2013 yılında annemin yaptığı el emeği göz nuru marifetlerini görmek isterseniz...
http://anneminmarifetleri.blogspot.com/2013/06/sosyete-tespih-ve-kutu.html
http://anneminmarifetleri.blogspot.com/2013/06/naturel-nakis.html
http://anneminmarifetleri.blogspot.com/2013/06/kurdele-nakisi-seccade.html
Pazar, Haziran 23, 2013
Cuma, Haziran 21, 2013
Üşeniyorum
Bildiğin üşeniyorum...
Vaktim var ama bi işe başlayıp bitirecek sabrım yok
Sabır dediysem yarım saat kırk beş dakka en fazla
Annemin son dönemdeki marifetlerini fotoğrafladım, hayranları bekliyor -hatta annem de- görmek için
Ama ben tembellik ediyorum
Fotoğrafları bilgisayara aktar, iphonela çektiklerim kafalarına göre yan yattıysa onları çevirmekle uğraş falan derken koycağım alt tarafı 3-5 resim bi saati bulcak.
Aslında kendi kendime yazmamın neden, kendime manevi baskı uygulamak :))
En iyisi fotoları iphonedan post ediyim sonra olmadı düzeltirim
Tamam bana müsade, yazmakta ki amacıma ulaştım
Belki onu hallettikten sonra döner biraz daha yazarım ;))
22:37
Bildiğin sabote edildim :)))
Resimleri yayınlamak için telefonu elime aldığımda 20 dakka önce yazılmış whatsp mesajlarını görünce kayıtsız kalamazdım...
Heyecanlı bir muhabbete dalınca da, resimler için planladığım zaman biiiitti gitti
Sabote etti beni ;)))
Vaktim var ama bi işe başlayıp bitirecek sabrım yok
Sabır dediysem yarım saat kırk beş dakka en fazla
Annemin son dönemdeki marifetlerini fotoğrafladım, hayranları bekliyor -hatta annem de- görmek için
Ama ben tembellik ediyorum
Fotoğrafları bilgisayara aktar, iphonela çektiklerim kafalarına göre yan yattıysa onları çevirmekle uğraş falan derken koycağım alt tarafı 3-5 resim bi saati bulcak.
Aslında kendi kendime yazmamın neden, kendime manevi baskı uygulamak :))
En iyisi fotoları iphonedan post ediyim sonra olmadı düzeltirim
Tamam bana müsade, yazmakta ki amacıma ulaştım
Belki onu hallettikten sonra döner biraz daha yazarım ;))
22:37
Bildiğin sabote edildim :)))
Resimleri yayınlamak için telefonu elime aldığımda 20 dakka önce yazılmış whatsp mesajlarını görünce kayıtsız kalamazdım...
Heyecanlı bir muhabbete dalınca da, resimler için planladığım zaman biiiitti gitti
Sabote etti beni ;)))
Salı, Haziran 18, 2013
Kibris Cicekleri
Salı, Haziran 11, 2013
NG
Yazarımızın tatil performansının daha iyi olabileceği tahminimize hızlı bir yanıt geldi...
Şezlonguna oturmuş, güneşin yaktığı ama hafif bir esintiyle bunalmadan, kulağında müzik ama dalgaların da sesini işitecek düzeyde elinde kalem kağıt yazarken görüldü Kıbrıs Alsancak sahilinde...
Ama ne yazıyor bilemiyoruz...
Özlediğine ait bir kaç satır olabilir...
Sonra sabahtan beri okuduğu National Geographic'deki makalelere kaptırıp kendini
Okyanusun en derinine inen James Cameron'un -kendisi 8 dakika mr'a girince panik atak olup çıktığından- 11 bin metre derinliğe 1,5 m'lik bir kapsül içindeyken nasıl saatler geçirdiğini anlamaya çalışıyor olabilir...
Ya da Everest'e çıkmanın yayla turizmine indirgenip120 bin doları bastıranı çıkarttıkları bir organizasyona dönüşmesi karşısında çöplüğe dönen Everest'e vahlanıyor olabilir...
"Buzullardan çöpler sızıyor, yukarı kamplar yığınlar oluşturan insan dışkısıyla pislik içinde" sözlerini düşünüyor.
İnsanoğlu değdiği yeri kirletiyor, yok ediyor...
Yani çevre kirliliği ve trafik Everest'i de ele geçirmiş :((
234 kişinin 19 Mayıs 2012'de zirve yapması...
Zirve sonuçta top sahası değil ya herkes sırasını bekleyip bi zirve fotosu çekip inecek ama 234 kişi...
Saatlerce beklenen zirve kuyruğu
Ve bütün bu tükenmişliğe inat, doğal yaşam sürdürmeye çalışan, imece ve takasla köy yaşantısına -gerçek köy- ömrünü adayan insanların öyküleri...
Bulunduğum ortam itibariyle tüketimin göbeğinde yiyip, içip yatarken, oturduğun yerden okumak sonra da üzerine düşünmek ne kadar gerçekçi bilmiyorum ama...
En azından okuyorum ve düşünüyorum
En azından hala umut var bende
Şezlonguna oturmuş, güneşin yaktığı ama hafif bir esintiyle bunalmadan, kulağında müzik ama dalgaların da sesini işitecek düzeyde elinde kalem kağıt yazarken görüldü Kıbrıs Alsancak sahilinde...
Ama ne yazıyor bilemiyoruz...
Özlediğine ait bir kaç satır olabilir...
Sonra sabahtan beri okuduğu National Geographic'deki makalelere kaptırıp kendini
Okyanusun en derinine inen James Cameron'un -kendisi 8 dakika mr'a girince panik atak olup çıktığından- 11 bin metre derinliğe 1,5 m'lik bir kapsül içindeyken nasıl saatler geçirdiğini anlamaya çalışıyor olabilir...
Ya da Everest'e çıkmanın yayla turizmine indirgenip120 bin doları bastıranı çıkarttıkları bir organizasyona dönüşmesi karşısında çöplüğe dönen Everest'e vahlanıyor olabilir...
"Buzullardan çöpler sızıyor, yukarı kamplar yığınlar oluşturan insan dışkısıyla pislik içinde" sözlerini düşünüyor.
İnsanoğlu değdiği yeri kirletiyor, yok ediyor...
Yani çevre kirliliği ve trafik Everest'i de ele geçirmiş :((
234 kişinin 19 Mayıs 2012'de zirve yapması...
Zirve sonuçta top sahası değil ya herkes sırasını bekleyip bi zirve fotosu çekip inecek ama 234 kişi...
Saatlerce beklenen zirve kuyruğu
Ve bütün bu tükenmişliğe inat, doğal yaşam sürdürmeye çalışan, imece ve takasla köy yaşantısına -gerçek köy- ömrünü adayan insanların öyküleri...
Bulunduğum ortam itibariyle tüketimin göbeğinde yiyip, içip yatarken, oturduğun yerden okumak sonra da üzerine düşünmek ne kadar gerçekçi bilmiyorum ama...
En azından okuyorum ve düşünüyorum
En azından hala umut var bende
Pazartesi, Haziran 10, 2013
Yillik izin
Yazariniz yillik izninin bir bolumunu kullandigi icin yazilarina ara verdi diycem...
Pek inandirici olmiycak...
Yazarinizin performansindan kendisi dahil kimse memnun di'il
Ama bir ihtimal yillik izinde ve tatilde oldugu icin yazma performansinda artis bekleyebiliriz
Hadi insallah ;)))
An itibariyle sicak yaz aksamlarinin vazgecilmezi acik sacik kiyafetlerden vucudun acikta kalan yerlerine sivrisinek saldirilariyla mucadele ediyor....
Sivrisinekler pek bir sever tadini bi ordu insanin icinde gelip onun kanini emerler...
Bana musade sogan bulmaya gidiyorum, sivrisinek isiriklari ve kasintisiyla en etkili mucadele yontemidir, bu da gunun tuyosu olsun :)))
Perşembe, Mayıs 30, 2013
Hizli Okuma
Bilgisayar basina oturup yazmak mi, oturup kitap okumak mi ikilemindeyim,
Onun icin bilgisayari acmadan mobil postu tercih ediyorum
Otursam ne okuycam...
Bir suredir okuyorum aslinda ilginc ve faydali bi kitap...
Universite master doneminde okuma hizimiz maksimum duzeye ulasiyor, ancak egitim hayati bitip is hayatina baglaninca ilkokul seviyesine dusuyormus, oyle diyor kitap...
Ve ilk deneme testiyle siz de gerceginizle yuzlesiyorsunuz...
Simdiye kadar okudugum bolumde okuma ortaminin isigi, ergonomisi, durusunuz hizi etkileyen faktorler. Yani ortam sart. O kadar ortam yaptikran sonra herkes okur.
Halbuki ben, yamularaktan, los isikta, uyku uyaniklik arasinda bazen arabada giderken her sart ve ortamda hizli okumak ve anlamak istiyorum.
Var mi bunun bi yolu????
Postumuzu post ettigime gore, hem tv'ye bakip hem de hizli okuma kitabini okuyabilirim artik :)))
Şuursuz
Kim???
Ve duruma bilimsel yaklaşım...
Tabi ki ben, siz, hepimiz...
Neyse ki otomatik pilotumuz idare ediyor çoğu zaman bizi
Misal,
Telefonumu çantama koyduğumu hatırlamıyorum :o
Masada mı kaldı????
Kredi kartım bulamıyorum, eyvah en son nerde kullandım :o
Ya bugun günlerden neydi???
Eteğimi giydim mi evden çıkmadan :o
Tamam bu biraz abartı olabilir
Ama bi kaç kez, ne giydim ben evden çıkarken diye üstümü yokladığım zamanlar da yok değil...
Dedim ya iyi ki otomatik pilot var
Masada unuttuğumu sandığım telefonu çantama atmış, kredi kartımı kasiyerden alıp çantama koymuş, beni giydirip makyajımı yapıp yola koymuş...
Bütün bunlar olurken sevgili şuur nerelerde peki???
O hep daha sonra yapacaklarının derdinde
Sen orda kalmışsın, napıyosun bana ihtiyacın var mı????
Neeeeerdeeeee...
Gerçi tam bu satırları yazarken kendisi bizzatihi yanımda, başımda, şu anla meşgul
Biraz daha oyalanırsam sıkılıp gidecek kendine başka meşgaleler bulacak biliyorum
Fazla zorlamıyım şansımı...
Ve duruma bilimsel yaklaşım...
Salı, Mayıs 28, 2013
İtiraf
Özlüyorum kendimi, yazdıklarımı...
Megolamanlık di'il amacım
Ama eskisi gibi yazmıyorum ya,
Böyle bir şeyler ararken eski yazdıklarıma bakıyorum bazen
-İyi bir başvuru kaynağı oluyor çoğu zaman benim için-
Sonra bi iki tane daha açıp okuyorum
Ben mi yazmıştım bunu diyorum
Aaahhh aahh niye yazmıyorum ki eskisi gibi diye vahlanıyorum
Bugün bana eskileri karıştırtan
http://dortyaprakliyonca.blogspot.com/2012/04/orda-ne-vard.html
ondan sonra da bunlara baktım
http://dortyaprakliyonca.blogspot.com/2012/04/haftasonu-psikolojisi.html
http://dortyaprakliyonca.blogspot.com/2012/04/nasl-olmus.html
Ve son not,
Depresife bağladın demeyin bana
Yazar milletinin gel-gitleri vardır, onlarla beslenir
Yükselenim balık duygularımı biraz sulu yaşarım
Kendi halime bırakın demiycem
Beni sevdiğinizi söyleyin, gösterin
Her insan gibi sevildiğimi bilmek iyi gelir bana da :)))
Megolamanlık di'il amacım
Ama eskisi gibi yazmıyorum ya,
Böyle bir şeyler ararken eski yazdıklarıma bakıyorum bazen
-İyi bir başvuru kaynağı oluyor çoğu zaman benim için-
Sonra bi iki tane daha açıp okuyorum
Ben mi yazmıştım bunu diyorum
Aaahhh aahh niye yazmıyorum ki eskisi gibi diye vahlanıyorum
Bugün bana eskileri karıştırtan
http://dortyaprakliyonca.blogspot.com/2012/04/orda-ne-vard.html
ondan sonra da bunlara baktım
http://dortyaprakliyonca.blogspot.com/2012/04/haftasonu-psikolojisi.html
http://dortyaprakliyonca.blogspot.com/2012/04/nasl-olmus.html
Ve son not,
Depresife bağladın demeyin bana
Yazar milletinin gel-gitleri vardır, onlarla beslenir
Yükselenim balık duygularımı biraz sulu yaşarım
Kendi halime bırakın demiycem
Beni sevdiğinizi söyleyin, gösterin
Her insan gibi sevildiğimi bilmek iyi gelir bana da :)))
Cumartesi, Mayıs 25, 2013
Erguvan Partisi
Bir süredir kafamda blogumun tema resmi için bi fikir vardı...
Bu gece nihayet oturup yaptım ama tam değiştirecekken hali hazırdakine kıyamadım
Sevgili tasarımcım, kardeşim pek bi güzel yapmış ;))
Bari yaptığımı buraya koyuyim de, emeğim boşa gitmesin :))
Eee hadi bi de orjinallerini gösteriyim...
Aslında bunlar bir erguvan partisinden kareler...
Her sene erguvan zamanı İstanbul Boğazı'nda yapılır, tema rengi pembedir...
Bu gece nihayet oturup yaptım ama tam değiştirecekken hali hazırdakine kıyamadım
Sevgili tasarımcım, kardeşim pek bi güzel yapmış ;))
Bari yaptığımı buraya koyuyim de, emeğim boşa gitmesin :))
Eee hadi bi de orjinallerini gösteriyim...
Aslında bunlar bir erguvan partisinden kareler...
Her sene erguvan zamanı İstanbul Boğazı'nda yapılır, tema rengi pembedir...
Çarşamba, Mayıs 22, 2013
El Yazısı
Elle yazamıyorum artık, o çok sevdiğim kurşun kalemler dolma
kalemlerle sakin sakin güzel güzel yazamıyorum
İki kelime sakin ve okunabilir yazdıktan sonra engel
olamadığım bi dürtüyle hızlanıp, harfleri yutarak, çizgilerini eksik bırakarak
yada iki harfi birleştirip alfabeye yeni bir harf ekleyerek anlamsız bir şeyler yazıyorum.
Oysa yazmayı, kağıdın üzerinde ahenkle kayan kalemin
bıraktığı izleri, boş sayfanın anlamlı bir kağıda dönmesini ne çok severim
ben...
Scricks'in reklamındaki gibi yazmak bir eylem
Ve benim eylemlerim bi çırpıda, hakkını vermeden, derinleşmeden
Pazartesi, Mayıs 20, 2013
Pazartesi
Bir pazartesi gününü daha yaşayıp, Yalan Dünya izleyip gülerek Salı'ya bağlıyoruz...
Ne iyi ettiler de pazartesiye aldılar bu diziyi
Evde bi tv'de Karadayı, diğerinde Survivor, ben de bi başına Yalan Dünya
Reklam arasında biraz yazıyim dedim
Hakkımda şikayet var, iyice boşladım blogu yazmıyorum diye
Haksız da sayılmazlar...
Emir Orçun'la erik, karpuz muhabbetine girince aklıma geldi ayıkladığım çilekleri suda unuttum :))
Bugün günlerden zor bir pazartesiydi
Pazartesi olması zaten tek başına yeterli bir sebepken, bi de PMS olunca insan
Çekilmiyo, çekilmiyo
Bitmiyo, bitmiyo
Ne iyi ettiler de pazartesiye aldılar bu diziyi
Evde bi tv'de Karadayı, diğerinde Survivor, ben de bi başına Yalan Dünya
Reklam arasında biraz yazıyim dedim
Hakkımda şikayet var, iyice boşladım blogu yazmıyorum diye
Haksız da sayılmazlar...
Emir Orçun'la erik, karpuz muhabbetine girince aklıma geldi ayıkladığım çilekleri suda unuttum :))
Bugün günlerden zor bir pazartesiydi
Pazartesi olması zaten tek başına yeterli bir sebepken, bi de PMS olunca insan
Çekilmiyo, çekilmiyo
Bitmiyo, bitmiyo
Pazar, Mayıs 12, 2013
Nutellali Volke
Yumurta ve sekerin once cirpildigi keklerden farkli bi teknikle yapilan volke kek bugunku denememiz...
Tuzubiberi.com olsa da kaynagi, tarifi mantik suzgecinden gecirmeden yapmamanizi oneririm. Zira iki yerde cuvalliyo.
Soyleki malzemelerde 2 bardak olan, tarif kisminda 3 bardak oluyo. Hamuru firina vermeden pudra sekeri ve tarcin serpmek sanki sonradan yapilmasi gereken bi sey, cunku pisen kekin uzerinde beyaz bir tabaka halinde kabuk oldu. Ben de soyup o kabugu oyle surdum nutella sosunu :))
Gelelim tarifimize...
2 bardak un
2 corba kasigi kakao
1 pk kabartma tozu
İki kez elenerek homojen bi karisim haline gelen kuru malzemelere
1 bardak toz seker
Ekledikten sonra kalan sivi malzemeleri ekliyoruz
1 bardak sut (200 ml)
3 yumurta
100 gr oda sicakliginda margarin (minik parcalara bolup firinda bi kac dakka bekletince kivama geliyor)
Once dusuk sonra yuksek devirde 3-4 dakika cirpin.
170 derecede 40-50 dk pisirin
Firindan cikinca sicakken
1 corba kasigi pudra sekeri
1 cay kasigi tarcini uzerine eleyebilirsiniz
Ya da yapmayabilirsiniz henuz bu kismini bu sekilde test etmedim ;))
Nutella sosu icin,
3 corba kasigi nutella
1 corba kasigi sutle benmari usulu eritip kekin ustune surun
Afiyet olsun ;))
Pazartesi, Mayıs 06, 2013
We Will Rock You
Rock'a ölüp biten bi tip di'limdir...
Ama Fredie Mercury'nin sesini tanıycak kadar da aşinayımdır şarkılarına...
Ve çocukluğumda rock'n roll yapmışlığım vardır...
We will rock you'ya gitmeye hiç niyetim de yoktu üstelik
Ta'ki cuma günü Turkcell Profesyoneller klubü twitter üzerinden davetiye verene kadar...
O andan itibaren rock'çı oldum
Aslında rock'ı pop'u bi kenara bırakalım, Londra'da yıllardır kapalı gişe oynamış, ki tiyatrocuların Londra'ya müzikal izlemeye gittim demesi nedeniyle bile nasıl oluyomuş bu müzikaller diye gitmek isterdim.
Lakin sırf meraktan da o kadar para verip gitmezdim ;)
Dedim ya Turkcell diye
En vip girişinden alıp bizi içeri tam sahnenin karşısına oturtunca "iyi ki varsın Turkcell" dedim yani, inkar edemiycem.
Müzikleri konuşmaya bile gerek yok ama seslendirenler harikaydı. Bizim oyuncu yada şarkıcılardan böyle bir ses çıkar mı bilemiyorum?
Gelelim hikayeye,
We Will Rock You, günümüzden 300 yıl sonra Iplanet gezegenindeki gençlerin hikayesini anlatıyor. Sadece kendilerine dinletilen müziğe mecbur bırakılan, tüm hayatları gibi müzikleri de kontrol altında olan gençler, bir gün bir gitar bulurlar. Ve gerçek müzikle tanışırlar.
Zamanın gençleri Ga Ga kızları ve onlar gibi tep tip erkeklerden oluşuyor. Kendilerine benzemeyenleri dışlıyorlar. Hayatları sanal, tıpkı bugün gibi...
Müzik aleti diye bir şey yok, sadece programlanan müzik
Dans desen öğretilmiş bir takım hareketler ve tüm gezegen aynı şeyi yapıyor -gangnam style, ne farkımız var ki-
Okulun iki asi öğrencisi var bu sürüden ayrılan kara koyunlar
İşte onlar o excaliburun kılıcı gibi bir efsane olan dünyanın tek gerçek enstrümanının peşine düşüyolar gerçekliğinden emin olmadan
Repliklerin bazı yerlerde türkleştirilmiş olması keyfinizi daha bir artırıyor
Huysuz Virjin, salı pazarı gibi :)))
Ve müzik aşk için yapıldığında bir ruhu vardı, artık para için yapılıyor gerçeğini -tıpkı diğer şeylerde olduğu gibi- hatırlattığı için çok güzeldi.
Ve o ışık, o sahne, o performans neden müzikal izlemeye Londra'ya gidildiğini gösteriyordu aslında...
Ama Fredie Mercury'nin sesini tanıycak kadar da aşinayımdır şarkılarına...
Ve çocukluğumda rock'n roll yapmışlığım vardır...
We will rock you'ya gitmeye hiç niyetim de yoktu üstelik
Ta'ki cuma günü Turkcell Profesyoneller klubü twitter üzerinden davetiye verene kadar...
O andan itibaren rock'çı oldum
Aslında rock'ı pop'u bi kenara bırakalım, Londra'da yıllardır kapalı gişe oynamış, ki tiyatrocuların Londra'ya müzikal izlemeye gittim demesi nedeniyle bile nasıl oluyomuş bu müzikaller diye gitmek isterdim.
Lakin sırf meraktan da o kadar para verip gitmezdim ;)
Dedim ya Turkcell diye
En vip girişinden alıp bizi içeri tam sahnenin karşısına oturtunca "iyi ki varsın Turkcell" dedim yani, inkar edemiycem.
Müzikleri konuşmaya bile gerek yok ama seslendirenler harikaydı. Bizim oyuncu yada şarkıcılardan böyle bir ses çıkar mı bilemiyorum?
Gelelim hikayeye,
We Will Rock You, günümüzden 300 yıl sonra Iplanet gezegenindeki gençlerin hikayesini anlatıyor. Sadece kendilerine dinletilen müziğe mecbur bırakılan, tüm hayatları gibi müzikleri de kontrol altında olan gençler, bir gün bir gitar bulurlar. Ve gerçek müzikle tanışırlar.
Zamanın gençleri Ga Ga kızları ve onlar gibi tep tip erkeklerden oluşuyor. Kendilerine benzemeyenleri dışlıyorlar. Hayatları sanal, tıpkı bugün gibi...
Müzik aleti diye bir şey yok, sadece programlanan müzik
Dans desen öğretilmiş bir takım hareketler ve tüm gezegen aynı şeyi yapıyor -gangnam style, ne farkımız var ki-
Okulun iki asi öğrencisi var bu sürüden ayrılan kara koyunlar
İşte onlar o excaliburun kılıcı gibi bir efsane olan dünyanın tek gerçek enstrümanının peşine düşüyolar gerçekliğinden emin olmadan
Repliklerin bazı yerlerde türkleştirilmiş olması keyfinizi daha bir artırıyor
Huysuz Virjin, salı pazarı gibi :)))
Ve müzik aşk için yapıldığında bir ruhu vardı, artık para için yapılıyor gerçeğini -tıpkı diğer şeylerde olduğu gibi- hatırlattığı için çok güzeldi.
Ve o ışık, o sahne, o performans neden müzikal izlemeye Londra'ya gidildiğini gösteriyordu aslında...
Teknolojinin Esiri
Daha bu sabah düşünüyordum, yazmayı düşündüğüm we will rock you müzikalini hala yazamayaşımı bilgisayar başına geçemememe bağlarken...
Maillere, twittlere telefondan bakınca özel bi'şeyler yazmak için bilgisayarı açıp karşısına geçmek zor geliyor insana.
Arada bir telefondan da blog yazdığım oluyor ama daha anlık şeyler için...
Sen misin bu sabah bunları düşünen;
Arada bi telefonun ekranına gelen icloud yedeklemesini bilmem kaç haftadan beridir yapmadınız uyarısına tamam diyemiyorum, damarı tuttu kapanmıo
Birisi ararsa kulaklıktan yanıtlayabiliyorum sadece yok ötesi
Yani ben oturup şu dar akşam vakti we will rock you'yu bi yazıyim de belki çözülür sorunum kendiliğinden

Maillere, twittlere telefondan bakınca özel bi'şeyler yazmak için bilgisayarı açıp karşısına geçmek zor geliyor insana.
Arada bir telefondan da blog yazdığım oluyor ama daha anlık şeyler için...
Sen misin bu sabah bunları düşünen;
Arada bi telefonun ekranına gelen icloud yedeklemesini bilmem kaç haftadan beridir yapmadınız uyarısına tamam diyemiyorum, damarı tuttu kapanmıo
Birisi ararsa kulaklıktan yanıtlayabiliyorum sadece yok ötesi
Yani ben oturup şu dar akşam vakti we will rock you'yu bi yazıyim de belki çözülür sorunum kendiliğinden
Pazartesi, Nisan 22, 2013
Renkli Kurşun Kalemler
Benim balonlarım var der gibi
Benim kalemlerim var diye şarkılar söyleyebilirim... (gerçi balonlarım da var o ayrı)
Üstelik biri yoncalı :)))
Benim kalemlerim var diye şarkılar söyleyebilirim... (gerçi balonlarım da var o ayrı)
Üstelik biri yoncalı :)))
Cuma, Nisan 19, 2013
Üşüyorum
Kışın soğuğundan başka türlü bi'şi bu...
Kalın bile giyinsem hep titreme,
Kışın yaktığım ısıda kombi üstelik üzerimde bi de polar sabahlık
Ben ne kadar bedenimi sarıp sarmalasam da
Ruhumu ısıtamıyorum,
Red ediyor bu havaya uyum sağlamayı
Baharın güneşini tatlı sıcaklığını istiyor
Daha geçen hafta kısa kollu tişörtle dolaşıyodum sokaklarda
Ne erguvan ne lale sürebildi sefasını
Erguvanlar soğuktan büzüşüp kirli pembeyle mor arası bi renge dönüştü
Laleler çıplak bir sap kaldı
Papatyalar üşümesin diye sarı göbekleri bütün beyaz yapraklarını toplayıp örttüler üzerini
Bu yonca'da kapatıp yapraklarını çöktü toprağa
Biraz güneş verin bana...
Güneş yoksa aşkımı verin, güneşim olur açarım yapraklarımı...
Kalın bile giyinsem hep titreme,
Kışın yaktığım ısıda kombi üstelik üzerimde bi de polar sabahlık
Ben ne kadar bedenimi sarıp sarmalasam da
Ruhumu ısıtamıyorum,
Red ediyor bu havaya uyum sağlamayı
Baharın güneşini tatlı sıcaklığını istiyor
Daha geçen hafta kısa kollu tişörtle dolaşıyodum sokaklarda
Ne erguvan ne lale sürebildi sefasını
Erguvanlar soğuktan büzüşüp kirli pembeyle mor arası bi renge dönüştü
Laleler çıplak bir sap kaldı
Papatyalar üşümesin diye sarı göbekleri bütün beyaz yapraklarını toplayıp örttüler üzerini
Bu yonca'da kapatıp yapraklarını çöktü toprağa
Biraz güneş verin bana...
Güneş yoksa aşkımı verin, güneşim olur açarım yapraklarımı...
Salı, Nisan 16, 2013
Tom Kurabiye :)
Bu akşam kahve yok, ancak kurabiye yaptım bir yandan da Öyle Bir Geçer Zaman Ki seyrediyorum, diğer yandan da yazıyorum :))
Pek hamaratım iki gündür :)))
Yana yakıla kurabiye yapmamın nedeni, dün akşam bahsettiğim fındık ununu denemekti...
Macera hevesimle tarifteki un ve fındık tozunun ölçülerini yer değiştirdim. Çizgi filmlerde kapının altından ince bir zar gibi kayıp geçen Tom gibi, yassı bi'şi oldular.
Ama lezzetine laf yok.
Eeee naparsın hayatta her denediğini 12'den vurcaksın diye bi şey yok
Pek hamaratım iki gündür :)))
Yana yakıla kurabiye yapmamın nedeni, dün akşam bahsettiğim fındık ununu denemekti...
Macera hevesimle tarifteki un ve fındık tozunun ölçülerini yer değiştirdim. Çizgi filmlerde kapının altından ince bir zar gibi kayıp geçen Tom gibi, yassı bi'şi oldular.
Ama lezzetine laf yok.
Eeee naparsın hayatta her denediğini 12'den vurcaksın diye bi şey yok
Pazartesi, Nisan 15, 2013
Ataturk Arbetorumu
Cumartesi gunesinin askina pazar gunu bi orman havasi alalim diyip, rotayi Belgrad ormanina cevirdik...
Ama piknikcilerin copleri, ates yakmayin tabelalarina inat tuten dumanlar, oraya nasil ciktigini anlamadigim arabalarin piknik masalarinin dibine park edilmesi ve orman sesini bastiran insan sesleri keyifle baslayan yolu mutsuzluga bagladi :(((
Ama tam o sirada agaclarin arasindan kucuk bir golet, desenli cakil taslariyla dosenmis yurume yolunu ve gosterisli demir kapisini gorunce buranin Ataturk Arbetorumu oldugu mutluluguyla kendimize geldik...
Ogrenci 5, digerlerinin 10 tl odeyerek iceri girdigi canli agac muzesinde piknik yapmak, bisikletle dolasmak, top oynamak, cimlere oturmak bile yasak
Eee haliyle bu kadar kural olunca ormanin kalabaligina inat sakin, tertemiz, ormanin o mis gibi odunsu kokusuyla, kus sesleriyle bir cennet...
Hele ki bi de bahar icin suslenmis cicekli agaclar, sari beyaz papatyalar ve her turlu yesillikle harika bi yer...
Siddetle tavsiye ediyor, fotograflariyla basbasa birakiyorum sizleri...
Ama piknikcilerin copleri, ates yakmayin tabelalarina inat tuten dumanlar, oraya nasil ciktigini anlamadigim arabalarin piknik masalarinin dibine park edilmesi ve orman sesini bastiran insan sesleri keyifle baslayan yolu mutsuzluga bagladi :(((
Ama tam o sirada agaclarin arasindan kucuk bir golet, desenli cakil taslariyla dosenmis yurume yolunu ve gosterisli demir kapisini gorunce buranin Ataturk Arbetorumu oldugu mutluluguyla kendimize geldik...
Ogrenci 5, digerlerinin 10 tl odeyerek iceri girdigi canli agac muzesinde piknik yapmak, bisikletle dolasmak, top oynamak, cimlere oturmak bile yasak
Eee haliyle bu kadar kural olunca ormanin kalabaligina inat sakin, tertemiz, ormanin o mis gibi odunsu kokusuyla, kus sesleriyle bir cennet...
Hele ki bi de bahar icin suslenmis cicekli agaclar, sari beyaz papatyalar ve her turlu yesillikle harika bi yer...
Siddetle tavsiye ediyor, fotograflariyla basbasa birakiyorum sizleri...
Dertleşme
Bi yandan ocaktaki kahveyi taşırmamak için gözüm onda elim klavyede bi iki harf yazsam faydadır modunda...
Görende her gün iki eli kanda olsa bloguna yazan biri zanneder...
Ha ha gülüyüm bari ;)))
Az önce farkettim de bugün üçüncü kahvemi içiyorum, tv'de Saffet Emre Tonguç boğazdaki en pahalı yalıları anlatıyor güneşli güzel bir boğaz gününde, orda hayal ediyorum kendimi
Oooooh mis gibi...
Bu yazıya dertleşme başlığını koymayı düşünüyorum...
Evli olup çalışan kadınlara hayranım, hele bi de küçük çocuğu varsa daha da çok...
İşten gelip sofra hazırla, mutfağı topla, ertesi güne yemek yap derken bu süreçte kocam da ayağını uzatıp televizyon seyrederse ben cinnet geçiririm, yürümez o evlilik
Halbuki enerjik ve mutlu olmalı ki kadın eşiyle ilgilenebilsin, mutlu olsun mutlu edebilsin
Kızmayın bana ne geri kafalısın erkeğe köle misin diye,
Hayat paylaşınca güzel
İşin yorgunluğu stresi üzerine gelip evin dirlik ve düzenini imar etmek daha da biler insanı, ekonomik özgürlüğün bedeli kuyruğu dik tutmak için kendini tüketmek olmamalı
İşte böyle diye diye soğuttum ya kendimi evlilikten :)))
Neyse büyük konuşmiyim yine de ben, yarın n'olcaz bilinmez
Bu arada süper bi kavrulmuş fındık markası keşfettim, lezzeti çok güzel. Onu yedikten sonra diğer fındıklar lezzetsiz gelicek söyliyim. Daha şimdiden bir sürü hayranı oldu ofiste :)))
Kanyon-Metrocity arasındaki tünel alışveriş merkezinde küçük bir şubesi olan www.findikcim.com.tr kızlarla toplaşıp verince sipariş bugün bir koli fındık geldi ofise :)))
Ürünleri arasında fındık unu da var, tabiki siparişime ekledim. Hiç şüphe yok ki. Bundan sonraki deneysel hamur işi çalışmalarım fındık unuyla olcak.
Klavyemin sağ tarafındaki shift tuşu basmıyor bir süredir, meğerse nedeni bizim yaramaz papağanımızın tuşları gagasıyla yerinden sökme çalışmalarının bi sonucuymuş. Neyse ki diğer taraftaki çalışıyo...
Bu tam akşam kahvesi oldu, ordan burdan telden tele atlayıp anlattım.
Var aslında daha anlatacaklarım, ilk canlı yayın deneyimim kameralarla flörtüm
İlk fırsatta
Görende her gün iki eli kanda olsa bloguna yazan biri zanneder...
Ha ha gülüyüm bari ;)))
Az önce farkettim de bugün üçüncü kahvemi içiyorum, tv'de Saffet Emre Tonguç boğazdaki en pahalı yalıları anlatıyor güneşli güzel bir boğaz gününde, orda hayal ediyorum kendimi
Oooooh mis gibi...
Bu yazıya dertleşme başlığını koymayı düşünüyorum...
Evli olup çalışan kadınlara hayranım, hele bi de küçük çocuğu varsa daha da çok...
İşten gelip sofra hazırla, mutfağı topla, ertesi güne yemek yap derken bu süreçte kocam da ayağını uzatıp televizyon seyrederse ben cinnet geçiririm, yürümez o evlilik
Halbuki enerjik ve mutlu olmalı ki kadın eşiyle ilgilenebilsin, mutlu olsun mutlu edebilsin
Kızmayın bana ne geri kafalısın erkeğe köle misin diye,
Hayat paylaşınca güzel
İşin yorgunluğu stresi üzerine gelip evin dirlik ve düzenini imar etmek daha da biler insanı, ekonomik özgürlüğün bedeli kuyruğu dik tutmak için kendini tüketmek olmamalı
İşte böyle diye diye soğuttum ya kendimi evlilikten :)))
Neyse büyük konuşmiyim yine de ben, yarın n'olcaz bilinmez
Bu arada süper bi kavrulmuş fındık markası keşfettim, lezzeti çok güzel. Onu yedikten sonra diğer fındıklar lezzetsiz gelicek söyliyim. Daha şimdiden bir sürü hayranı oldu ofiste :)))
Kanyon-Metrocity arasındaki tünel alışveriş merkezinde küçük bir şubesi olan www.findikcim.com.tr kızlarla toplaşıp verince sipariş bugün bir koli fındık geldi ofise :)))
Ürünleri arasında fındık unu da var, tabiki siparişime ekledim. Hiç şüphe yok ki. Bundan sonraki deneysel hamur işi çalışmalarım fındık unuyla olcak.
Klavyemin sağ tarafındaki shift tuşu basmıyor bir süredir, meğerse nedeni bizim yaramaz papağanımızın tuşları gagasıyla yerinden sökme çalışmalarının bi sonucuymuş. Neyse ki diğer taraftaki çalışıyo...
Bu tam akşam kahvesi oldu, ordan burdan telden tele atlayıp anlattım.
Var aslında daha anlatacaklarım, ilk canlı yayın deneyimim kameralarla flörtüm
İlk fırsatta
Perşembe, Nisan 11, 2013
Ters Yüz
Çocukken koltuğa sırt üstü yatıp başımı kenarından aşağı sarkıtır, içinde bulunduğum odayı tersten seyrederdim...
Bir tek avizenin olduğu tavanın taban olduğunu; anki düzlemde yerde olan halı, koltuk, vitrin, sehpa ve diğer salon eşyalarınınsa yer değiştirip tavana yapışık olarak baş aşağı durduğunu ve bomboş beyaz taban olan tavanda yürümenin nasıl bir his olduğunu düşünürdüm...
Bazen hayatı kısa bi süreliğine de olsa tersine çevirip, ters yüz edip ezberi bozmak, beyne kan gitmesi lazım...
Katıldığım eğitimlerin birinde Neurobics beyin egzersizlerini önermişti eğitmen...
Çoğu zaten zaman zaman yaptığım şeyler olsa da ilginizi çekerse diye paylaşıyorum...
Bir tek avizenin olduğu tavanın taban olduğunu; anki düzlemde yerde olan halı, koltuk, vitrin, sehpa ve diğer salon eşyalarınınsa yer değiştirip tavana yapışık olarak baş aşağı durduğunu ve bomboş beyaz taban olan tavanda yürümenin nasıl bir his olduğunu düşünürdüm...
Bazen hayatı kısa bi süreliğine de olsa tersine çevirip, ters yüz edip ezberi bozmak, beyne kan gitmesi lazım...
Katıldığım eğitimlerin birinde Neurobics beyin egzersizlerini önermişti eğitmen...
Çoğu zaten zaman zaman yaptığım şeyler olsa da ilginizi çekerse diye paylaşıyorum...
1. Güne başlangıç ve günü kapatış
Uyanınca ilk olarak gözler kapalı olarak bir şey (limon, portakal, nane vs.) kokla
Gözler kapalı olarak banyo yap
Banyoda hoş kokulu (ya da koku veren) malzemeler kullan – müzik dinle
Normalde kullanmadığın eli kullanarak dişlerini fırçala/traş ol/makyaj yap/saçlarını tara
Normalde kullanmadığın eli kullanarak kıyafetlerini giy
Gözler kapalı giyin – soyun.
Sabah rutininde işleri yapma sıranı değiştir – önce kahvaltı sonar giyinmek gibi…
Sabah yiyip içtiklerini değiştir.
2. İşe gidiş geliş
Gözler kapalı olarak arabanın kapısını aç ve arabayı çalıştır.
Farklı güzergâhlar kullan.
Mümkün olduğunca camları aç.
Arabayı başkasına kullandırt.
Arabada hoş koku veren malzemeler kullan.
Direksiyon ve vites kolunu değişik malzemelerle kaplat
3.Yüksek sesle oku.
Masandaki ve çevresindeki eşyaların yerlerini değiştir.
Tablo, resim, kitap türü ne varsa ters çevir.
Masa üstü ışıklandırmanı renklendir.
4. Yemek
Kulaklarını tıkayarak yemek ye.
Yemekte herkes alıştığından farklı bir sandalyeye otursun.
Öğünlerde yenilen standart yiyecekleri değiştir. Akşam yemeğinde kahvaltı yap.
Yemekleri yeme sırasını değiştir. (önce tatlı sonra çorbaJ)
Farklı bir odada/masada/yerde yemek ye.
Normalde kullanmadığın eli kullanarak yemek ye.
Gözlerini kapatarak ye – yediklerini tadından ayırt et.
Yemeği şölene dönüştür. (mum-koku-çiçek-müzik-örtü-ortam…)
Yemek yap (harika bir neurobik egzersizdir.)
5. Alışveriş
Mümkün olduğunca pazardan alışveriş yap. Sebze ve meyvelere dokun, kokla
Market içi rutin dolaşma güzergâhını değiştir.
6. Boş zaman – hobi - tatil
Plansız gez – tatile çık. (Yol nereye götürürse oraya)
Farklı yerlere git.
Farklı tatiller yap. (deniz/dağ-yayla/kültür/macera/yurtdışı…)
Doğada kamp yap.
Tarlada, çiftlikte çalış.
Bahçe ile uğraş – hiç olmadı saksıda çiçek vs. yetiştir.
Kuşları dinle, seslerinden ayırt et.
İlgi alanlarını - hobilerini genişlet, çeşitle.
Sanatsal faaliyetlerle uğraş, kurs al.
Gönüllü, toplumsal projelerde çalış.
Film çek. (Mesela; ailenin filmini çek – hem senaryosunu yaz hem yönet.)
Müzik dinlerken tüm çalgıları seslerinden ayırt et ve ayrı ayrı dinle.
Cuma, Nisan 05, 2013
Perşembe, Nisan 04, 2013
Yine Erguvan
Yazmak hevesim var...
Ama ne yazsam kararsızlığı var...
İki günde birden bire açtı erguvanlar, benim çiçeklerim
Erguvan zamanı, yere dökülmüş erguvanlar ayaklarımın dibinde başımda dalları pespembe çiçekleriyle
Özel bi şey olmalı bu sahnede
İlan-ı aşk, evlenme teklifi, seni seviyorum demek, ilk öpüşme
Romantizm...
Yaza yaza bunu mu yazdın???
:)))))
Ama ne yazsam kararsızlığı var...
İki günde birden bire açtı erguvanlar, benim çiçeklerim
Erguvan zamanı, yere dökülmüş erguvanlar ayaklarımın dibinde başımda dalları pespembe çiçekleriyle
Özel bi şey olmalı bu sahnede
İlan-ı aşk, evlenme teklifi, seni seviyorum demek, ilk öpüşme
Romantizm...
Yaza yaza bunu mu yazdın???
:)))))
Pazartesi, Nisan 01, 2013
Karanlıkta Komedi
Yıldız Teknik Üniversitesi oyuncuları 5 Nisan akşamı Artvin Şavşat Köprüyaka Yatılı Bölge Okulu yararına Karanlıkta Komedi oyununu sergileyecek.
Mekan Yıldız Teknik Üniversitesi Davutpaşa Kampüsü Elektrik-Elektronik Fakültesi Konferans Salonu
Hem katkınız olsun hem de cuma akşamında keyifli bi'şeyler izlemek isterseniz...
Rezervasyon ve İletişim:
05433173696
05436439243
YTÜ Oyuncuları ve oyunla ilgili bir ropörtaj...
http://www.ntvmsnbc.com/id/25353783/#storyContinued
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)














.jpg)
















