Enerji,

Bursa’da nükleer santrali andıran Akçaova doğalgaz dönüşüm santrali olduğunu ve nerdeyse tüm Marmara’nın elektriğini sağladığını,

Milas’ta yol üzerinde Euromos antik kentinin Anadolu’da en iyi korunmuş tapınak olduğunu


Manisa  Kırkağaç kavununu artık nerde görsem tanırım 😃

Aspat koyunda yapılan Antheaven projesinin doğal bir koyu nasıl acımasızca kendi çıkarları için heder ettiğini görmek de öğrendiklerim arasındaydı ne yazık ki:(

Pazartesi, Temmuz 20, 2020

Nice Yıllara




15 yıl önce bugün ilk yazımı yayınlamıştım
Blogumun doğum günü pastası
İki hafta önceki pazar günü bana büyük bir sürpriz olmuştu
❤️
Gecikmiş benim doğum günü pastamdı aslında
Ama ben de blogum, blogum da ben

Pastamın güzelliği, sürprizin kıymeti, blogumun var oluşu
İki kelimeye sığmaz
Şükür ki,
15 senedir uzun aralar versem de hiç bırakmadığım
Hafızam
Geçenlerde 29 yıl önce yazdığım günlüğümü okuyunca
“İyi ki yazıyorum”
dedim.
Hep yazmak dileğiyle
İyi ki varsın blogum, iyi ki varız

Pazar, Haziran 21, 2020

Babalar Günü


Sevgili babacım,

En son bu hitabı ilk okul yıllarında sen uzaktayken yazdığım mektuplarda kullanmıştım

35 sene önce diyebiliriz yani

Ve bu yıl babalar gününde, 

seninle belki çok minikken hatırlayamadığım bir bağ kurmuşuzdur ama bende izi yok ne yazık ki

Bugün milat olsun

Ne yazık ki hayatımda bir baba kızını nasıl sever, bir kız çocuğunun arkasındaki destek baba nasıl olur, var olur hiç bilmiyorum.

Hayat şartları, geçmiş öğrenilmişliklerimizin bize dayattığı, sorgulamadığımız, düzeltmeye çalışmadığımız kötü bir ilişkimiz iletişimimiz oldu.

Ben artık seni yok saymıyorum, kötü hatıraları öfkeyle anmıyorum, var olma nedenimsin inkar etmiyorum.

Annemin dediğine göre ben bebekken hiç kucağından indirmemişsin sevmişsin beni -hatta annem erkek olsaydın, erkek bebek olduğun için sana bu kadar ihtimam gösterdi diyecektim- dediği kadar.

Nerde bitti o ilgi?

Ben bi tek yokluğunu hatırlıyorum çocukluğumdan, kısa süreli izne gelişlerini. Sarıldığımıza bize dokunduğuna dair hatırladığım tek şey çocukluk fotoğraflarımızdaki elinin omuzumuza atılmış hali.

Yani fotoğraf çekilirken insanların yakın durması için sarılma şekli, samimi olmadığın insanla bile o fotoğraf için yakınlaşılabilen poz şekli.


Hatıralarımdan sana dair tutunabileceğim bir şey bulamadığım için seni anlamaya çalışarak devam etmeye karar verdim.

Senin adına bahaneler bularak neden böyle olduğumuza bir kılıf bulmaya çalışacağım.

Seni hiç tanımıyorum aslında hakkında annemin anlattıkları ve bir kaç fotoğraftan başka bir şey bilmiyorum. Yaşadıklarımız, tartışmalarımız, hiç umrunda olmadığımız anlar var sadece hafızamda.

Evet gerçekten zor bir yola girdik.

Senle yaşadıklarım

-çocuksa 18 yaşına kadar çocuk- diyerek umrunda olmadığımızı ifade eden tavrın üzerine kurulu sadece bizden bir şeyler istemek için kurduğun iletişim, düşüncesizce yürüttüğün babası olman gereken evin maddi manevi sorumluluğunu almayıp maddi manevi yüklerle bizi karşılaştırdığın anlar. Tepkisizliğin, annemin çabasına karşı senin çabasızlığın ve bunca yılda annemin özverisine karşılık senin umursamazlığın.

Annemin öfkesi  oldum ben sana, olmamam gerekirken.

Sen babamdın ben annemin senle tartışması gereken yerde tartışan olmamalıydım ama annemin üzülmesine, babam bile olsan annemi üzmeye hakkın olmadığı için böyle oldu. Kaldı ki bire bir benim de taraf olduğum durumlar yaşanmadı değil. 

İlişkimizin böyle olmasını istemezdim ama şartlar ve sen buna izin verdin.

Bu kadar olumsuz yaşanmışlıkla sana “seni seviyorum” diyebileceğim bir birikim yok elimde.

Ancak seni anlayabilmeye, senin adına bulacağım bahanelerle bundan sonrasını kurtarmaya çalışıcam.

Senin de çocukluğun gençliğin çok iyi hatıralarla geçmemiş belli ki. Destek görmemişsin, sevilmemişsin, engellenmişsin, kırılmışsın.

Baba nasıl olur, ne işe yarar, ne yapar? Sen de bilmemişsin.

Bak daha baştan ortak bir noktamız çıktı.

Ama kabul edelim olmaya eksiğini kapatmaya çalışmamışsın.

Ailenden öğrenmişsindir, çocuksa çalışsın eve para getirsin boşuna mı doğurduk besledik büyüttük. O yüzden şu meşhur 18 yaş cümlesini sarf etmişsindir.

Hayallerin vardı gençliğinde onları da alıp kırmışlar. Hiç sen olmamışsın o yüzden çocuklarının da ne olduğu çok umrunda olmamış.

Daha yakına gelirsek birlikte çok yıprandık, sevgimiz yoktu saygımız da kalmadı. 

Yaşadıklarımızı hak etmedik, sen de hak etmedin ama peki neden yaşadık?

Annem ve biz elimizden geleni yapmadık mı ve üstüne tekrar tekrar aynı şeyleri yaşayınca  kurtaracak bir şey kalmadı.

Boşanma sürecinde yaşadıklarımızı, söylediklerini unutmak zor.

Hesaba oturup kırılıp dökülenleri alt alta yazarsak en başa döneriz.

Niyetim ömrümüzün kalanında temel düzeyde birbirimize saygı duymak, red etmeden, öfkelenmeden hatırlamak...

Babalar günün kutlu olsun

Pazar, Nisan 12, 2020

Pandemi

Yazamadığım 4 ayda bir insanın yaşamı boyunca göremeyeceği nadir günlerden geçiyoruz.
Bir salgın hastalık bir ülkeyi değil, tüm dünyayı esir aldı.
Eve kapattı, üretim durdurdu, Dünya durdu kelimesi benzetme değil gerçeğin ta kendisi
Çok değişik bir şey yaşanan
İnsan kopyalamak, mars’ta koloni kurma, uzay turları planlanırken yaşananlar çok acayip
Bir virüs kontrol edilemiyor, 4 aydır çaresi bulunamıyor ve büyük bir hızla insandan insana geçiyor
Yayılımını durdurmak daha doğrusu kontrol edebilmek için iş yerleri kapatılıyor, insanlar uzaktan çalışıyor -biz bile-
Sokağa çıkma yasağı ilan ediliyor -bu haftasonu insanların dışarı çıkmasını engellemek için sokağa çıkma yasağı vardı-
Zaten park, orman ve sahillerde dolaşmak yasak
Garip gerçekten çok garip şeyler yaşıyoruz
Üstelik bir iki ülke değil
Başta Dünya’ya hükmettiğini zanneden Amerika...
Şuan günlük ölümler 2000 düzeyinde
İtalya, İspanya, Fransa, İngiltere çok kötü
Ölü sayısı onbini geçti her birinde

Herkes evinde
Dijitalleşmede çığır atladık hep birlikte
Fransız ihtilali, İstanbul’un fethi nasıl bir dönemi kapatıp diğerini açtıysa bu yaşanan da öyle bence
Bizim işimiz home office olabilecek işlerden biriyken bir kaç gün içinde bütün şirket notebooklarla evden çalışmaya, video konferanslarla gün boyu toplantı yapmaya, projeleri hayat  normalmiş gibi sürdürmeye başladık.

Ancak evler çalışmak için düşünülmemiş, fiziksel ve psikolojik olarak daha çok yıprandığımız bir süreç yaşıyoruz.

Bir kesim evde hiç birşey yapamamaktan şikayetçiyken, biz aşırı çalışmaktan iş yükünden cinnet geçirmek üzereyiz.

Ortası yok ne yazık ki

😩

İşte çalışırken çantanı alıp çıkıyordun, evin sığınağındı işi dışarda bırakıyordun
En azından ben
Oysa şimdi
Evimin huzurunu çaldılar
Tüm stresim yorgunluğum işin negatif yükü evimin duvarlarına sindi

Herkes bir an önce normal hayatına dönmek istiyor
Tatil istiyorum
Home office çalışırken izin kullanmak için bir boşluk yaratmaya çalışan, ancak her toplantının yeni bir toplantı doğurduğu gündemimde ruh halimi varın tahmin edin.

Şımarıklık değil yaptığım

Ben zaten aylardır izin kullanmadan delice bi tempo ve sorumlulukla çalışıyorum.

Ekonomilerin durduğu, pek çok işyerinin batacağı kaçınılmaz olduğu, binlerce insanın işsiz kalacağı şüphe götürmeyen bir ortamda şükret işin var...

Beni yatıştıracak bir teselli değil...

Günler hepimize, herkese hayırlar getirsin

🤲🏻❤️