"Kırmızı Domates" olan sözlük anlamının hakkını verircesine kıpkırmızı dekorasyonuyla Bağdat Caddesi'nde Göztepe Parkı'na komşu keyifli bir İtalyan restoranı Rossopomodoro...
Dünyadaki 126 Rossopomodoro restoranındaki standart tariflere göre hazırlanan menü, pizzaların lezzeti, şişedeki suyu, garsonların hizmetiyle kendinizi İtalya'da hissetmeniz için yaratılmış adeta.
Pizza ve makarnalarını denediğimiz akşamda, tatlılar ne yazık ki hayal kırıklığı yaratıyor ruhunuzda...
Mesela Nutellotto söylediğinizde o enfes pizzanın üstüne; vanilyalı dondurma üstünde nutella, yanına da ev yapımı bisküvi deyince muhteşem bi'şey gelsin diye bekliyorsunuz. Oysaki yarım bir kedi dili sokulmuş iki top dondurmayı görünce bütün hayalleriniz yıkılıyor.
Yıkılan hayallerimi tamir etmesi için Rossopomodoro'nun yöneticisi Tansel beye içimi dökerken öğrendim ki, bu Napoli'lerin tatlı kültürü bu kadarmış :(((
Tiramisu'yu bile güç bela kremasında ufak bi iyileştirme yapmaya ikna edebildik İtalyanlara dedi. Reçetenin dışına çıkılmıyormuş.
Menüde tatlılar dışında denemek istediğim daha bir çok şey var, bu sebeple mutlaka tekrar gitmeyi düşünüyorum. Ancak haftasonu akşamları için mutlaka rezervasyon yaptırmanızı öneririm, zira yer bulmanıza imkan yok.
Yemek sırasında ünlü isimlerle de karşılaşmanız çok mümkün. Bizimle birlikte Bergüzar Korel ve Halit Ergenç te oldukça genç bir grupla birlikte mekandaydı. Biraz da dedikodu ;))) Bergüzar Korel gerçekten hoş ve zarif bi kadın, beli o kadar ince ki gerçek di'ilmiş gibi. Ama ne yazık ki sigara içiyor :((
Hadi bu da paparazzi pozu olsun, fotoğrafımı çeken beni mi Bergüzar'ı mı odaklamış emin olamadım :))) -arkası dönük masasını fotoğraflayan Bergüzar tabi ki-
Biz tekrar Rossopomodoro'ya dönersek benim gibi kırmızıya tutkunlar için harika bi dekorasyonu var, fırınlar ve kolonlar bu kırmızılığın içinde dore mozaiklerle kaplanarak lüks ve gösterişi mekana taşımakla beraber kızgın boğa sendromunu da hafifletmiş oluyor.
İyi haber zincir İstanbul'daki ikinci halkası için Bebek ve Etiler'de yer arıyormuş; tabi ki mekanım olduğu için Kanyon'u sordum hemen, onu bi sonraki yer olarak düşünüyorlarmış.
Tansel Kaya Rossopomodoro'nun Türkiye koordinatörü; ama bütün gece misafirlerini memnun etmek için bazen elinde bi tabakla servis yaparken, bazen bi pos cihazıyla hesap alırken ya da benim gibi meraklı ya da hayalleri yıkılmış konukları önce dinlerken sonra onlara uzun uzun açıklamalar yaparken görebilirsiniz.
Servisin süratine 10 üzerinden 10 veriyorum -zaten fırınları saatte 750 pizza pişirebiliyomuş, ama saatte 750 pizza yapacak usta var mı ondan emin di'ilim ;))-
Gerçi su şişesini masanın ortasına bırakıp giden garsonu ayıplamamamız gerektiğini, İtalya'daki garsonların müşteriye değer vermeyen davranışlarını bize hatırlatan Tansel bey sayesinde düşünüp -ee ne de olsa burası has hakiki İtalyan restoranı her ne kadar garsonlar Türk'de olsa İtalyan kültürü mekanda yaşatılmalı en nihayetinde- deyip anlayış gösterdik.
Her şey İtalyan olmasına rağmen yemeğin sonunda ikram edilen lezzetli demleme çay, Rossopomodoro'da ki Türk'lerin ayak sesiydi bana göre.
Makarna etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Makarna etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Salı, Kasım 29, 2011
Rossopomodoro
Pazar, Kasım 21, 2010
İtalya Günlüğü-II
İtalya gezimizde sizi Napoli'de bırakmıştım. Pizza ve makarnanın memleketine gidersiniz de onların o meşhur makarnalarından ve soslarından almadan olur mu? Adamlar sırf makarna, şarap ve bu sosları satmak için butik dükkanlar açmışlar, raflarda değişik şekillerde ve farklı renklerde paketlenmiş makarnaları görünce hangisini alacağınızı şaşırıyorsunuz. Alışverişten önce bize çilek şarabı, peynir ve baharatlı soslarıyla küçük bir lezzet sunumu da yaptıktan sonra tur ekibi olarak bayağı yüklü bir alışveriş yaptık.Tabii turun ikinci günü olması dolayısıyla bu alışverişlerin dönüşte bize ne gibi sıkıntılar yaratacağının farkında değildik. Ayrıca turun ilk günü rehberimiz tarafından da uyarılmıştık...İtalyanın pahalı bir ülke olduğu, buradaki her şeyin Türkiyede de olduğu hatta üstüne bir de taksit yapıldığını üstüne basarak bize belirtti, buradan alabileceğimiz en iyi hediyenin makarna ve şarap olduğunu söyledi... bence de iyi bir öneriydi.
Turumuzun üçüncü sabahı rönesansın başkenti kabul edilen Floransa'ya doğru dört saat sürecek yolculuğumuz için Roma'daki otelimizden ayrıldık. Roma'dan ayrılırken yeni başlayan yağmur bize önümüzdeki günlerin nasıl olacağına dair sinyallerini vermeye başlamıştı. Apenin dağlarını tırmanarak zaman zaman sis ve yağmurun içinden geçerek, sonbaharın renklerinin oluşturduğu doğal bir sergiyi seyrederek İtalya'nın güneyiden kuzeyine doğru yol aldık.
Floransa'yı görmeden önce şehri tepeden seyredebilmek için Michelangelo tepesine vardığımızda Arno nehri kıyısında kurulmuş şehirin etkileyici manzarasıyla karşılaşmak bizi heyecanlandırdı. Şehrin yüzyıllardır bozulmadan korunarak çok güzel muhafaza edildiğini, yeni yapılan binaları şehrin dışına kurularak tarihlerini ayakta tutmaları alkışlanmayı hak ediyor.
Floransa küçük bir şehir olmasına karşın içinde barındırdığı eserlerle bir hazine. Meydanın girişinde Santa Maria Del Fiore Kilisesi üzerindeki işlemeleri, heykelleri, rölyefleriyle aklınızı başınızdan alıyor. Aşağıdan yukarıya doğru baktığınızda üzerindeki detayları incelerken boynunuz tutuluyor. Şık butiklerin ve cafelerin olduğu sokaktan geçerek ünlü Senyörler meydanına vardığınızda Michelangelo'nun ünlü Davud heykeli bütün azametiyle sizi bekliyor. Michelangelo'nun 26 yaşında kusurlu bir mermerden yontarak yaptığı, kusursuz denebilecek kadar mükemmel sanki her an canlanacakmış hissi veren bir eser. Tabii ki meydanda gördüğümüz bire bir kopyası orjinal heykel 2004 yılındaki restorasyondan sonra özel hava korumalı kafeste müzede sergilenmektedir. Bu meydanda ayrıca Medici Ailesinin özel koleksiyonuna ait başka heykellerde sergilenmekte. Arno nehri kıyısındaki Uffizi müzesi İtalya ve avrupa resim koleksiyonun sergilendiği önemli bir müzedir. Floransadaki gördüğüm bütün müzelerin kapılarında uzun kuyruklardaki insanları buralardaki eserleri görebilme isteğini yağmur bile engelleyemedi. Şiddetli yağmur altında gezdiğim Floransa'nın ,sadece müzelerini gezmek için tahminimce bir hafta belki de yetmez...
Dünyanın en büyük mimari hatası olarak kabul edilen Pisa Kulesi aslında yanında duran katedral ve vaftizhaneye ek olarak sonradan yaptırılmış olan bir çan kulesidir. Kule inşa edilirken zeminin bir su kaynağına yakın olduğunun farkedilmemesi sonucu üçüncü katının yapımı devam ederken eğilmeye başlamış, bunu farkeden mimar düzeltmek için pek çok teknik denediyse de bunun önüne geçememiş; bu da hayatının son işi olmuş ...
Floransa,Pisa ,Siena gibi önemli şehirleri içine alan Toskana, İtalyanların Karadeniz bölgesi ve şaraplarıyla ünlü, bölgede irili ufaklı şarap bağlarıyla butik üretim yapan şarap imalathaneleri mevcut, chianti şarapları da bu bölgede yetişen üzümlerden yapılıyor. Chiantiden San Gimignano'ya giderken yol boyunca üzümbağlarının bir asker edasıyla dizilmiş haliyle karşılaşıyorsunuz, tepeye doğru tırmandıkça aşağıda kalan manzara sizi büyülüyor.12. yüzyıldan kalma bir ortaçağ kasabası olan San Gimignano kuleleri,etrafını saran kalın duvarları ve dar sokaklarıyla bir tepenin üstünde kurulmuş o zamanlar gelebilecek saldırılardan korunmak için en güvenli yolmuş.Kasaba ortaçağ filmlerininde vazgeçilmez platosuymuş,Roberto Benini'nin Hayat Güzeldir Filmi bu kasabada çekilmiş.UNESCO tarafından dünya mirası listesine alınan koruma altındaki yerlerden biri (İtalyada bu şekilde koruma altına alınmış pek çok kasaba var). Şehrin kapısından içeri girdiğinizde sokakların, evlerin kasabanın sokaklarında dolaşırken atının üstünde zafer kazanmış bir şövalyenin kasabanın girişinde halk tarafından çoşkuyla karşılandığını ve kulelerin birinde onun dönüşünü bekleyen güzel bir leydinin heyecanına bu duvarların şahitlik ettiğini düşündüm. Kim bile bilir ki neler yaşandığını...Biz sadece kitaplarda yazanları ve filmlerde seyrettiklerimizi biliyoruz masal niyetine.
Siena'ya doğru yol alırken yağmur bütün gün sürdüğü etkisini azaltmıştı.Siena sönmüş bir yanardağ ağzına kurulmuş kahverengi ve gri tonların hakim olduğu bir ortaçağ şehridir ve şehir yapısı itibarıyla trafiğe kapalıdır.Siena sokaklarından meydana doğru yürürken şehrin dokusunun aynen korunduğunu ,küçük detay dediğimiz atların bağlandığı demir halkaların hala yerinde durduğunu görebilirsiniz.Siena meydanı bildiğimiz tüm meydanlara göre çok farklı bir yapıya sahip,sönmüş bir volkanın ağzına kurulan şehir kenarlarda ortaya doğru eğimli şekilde bir krater ağzına benziyor.Bu meydanda Sienalıların yaklaşık 450 yıldır düzenledikleri palio at yarışları yapılır ve bu yarış Sienalılar için bir onur meselesidir.Avrupanın ilk bankası ve borsası Sienalılar tarafından kurulmuş,bu üstünlüğü elegeçirmek isteyen Floransa ile hep mücadele etmek zorunda kalan Sienalılar bugün bile Floransa adını duymak istemezler.
Turumuzun üçüncü sabahı rönesansın başkenti kabul edilen Floransa'ya doğru dört saat sürecek yolculuğumuz için Roma'daki otelimizden ayrıldık. Roma'dan ayrılırken yeni başlayan yağmur bize önümüzdeki günlerin nasıl olacağına dair sinyallerini vermeye başlamıştı. Apenin dağlarını tırmanarak zaman zaman sis ve yağmurun içinden geçerek, sonbaharın renklerinin oluşturduğu doğal bir sergiyi seyrederek İtalya'nın güneyiden kuzeyine doğru yol aldık.
Floransa'yı görmeden önce şehri tepeden seyredebilmek için Michelangelo tepesine vardığımızda Arno nehri kıyısında kurulmuş şehirin etkileyici manzarasıyla karşılaşmak bizi heyecanlandırdı. Şehrin yüzyıllardır bozulmadan korunarak çok güzel muhafaza edildiğini, yeni yapılan binaları şehrin dışına kurularak tarihlerini ayakta tutmaları alkışlanmayı hak ediyor.
Floransa küçük bir şehir olmasına karşın içinde barındırdığı eserlerle bir hazine. Meydanın girişinde Santa Maria Del Fiore Kilisesi üzerindeki işlemeleri, heykelleri, rölyefleriyle aklınızı başınızdan alıyor. Aşağıdan yukarıya doğru baktığınızda üzerindeki detayları incelerken boynunuz tutuluyor. Şık butiklerin ve cafelerin olduğu sokaktan geçerek ünlü Senyörler meydanına vardığınızda Michelangelo'nun ünlü Davud heykeli bütün azametiyle sizi bekliyor. Michelangelo'nun 26 yaşında kusurlu bir mermerden yontarak yaptığı, kusursuz denebilecek kadar mükemmel sanki her an canlanacakmış hissi veren bir eser. Tabii ki meydanda gördüğümüz bire bir kopyası orjinal heykel 2004 yılındaki restorasyondan sonra özel hava korumalı kafeste müzede sergilenmektedir. Bu meydanda ayrıca Medici Ailesinin özel koleksiyonuna ait başka heykellerde sergilenmekte. Arno nehri kıyısındaki Uffizi müzesi İtalya ve avrupa resim koleksiyonun sergilendiği önemli bir müzedir. Floransadaki gördüğüm bütün müzelerin kapılarında uzun kuyruklardaki insanları buralardaki eserleri görebilme isteğini yağmur bile engelleyemedi. Şiddetli yağmur altında gezdiğim Floransa'nın ,sadece müzelerini gezmek için tahminimce bir hafta belki de yetmez...
Dünyanın en büyük mimari hatası olarak kabul edilen Pisa Kulesi aslında yanında duran katedral ve vaftizhaneye ek olarak sonradan yaptırılmış olan bir çan kulesidir. Kule inşa edilirken zeminin bir su kaynağına yakın olduğunun farkedilmemesi sonucu üçüncü katının yapımı devam ederken eğilmeye başlamış, bunu farkeden mimar düzeltmek için pek çok teknik denediyse de bunun önüne geçememiş; bu da hayatının son işi olmuş ...
Floransa,Pisa ,Siena gibi önemli şehirleri içine alan Toskana, İtalyanların Karadeniz bölgesi ve şaraplarıyla ünlü, bölgede irili ufaklı şarap bağlarıyla butik üretim yapan şarap imalathaneleri mevcut, chianti şarapları da bu bölgede yetişen üzümlerden yapılıyor. Chiantiden San Gimignano'ya giderken yol boyunca üzümbağlarının bir asker edasıyla dizilmiş haliyle karşılaşıyorsunuz, tepeye doğru tırmandıkça aşağıda kalan manzara sizi büyülüyor.12. yüzyıldan kalma bir ortaçağ kasabası olan San Gimignano kuleleri,etrafını saran kalın duvarları ve dar sokaklarıyla bir tepenin üstünde kurulmuş o zamanlar gelebilecek saldırılardan korunmak için en güvenli yolmuş.Kasaba ortaçağ filmlerininde vazgeçilmez platosuymuş,Roberto Benini'nin Hayat Güzeldir Filmi bu kasabada çekilmiş.UNESCO tarafından dünya mirası listesine alınan koruma altındaki yerlerden biri (İtalyada bu şekilde koruma altına alınmış pek çok kasaba var). Şehrin kapısından içeri girdiğinizde sokakların, evlerin kasabanın sokaklarında dolaşırken atının üstünde zafer kazanmış bir şövalyenin kasabanın girişinde halk tarafından çoşkuyla karşılandığını ve kulelerin birinde onun dönüşünü bekleyen güzel bir leydinin heyecanına bu duvarların şahitlik ettiğini düşündüm. Kim bile bilir ki neler yaşandığını...Biz sadece kitaplarda yazanları ve filmlerde seyrettiklerimizi biliyoruz masal niyetine.
Siena'ya doğru yol alırken yağmur bütün gün sürdüğü etkisini azaltmıştı.Siena sönmüş bir yanardağ ağzına kurulmuş kahverengi ve gri tonların hakim olduğu bir ortaçağ şehridir ve şehir yapısı itibarıyla trafiğe kapalıdır.Siena sokaklarından meydana doğru yürürken şehrin dokusunun aynen korunduğunu ,küçük detay dediğimiz atların bağlandığı demir halkaların hala yerinde durduğunu görebilirsiniz.Siena meydanı bildiğimiz tüm meydanlara göre çok farklı bir yapıya sahip,sönmüş bir volkanın ağzına kurulan şehir kenarlarda ortaya doğru eğimli şekilde bir krater ağzına benziyor.Bu meydanda Sienalıların yaklaşık 450 yıldır düzenledikleri palio at yarışları yapılır ve bu yarış Sienalılar için bir onur meselesidir.Avrupanın ilk bankası ve borsası Sienalılar tarafından kurulmuş,bu üstünlüğü elegeçirmek isteyen Floransa ile hep mücadele etmek zorunda kalan Sienalılar bugün bile Floransa adını duymak istemezler.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








