Daha önceleri de yazmıştım tarihi yarımadada yürüdüğümüz asfaltın bir santim altında başka bi dünya var diye...
Asfaltın altında ne var?
Topkapı Sarayı bahçesinde Aya İrini kilisesinin Karakol restorana komşu olan cephesi boyunca bi kaç adım attığınızda işte böyle bi dünyayla bütün çıplaklığıyla karşı karşıya geliyorsunuz.
Neden bu kadar bi başına, neden bu kadar yalnız sahipsiz, kendi haline bırakılmış içi sızlıyor insanın...
Ayasofya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ayasofya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Perşembe, Kasım 10, 2011
Pazar, Mayıs 29, 2011
Ayasofya'ya Bakış
Keyifsiz, ziyan bir cumartesiden sonra toplayamadım ruh halimi dağıldığı yerlerden. Her biri bir yerde, birbirinden mutsuz, birbirinden bezgin...
Atıverdim tarihi yarımadanın kucağına, geliversin kendine diye...
Gelmedi :((
Sürüye sürüye ayaklarımı Ayasofya'ya götürdüm kendimi.
İskelesiz kubbesini, yüzü gözü açılmış meleğini göreyim, göstereyim...
Tarihi mekanı kendine mesken tutmuş güvercinlerden sonra bugün de Ayasofya'nın kedileriyle tanıştık.
Mağrur bir görevli edasıyla mimberin iki yanında başlar dik, omuzlar geride nöbet tutuyorlardı adeta. Sonra biri sıkıldı ilgiden gidip arkada bi yerlere bi lambanın önünde patilerini yalamaya başladı. İşte öyle bir anda bu artistik pozu yakaladı makinem. Sanırsam ki kutsal vazifeleri Ayasofya'da cirit atan fareleri ele güne rezil etmeden bizi ham yapmak.
Yeniden Ayasofya'nın büyüleyici atmosferine dönersek, çatıdan su alıyor besbelli pek bi kabarmış tavanları duvarları
Bu arada Ayasofya'nın güneybatı köşesinde "güzel kapı"dan çıkınca hemen solda vaftizhane avlusu ziyarete açılmış
Osmanlı döneminde kandil deposu olarak kullanılan Vazftizhane, Sultan 1. Mustafa ve Sultan İbrahim'in türbesine dönüştülürken içindeki vaftiz teknesi de avluya taşınmış.
Yekpare mermerden oyulmuş 3.26m.'ye 2.52m. gibi muazzam ölçülerde olan vaftiz teknesi, Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesinde bahsettiği üzere Ortodoks dünyasında bilinen en büyük boyutlu vaftiz teknesiymiş.
Atıverdim tarihi yarımadanın kucağına, geliversin kendine diye...
Gelmedi :((
Sürüye sürüye ayaklarımı Ayasofya'ya götürdüm kendimi.
İskelesiz kubbesini, yüzü gözü açılmış meleğini göreyim, göstereyim...
Tarihi mekanı kendine mesken tutmuş güvercinlerden sonra bugün de Ayasofya'nın kedileriyle tanıştık.
Mağrur bir görevli edasıyla mimberin iki yanında başlar dik, omuzlar geride nöbet tutuyorlardı adeta. Sonra biri sıkıldı ilgiden gidip arkada bi yerlere bi lambanın önünde patilerini yalamaya başladı. İşte öyle bir anda bu artistik pozu yakaladı makinem. Sanırsam ki kutsal vazifeleri Ayasofya'da cirit atan fareleri ele güne rezil etmeden bizi ham yapmak.
Yeniden Ayasofya'nın büyüleyici atmosferine dönersek, çatıdan su alıyor besbelli pek bi kabarmış tavanları duvarları
Bu arada Ayasofya'nın güneybatı köşesinde "güzel kapı"dan çıkınca hemen solda vaftizhane avlusu ziyarete açılmış
Osmanlı döneminde kandil deposu olarak kullanılan Vazftizhane, Sultan 1. Mustafa ve Sultan İbrahim'in türbesine dönüştülürken içindeki vaftiz teknesi de avluya taşınmış.
Yekpare mermerden oyulmuş 3.26m.'ye 2.52m. gibi muazzam ölçülerde olan vaftiz teknesi, Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesinde bahsettiği üzere Ortodoks dünyasında bilinen en büyük boyutlu vaftiz teknesiymiş.
Cumartesi, Ocak 01, 2011
Ayasofya'da Namaz
Ayasofya'da namaz kılmak, sürekli tartışılan siyasi krizlere bile yol açabilen hassas bir eylem.
Gel gör ki ben yeni yılın ilk ikindi namazını Ayasofya'da kıldım. Yarın medyada Ayasofya'da namaz kılarak kriz çıkartan birini görürseniz, bilin ki bu arkadaşınız :)))
Yok yok kriz mriz çıkmaz...
Topkapı Sarayı'na giden yolun sol tarafında dikkat çekmeyen sade bir kapıdan içeri giren kadınları görünce dikkatimi çekti. 1991 yılında Ayasofya'nın ibadete açılan bölümüymüş. Tam ikindi ezanları okunurken ordan geçiyor olmam ve bunca zamandır hiç farketmeyip bugün farketmiş olmam bir işaret olmalıydı. (resimde gördüğünüz tamirattaki minarenin hemen altında)
Bu da dışardan görünüşü,
İbadet alanı küçük olmasına rağmen, iç dekorasyonu iddialı olan mekanda namaz saati olması sebebiyle görüntü almayı doğru bulmadım. Başka bi sefere.
Çintemani desenli kırmızı halıları, kadınlar bölümündeki gösterişli kapı, karşılıklı iki duvardaki tarihi mermer çeşmeler. Erkekler bölümündeki modern tasarımlı malzemeler kullanılarak yapılmış abdest alma yeri incelenmeye ve görüntülenmeye değer.
Gel gör ki ben yeni yılın ilk ikindi namazını Ayasofya'da kıldım. Yarın medyada Ayasofya'da namaz kılarak kriz çıkartan birini görürseniz, bilin ki bu arkadaşınız :)))
Yok yok kriz mriz çıkmaz...
Topkapı Sarayı'na giden yolun sol tarafında dikkat çekmeyen sade bir kapıdan içeri giren kadınları görünce dikkatimi çekti. 1991 yılında Ayasofya'nın ibadete açılan bölümüymüş. Tam ikindi ezanları okunurken ordan geçiyor olmam ve bunca zamandır hiç farketmeyip bugün farketmiş olmam bir işaret olmalıydı. (resimde gördüğünüz tamirattaki minarenin hemen altında)
Bu da dışardan görünüşü,
Çintemani desenli kırmızı halıları, kadınlar bölümündeki gösterişli kapı, karşılıklı iki duvardaki tarihi mermer çeşmeler. Erkekler bölümündeki modern tasarımlı malzemeler kullanılarak yapılmış abdest alma yeri incelenmeye ve görüntülenmeye değer.
Pazar, Şubat 28, 2010
Kültür Başkentinin Eserleri
2010 İstanbul Kültür Başkenti olması şerefine yıllardır süren restorasyonlar sona erip, tarihin önüne kurulan iskeleler bir bir kalkıyor.
Çemberlitaş'ı bugün gördüm tüm çıplaklığıyla...

Bir sonraki hedef Ayasoyfa.
Kubbesini gizleyen iskeleler törenle sökülmüştü, şimdiye kadar bir kaç kez Ayasofya'ya gitmiş olsam da kubbesini tam görememiştim. Gerçi şu an nasıl göründüğünden de çok emin değilim. Allah bilir bi yerden söküp öteki tarafa kurmuş da olabilirler ;)))
En büyük hayal kırıklığımı da Süleymaniye Camii diye diye gidip; ben başımı örtüp ayakkabılarımızı çıkarıp girdiğimiz yerde dar bir koridordan başka bir şey göremeyince yaşamıştım.
Hepsi bu kadar mı, nasıl yani dedik Yavuz'la birbirimize. Sonra tahta paravanların arkasında gerçek Süleymaniye'nin olduğunu anladık ama ne yazık ki onu keşfetmek için de biraz daha beklememiz gerekiyor.
Çemberlitaş'ı bugün gördüm tüm çıplaklığıyla...

Bir sonraki hedef Ayasoyfa.
Kubbesini gizleyen iskeleler törenle sökülmüştü, şimdiye kadar bir kaç kez Ayasofya'ya gitmiş olsam da kubbesini tam görememiştim. Gerçi şu an nasıl göründüğünden de çok emin değilim. Allah bilir bi yerden söküp öteki tarafa kurmuş da olabilirler ;)))
En büyük hayal kırıklığımı da Süleymaniye Camii diye diye gidip; ben başımı örtüp ayakkabılarımızı çıkarıp girdiğimiz yerde dar bir koridordan başka bir şey göremeyince yaşamıştım.
Hepsi bu kadar mı, nasıl yani dedik Yavuz'la birbirimize. Sonra tahta paravanların arkasında gerçek Süleymaniye'nin olduğunu anladık ama ne yazık ki onu keşfetmek için de biraz daha beklememiz gerekiyor.
Pazar, Haziran 21, 2009
Ayasofya
Ayasofya bildik Ayasofya. Bitmeyen tadilat bitmiyor. İskele kurulu alan aksine artmış gibi, iskeleden gezilecek yer yok nerdeyse.
Tavanlar daha çok yıpranmış.
Ayasofya'nın üst kat pencerelerinden ne göründüğünü merak ediyorsanız bu resme bakabilirsiniz.
Geçen gittiğimde fark etmemiştim. Meşhur dilek taşı. Diledik bakalım :)) hem de iki kez
Yağız'la benim enerjim birleşince gökkuşağı çıkıyormuş ortaya, bu resimde farkettik. Demeyi çok isterdim ama...
Akşam 5:30 sularında Sultanahmet ardından gelen güneş fıskiyeden gelen suyla çarpışınca gökkuşağı kaçınılmaz oluyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













