Cumartesi, Ağustos 27, 2022

Detox

 Bugün sosyal medya 0 ✌🏻

Son zamanlarda aldığım Oksijen gazetelerini okumaya fırsat bulamıyorum. 

Dün de taaa 4 Ağustos gazetesinin kalan sayfaları geçti elime

Ayşegül Çoruhlu’nun “Dopamin Zehirlenmesi“ yazısını okudum. Yazının tamamı için linki aşağıda. Benim dikkatimi çeken cümleler de onun altında.

https://gazeteoksijen.com/yazarlar/aysegul-coruhlu/yeni-cagin-hastaligi-dopamin-zehirlenmesi-158506

Hayata karşı bir keyifsizliğiniz mi var? Sizi mutlu etmek zorlaştı mı? Hiçbir şeye ilgi duymuyor musunuz? Hiçbir şey için motivasyonunuz yok mu? Kas ağrılarınız, uyku zorluğunuz, dikkat dağınıklığınız mı var? Aramıza hoş geldiniz. Yeni çağın hastalığına yakalandınız…

Sanıyorum ki sadece ben böyle hissediyorum ama böyle bir yazı gösteriyor ki, hepimiz aynı hissediyoruz.

Sosyal medyada geçirdiğimiz zaman sonucu edinimiz hiç bir şey 

Bir kaç yemek tarifi, bir iki egzersiz ya da gidilecek güzel bir yer atıyoruz kenara ama bunlara ulaşmak için saatlerce zaman harcadığımı ve sonrasında o zamanıma üzüldüğümü inkar edemiycem.

Birine bakıp çıkıcam diye açıp bıraktığınızda bir saat geçmiş olabiliyor.

Bugün bilinçli olarak ne twitter ne instagram 👍🏻

Bakalım faydasını görecek miyim?

Hayatımızda aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar beklemek doğamızdan olsa gerek, biz değişmeyelim ama mucizeler gelsin bize 🤗

Keşke gelse ama o zaman  da kıymetini bilemeyiz sanırım.

Ben de hayatımda bir şeyleri farklı yapmak üzere yola çıktım hatta bununla ilgili tuttuğum fiziki bir günlüğüm var yeni hayatımın 1.günü diye yazmaya başladığım o günden beri de gün gün yazıyorum.

Şu aralar 290’lar civarındayım. 

Bloguma yeniden yazmaya başlamak da bu yeni hayatımın önemli işlerinden biri.

Ve bir daha bırakmamayı diliyorum 🙏🏻

Bir de dikkat dağınıklığı var ki, en çok muzdarip olduğum konu bu 😩

Dinliyorum, üstelik bilinçli bir dinleme yapıyorum. Karşımdakinin anlattığını beynime daha sonra hatırlaman gerek bunu diye emir de veriyorum ama nafile. Hatırlayamıyorum.

Bırak karşımdakini kendi söylediğimi bile unutabiliyorum, insan başka bir şey olmasın diye de bir huzursuz olmuyor değil ama…

O kadar çok uyaran var ki etrafta, bir de multi tasking durumu var.

Sosyal medyada kaydırmalı hayatta birbirinden çok farklı peşi sıra gelen içerikler, beyinde bilgi kirliliği yaratıyor şüphesiz. Beyin de kendini korumak için bu bombardımandan, neyin önemli neyin önemsiz olduğuna bakmaksızın geçip gidiyor, kaydetmiyor.

Daha uzun süreli detoxlar ve eski zamanlardaki gibi gerçek faaliyetlerle beynimizi rehabilite etmek gerek sanırım. 🙄

Bugünkü yazımdan kendime güzel bir ders çıkarmış olmak da ayrı bir mutluluk.

Cuma, Ağustos 26, 2022

Okuma

Yazmanın kardeşi...

Okumayı seven yazmayı da sever bence

Yazmayı seven de okumayı...

Herkesin okuma ilgisi farklıdır...

Kimi tarih, kimi roman, aşk, polisiye, biyografi hepsi farklı

Benim seçkilerim de bunlar

Mimari ve sanat

Diğer yandan tatillik çitlemelik



Çarşamba, Ağustos 24, 2022

Hibrit

 Pandemiyle birlikte hayatımıza giren bir çalışma modeli için kullanıyorum bu tanımı.

Çoğunlukla elektrikli otomobiller için kullanılıyor.

Bizim için bu aralar  ayda 4 gün ofis onun dışında kalan günlerde uzaktan bağlantıyla çalışma demek.

Çoğunlukla evde stabil alanında çalışan biri olarak karşılıklı çalışmak için ofis dışında daha havadar ve eve yakın bir yerde çalışmayı deneyimledik bugün.

Oturdum Starbucks’ta çalıştım diyenlerin nasıl çalıştığını hissetmek istedim. 

Dışarda çalışırken en önemli şey yakında priz takacak bir yer. 9’dan önce açılan mekan.

Gölge ve ışık durumları da arkadan geliyor.

Fişekhane’de Komşu Kahve ve Cookshop laptopı fişe takabileceğin ve rahatça çalışabileceğin ortama sahip 2 mekan.

Cookshop’un daha ferah ve yeşillikli iç mekanı bu sıcak günde klimasıyla da bizi gayet rahat ettirdi.

Pazar, Ağustos 21, 2022

Candan Erçetin

Kaç yıl oldu konserine gitmeyeli?

En son hangi albümdü hatırlamıyorum o çok sevdiğim şarkıcıdan soğumuştum. 

Soğuma nedenim de şarkı içindeki derin nefes seslerinin beni rahatsız etmesi. Nefes alsa batıyor derler ya benim ki de biraz öyle oldu. Sanırım şarkı “kırık kalpler durağında”

19 Ağustos akşamı el mahkum gitmek zorunda kaldım. Pandemi nedeniyle 3 sene sonraki ilk Harbiye Açık Hava konseriydi.

Hakkını yiyemem sahnesi her zaman ki gibi çok iyiydi. 

Çoğunluk eski sevdiğim, bir çok duyguma eşlik eden eskide kalan şeyleri hatırlatan şarkılarıydı. Sözlerini hatırladığımın farkında bile olmadığım ama müzikle birlikte sözlerin dudaktan döküldüğü insan hafızasına hayran olduğum anlardı.

Ama kalabalıklar, insanlar artık tahammül etmekte zorlandığım şeyler. Açıkhavanın koltuklarının arasını tadilatta daraltmışlar mı, ben mi büyüdüm bu kadar dip dibe miydik daha önce de 😖

Yanımda oturan kadının bu nemde sıcakta açık bıraktığı saçlarının omzuma değmesi çok rahatsız ediciydi. Bi de istinasız her şarkıyı video kaydetmesi battı.

Yaşlanınca daha da fena olucam korkarım.

Diğer yandan konser sonraları yaşadığın taksi krizi nedeniyle nerdeyse yemin etmiştim konsere gitmemeye. bu konsere de gitmemek için direndiysem de Allah tarafından dönüş için bir araba gönderildi. Ama bu sefer de otoparktan çıkmak, trafikte ilerlemek kabustu. 

Konsere gitmeden 5 kez falan düşünmek lazım artık.




Pazar, Ağustos 14, 2022

Yeniden Yerebatan Sarnıcı

En son ne zaman gittiğimi hatırlamıyorum. Acaba karlı bir kış günü özel bir etkinlik için gitmiş olabilir miyim?

14 sene önce Yerebatan’dan…

İBB’nin restorasyonu sonrası yeniden görülmeye değer. 

Eskiden de kalabalık olurdu ama sosyal medya etkisiyle son günlerde daha da kalabalık olduğu haberlerini okuyoruz.

Rahat bir ziyaret için sabah 9’dan önce kapıda olmayı ve bileti online almanızı öneririm. Zira çok beklemeden 9:05’te içerdeydik. İlk giren olmanın etkisiyle kısa bir süre nispeten daha az insanla dolaşabiliyorsunuz.

Eskisi sökülüp yeniden yapılan yürüme yolunun suya daha yakın olması, güzel aydınlatması ve ışık oyunlarıyla harika görünüyor. Ayrıca sütunların arasına yerleştirilmiş heykeller de etkileyici.

Medusa başına bu kadar yakın olmak önceki halini hatırlayınca gerçekten güzel iş çıkarılmış. 

Tebrikler emeği geçen herkese.








Cuma, Ağustos 12, 2022

Foça'nın Taş Evleri ve Yakamoz

Yıllar önce Hande'cim yazmıştı bloguma Foça'yı... (Eylül 2007)

Eski Foça'dan Dönüş

Hande Foça'dan Gönderiyor

Tam 15 sene önce...

Haziran 2022'de bu sefer ben gittim Foça'ya

Hande'nin yazdıklarından çok farklı değil düşüncelerim. 

İnsanı sarıp sarmalayan hadi gel bundan sonra birlikte yaşayalım hissi veren huzurlu bir yer.

Taş evlerin güzelliği, sessizliği, tarihi dokusu ve rüzgarıyla hatırda kalıyor.

Foça Limanı'nın arka koyunda Karakum Plajı'nda Navali Otel'di konaklama mekanımız.

Netflix dizisi Yakamoz'a tam burda bağlıyoruz yazımızı.

Yakamoz'un ilk bölümündeki Kıvanç Tatlıtuğ'un Özge Özpirinçci ile konuşmaya geldiği yer. Bizim kaldığımız oda.

Odanın manzarası, keyifli dekorasyonunun görünmediği bir sahne ama odaya girerken "Yakamoz'un ilk bölümü bu odada çekildi" bilgisi paylaşılıyor.

Konaklamalarımda tercihim mutlaka deniz manzarası olur ki bu otelde de ne güzel ki, denize bakmayan oda yok :)

Sevimli, sıcak bir aile işletmesi. 

Bahçesi, plajın hemen arkasında olması nedeniyle denize 0, odaya 100 metre yürüme mesafesi kriterlerimi fazlasıyla karşılıyordu.

Denizi için aynı memnuniyete sahip değilim. Sürekli rüzgar olduğu için berrak bir deniz değildi, nedeni ise zamanında belediyenin buraya toprak dökmesiymiş :(

Tekne turları veya diğer koylar değerlendirilebilir bence.

Merkeze 15 dakikalık yürüme mesafesinde olması nedeniyle kalabalıktan ve sosyal mesafesizlikten uzak olmanın rahatlığını yaşayabiliyorsunuz.

Sokakları kaybolmak, taş evleri hayal kurmak için mükemmel

Gün batımı ise ayrı güzel.



Çok eskilere dayanan bir yerleşim yeri olması nedeniyle tarihe yakın olması da bana çekici gelen yönleri.

Balıkçıları, olmazsa olmaz kedileri, dondurmacısı ile sade bir yaz tatili için değerlendirilebilecek bir kasaba bence.

Gelelim fotoğraflara







Foça’da bir sabah yürüyüşü rotam



Salı, Ağustos 09, 2022

Seninle Başlamadı ve Zeytin Ağacı

Netflix'de son günlerde herkesin favorisi Zeytin Ağacı...

Sanırım ben kitap olarak okuduklarımı dizide sevmiyorum

Dizide gördüklerimi de kitap olarak okumak hiç istemedim.

Gülseren Budayıcıoğlu'nu iyi ki kitapları dizi olmadan okumuşum.

Seninle Başlamadı'yı da...

Zeytin Ağacı ben de aile dizilimine katılma arzusunu tetiklemedi.

Kitabı okuduğumda da...

Ama şu bir gerçek yaklaşık  2 sene önce o kitabı okurken hayatımda ilk defa bir kitaba yaptığım elime defterimi alıp okurken düşündürdüklerini, yorumlarımı yazdım.

Aile geçmişinden bildiklerimle birleştirdim bağladım, çözdüm.

Hatta hayatımda ilk defa yazdığım babalar günü mektubu da onun etkisiyledir.

Evet bazı konularda derin düşündürdü. Kendime yüklenmekten vazgeçtim.

İyi geldi.

Sonrasında Berber'le de konuştuk bu konuyu. Kitapla benim hayatımda birbirine bağladığım örgüleri.

Böyle şeyleri çok da abartmadan yaşamalı; amaaan bu bana travmalar bırakmıştır dediğimiz şeyleri köpürtmemeli. İnsan öyle bir varlık ki kendini sürekli yenileyen bulunduğu ortama uyum sağlayan. 

Ama bu tür inançlarla kendimizi haklı çıkarıp bir şeyi bir nedene bağladığımızda içimiz rahatlıyor belki daha olumlu düşünüp daha güzel şeyleri çekiyoruz hayatımıza.

Mesela ben o kitaptan çok etkilendim. Bir kaç kişiye de okuması için hediye ettim. Ama okuyamadılar, sıkıldılar :)

Herkes aynı değil.

Üzerinden 1,5 yıl geçti kitabı okuyalı o günkü etkisi kalmadı. Arada kendi defterime yazdıklarımı okuyordum ama onu da yapmadım yakında.

Demem o ki, bu tür şeyler bizi kısa süreli heyecanlandırıyor  havaya sokuyor ama her şeyi çabuk unutuyoruz. 

O kitapla birlikte bi de Boşluk Hissi vardı o dönem. Belki bir dizi de ondan çıkar. 

Arada ki yeşil de benim yazdıklarım.





Pazartesi, Ağustos 08, 2022

Geniş Özet


13 Eylül'de emeklilik provası demişim...

2 Mart'ta yöneticilerime 22 yıllık yolculuğumuzu sonlandırmak talebiyle gittim. Bazıları 10 dakikada kabul edip yeni yol haritasını planlarken; son sözü söyleyecek kişi kabul etmedi. Ben de kararlıydım, nedenlerimde haklıydım. Bir iki ay daha kararımı bekletmemi istedi. Acelem yoktu. Başka bir yerde çalışmak için değildi bu istifa; kendimi emekli edecektim.

2 Mart resmileştirmek için çıktığım yol 1Mayıs'ta aynı şirkette farklı bir bölümde, benzer ama farklı şeyler yapacağım yeni bir yolculuğa dönüştü.

Üstelik bu sefer eğitimini aldığım, bir zamanlar beni heyecanlandıran "Pazarlama"

22 yılın sonunda yeni bir patikaya geçtim. Yol mu bilmiyorum.

21 Aralık'ta bugün ölmem bi daha da gelmem demişim...

Zaman artık öyle hızlı akıyor ki 10 yılda yaşamadığımızı bir yılda, 1 yılda yaşamadığımız olmaz dediğimiz şeyleri 1 günde yaşıyoruz. Bu da zamanın bize oyunu belki de.

5 ay önce de oldu böyle şeyler.

Ama bu sefer ölenler oldu.

Temmuz  sonuna geldiğimizde olmaz dediğimiz oldu, gitmez dediğimiz gitti.

İş hayatında beklenmedik ayrılıklar da ölüme eş değer. Bir an var bir an sonra yok. Ayrılık zamanı başsağlığı dileklerinin kabulü gibi. Giden gidiyor, kalanlar neyi nasıl yürüteceğini düşünüyor. Mal paylaşımı yerini iş paylaşımına bırakıyor. Çünkü iş devam ediyor.

18 Nisan'da hikayeleştirme demişim ama sonrasında pek hikaye yazamamışım.

"Balkonda kalem kağıtla yazarken kısa süreliğine defteri balkonun kenarına kalemi de üzerine bırakarak kalktım. Esen rüzgar sayfayı havalandırıp kalemi 5. kattan aşağı attı :) Aşağı inip kalemi aldım ve yazmaya  devam ediyorum"

Günler gelip geçerken kod adı "Berber"le yine bir yolculuğa çıktık. Bu sefer bir kaç ayda yoluna koyduk beni. Fakat yolculuğun yan etkileri de olmadı değil, hayatımda ilk kez çok kısa bir dönem bile olsa 60 kiloyu gördüm. Neyse ki büyük bir bölümünü attık. Son  1-2 kiloyu da haftada 3 gün pilates (ağırlaştırılmış) ve kalori açığı yaratan proteinli beslenme ile halledicem.

Pazarlama kitaplarını da geçen Ağustos'ta almışım. Demek ki hayat aslında bizi gideceğimiz yöne doğru hazırlıyor. Biz fark etmiyoruz.

Kitapları aldım almasına da hakkını verebildim mi dersen. Iıı ıııhh

Elime almadım da değil bazı bölümlerini okudum. Ama hayal ettiğim coşkuyu yaşayamadım henüz.

Yapı Endüstri Merkezi (YEM)'in kitaplarını bilen bilir. Ben de nedense mimariye, aslında mimari yapılardaki bileşenlerin nedenini, niçinine merak olduğum için teknik dille yazılmayan kitaplarını severim.



Sanatı da anlamaya çalışırım bir resimdeki alt hikayeyi, eserdeki ipuçlarından ressamı anlamayı isterim. Lisede sanat tarihi dersini okulda seven tek kişi ben olabilirim. Hala ders kitabını saklarım, dersin notlarını tuttuğum ve asla kaybetmek istemediğim defterimi o dersten kalan arkadaşıma verip bir daha geri alamamak da içimi acıtan başka bir hikayedir. Sanat tarihi kitabının yazarı Oktay Aslanapa'ydı sanırım, lisedeki hocamız da Sevil Balaban.

Bugün de o kitaplardan Sanat 101'i okumaya başladım.

Sanatçıları anlatırken bahsettiği eserlerini görmek ve okuduklarımı hafızama yerleştirebilmek için bir yandan da google'a soruyorum.



Rene Magritte'yi okurken gördüğüm Donakalmış Zaman tablosu; bana yıllar önce etkilendiğim sonra bloguma yazıp bir blog okuyucum tarafından Dominique Appai'nın "Trous De La Memories" Hafızanın Boşlukları isimli eseri olduğunu öğrendiğim tabloyu hatırlattı.

Blogumun en güzel yanı, onun da benim hafızam oluşu. Hatırlamakta zorlandığım şeyleri dönüp ona sorduğumda orda bulmak çok güzel. Ama son yıllarım kayıp ne yazık ki.

Yani odur ki yine bir Ağustos ve ben yine yazıyorum. Gerçekten bu ay benim bloguma dönüş, yeni kararlar alma zamanımdır. Blogumla ilgili hayallerimi hatırladığım zamandır.

Hayırlısı bakalım bu senenin kısmetinden ne çıkar?

7 Ağustos 2022 20:00



Perşembe, Haziran 16, 2022

Foça Gece Günlüğü

 Eski Foça’da taş bir otelde Karakum plajına bakan odamın balkonundayım.

Arada bir şiddetlenen rüzgar ağaçların, bahçedeki şemsiyeleri dile getiriyor ve denizin dalga sesini arttırıcı bir etki yapıyor.

Şu an rüzgar hafif ama bayrak direğinde dalgalanan bayrağın metal çarpma sesi geliyordu o da kesildi yazarken

Şu an benden başka hiç kimse yokmuş gibi

Bu anı boşa harcamamak için içeri girip yatamıyorum.

Şükrediyorum 🙏🏻

Hiç kimse yok etrafta doğadaki seslerden başka bir şey yok diyeceğim ama sanırım sokak lambalarının o tarifleyemediğim ama bildiğim sesi var.


Sabah 5:30’ta yola çıktık. Susurluk’ta tescilli Düzdağ tostunu yiyip yolumuza devam ettik. Ben biraz pratik yaptıktan sonra direksiyona geçmeyi düşünüyordum ama Ali hemen verdi. 2 saate yakın ben kullandım ✌️


Otel çok güzel. Odası ferah, mobilyaları, dekorasyonu, fiş çokluğuyla beni çok memnun etti. Merkezden uzak bir koyda olması sakinlik sağlıyor, tabi okulların da henüz tatil olmayışı. Hatta burdaki okulun 8. Sınıf mezuniyeti önümüzdeki plajın restoranında yapılınca buradaki yaşamı hissettim. Burası tatil yöresinden çok kasaba havasında. Otelin hemen önü deniz, halk plajı ama otel minder ve  havlularımızı oraya servis edecek kadar düşünceli. 

Merkezine doğru gidip yemek yedik. Foça Marina restoran. Hem fiyat hem hizmet çok iyiydi. Beş Kapılar Kalesi’nin oraya da gittik ama oranın curcunasını sevmedik.

Gündüz gözüyle görmedim ama arabayla giderken gördüğüm evler, bozulmamış sokaklar sevimli geldi.

Hayal bu ya taş ev  bakıyorum sahibinden 😂


Ama ben bu sessizliği bırakıp içeri girmek istemiyorum ki 😔


Batı’ya bakan odamızın diğer penceresi de doğuya bakıyor. Ordan da ay doğdu. 🌞🌝

Şükür çook şükür 🙏🏻

Pazartesi, Nisan 18, 2022

Hikayeleştirme

 Son zamanlarda hikayeleştirme, yazma, içerik üretme ile ilgili eğitimler var hayatımda…

Aslında akademi eğitmenliğine yeniden başlamam bu eğitinlerin nedeni 

Ama benim de merakım ve ilgim olduğu için gıdıklıyor beni…

Yazmak için okuduğun ya da gördüğün bir şeylerin seni dürtmesi lazım. 

İlk blog yazmaya başladığım yıllardan bugüne düşen içerik üretimim instagramla azaldı derken artık instagram paylaşımım da azaldı.

İnstagram zaten yazı içeriği olarak değil görsele hizmet eden bir mecra olduğu için yazı alanını geliştirmeye çok imkan tanımadı. Biraz daha köreldim.

Diğer yandan yaşam kalitesi yoğun iş temposu nedeni ile sadece iş odaklı olunca, seyahatlerde boş vakitlerde bile o yoğun tempoya ara vermişken geri döneceğin yerdeki yoğunluğun suçluluk duygusu ile rahatlayamamak…

Hatta bugün bunun bi ismi olduğunu gördüm ama şu an bulamadım :(

Uzun lafın kısası gördüğün ilgini çeken şeylerden yazmak için kısa notlar al sonra yazıya çevir

Salı, Aralık 21, 2021

Bugün Ölmem Bi Daha Da Gelmem

 Böyle bir ekonomik felaketi daha önce yaşamış mıydık bilmiyorum ama bugün gerçekten yatırımcılar için çok zordu. Bizim içinse çok daha zordu.


Pazartesi, Eylül 13, 2021

Emeklilik Provası

 Bu seneki 2 haftalk blok iznimi emeklilik provası yapmaya karar verdim kendime.

Resmi olarak çalışmadığım ilk gün gittiğim endokronoloğun mükemmel çıkan kan değerlerime karşı şikayetlerime; kafanı boşalt iyice dinlen demesi emeklilik planlarımın ne kadar yerinde olduğunu gösterdi.

İlk tatil günümde kendime verdiğimm bir saatlik soluk…

Zeytinburnu’nda deniz kıyısındaki parka küçük bir örtü ve kitabımla gittim. Neyse ki sakindi. Uygun bir ağaç gölgesine örtümü serip ayakkabılarımı çıkartıp oturdum. Bazen denizi seyrettim, bazen kitap okudum.  Biraz öteme gelip oturan 3 gencin gitar çalıp şarkı söylemesi günün bonusu oldu.

Sahillerimizde Kuzey Avrupa’da görüp özendiğimiz sahneleri yok diye hayıflanmak yerine biz yaratırsak değiştirebiliriz belki de bir şeyleri.

Kitabım, müziğim, manzaram ve ben…

Pazartesi, Ağustos 30, 2021

Netta

 Teknoloji ile ilgili işlerde başı sıkışınca bana müracaat eden birinin bana taktığı isim.

Netta, diye başlıyorsa cümleye yetiş bacımın teknolojik olanına ihtiyaç vardır demektir.

Blog yazmada ki tembelliğim, isteksizliğim, enerji düşüklüğüm zihinsel bir takım mevzulardan olduğu kadar rahat bir yazma ortamı cihazı bulamamakla da ilgiliydi.

İnstagram blogların en büyük katilidir, sözünü sanırım herkes destekler.

Elimizdeki telefon çok büyük bir zamanımızı aldığı ve buna karşın uzun yazılar yazmak için pek ergonomil olmadığından hep yazılar ötelendi. Beynin odacıklarında bir iki tur atıp, yazıya kal denmediği için çekip giden düşünceler uzay boşluğunda yok olup gitti.

Şimdi kim açıcak bilgisayarı, kalem kağıt güzel de ışık lazım, yazacak yer lazım derken al sana bir bahane daha.

Bu işin tek yolu vardı. Telefonu seri bir yazım aracına dönüştürmek.

Yani bluetoothlu bir klavye 😉

Klavye geldi uyumlandı ancak türkçe karakterlerin yerine başka karakterler çıkıyor. :(

google’a sordum kimse bu konuda bir çözüm yazmamış halbuki neyi sorsan bilir.

Ve Netta kimliğim olaya el atıp çözdü. Telefonun klavyeler bölümü, donanım klavyelerden birinde şansını denedi ve artık mükemmel türkçemle yazabiliyorum.

Ve bunun şerefine bir günde 3 yazı yazmışsam…

Kendimi tebrik ediyorum



Pazarlamaya Dönüş

 Yıllar sonra ilk kez pazarlama kitapları aldım. 

21 sene önce pazarlama beni çok heyecanlandıran, ilgili şeyleri okumaktan çok keyif alan bir insandım.

Yani 2000’ler

Sonraki bir kaç yıl daha heyecan ve ilgim devam etti, hala blogumun ilk yıllarında pazarlama yorumlarım, dikkatimi çeken iletişimler pek çok yazımın konusu olmuştur.

Pazarlama trendleri, yenilikler neler takipteydim.

Ve sonra iş yoğunluğu denen öğütücü göz diktiyse hayatınıza sevdiğiniz, ilgi duyduğunuz ne varsa öğütmeden rahat etmez.

Etti.

Benim hayatımın içine etti.

Proje üret ama yarım günün var, kampanya bulalım ama sabah kadar düşün. Her şey yalap şap hiç bir şeyi anlamadan sindirmeden.

Pazarlama mezunuyum diye kendimi düşünürken bir kaç ay önce Anadolu Üniversitesi’nin pazarlama ders notlarına baktığımda benim öğrendiğim pazarlamanın temel prensipleri dışında her şeyin artık ne kadar yabancısı olduğunu gördüm.

Evet pazarlama mezunuyum. Dijital kanallar müdürüyüm ama gel gör ki yeni pazarlama araçları, yöntemlerine yetişememişim.

Emekliliğime 7 yıl kalmış şunun şurasında yuvarlanır giderim  demek karakterime ters.

Çok şükür ki yıllar pek çok konuda heyecanımı ve tutkumu yok etmişse de hala kendimi harekete geçirecek işsel gücüme bir şey yapamamış.

İş ve özel hayatımızı mart 2020’den beri tepe taklak eden pandemide hiç kitap siparişi vermediğimi DR’da ev adresimin kayıtlı olmadığını görünce anladım.

İki kitapla pazarlamaya dönüyorum. 😃 

Bekleyin beni 😉 

Tabi Philip Kotler’ın hala hayatta olması ve bu kitabı yazıyor olması bana ilginç gelse de, pazarlamada değişmeyen tek şey Philip Kotler’dır diye iğrenç bir espri yapmaktan da kendimi alamayacağım :) 

Dostluk

Lisedeki edebiyat öğretmenimiz Hilmi Serim adında yaşlı ancak o yaşına rağmen bembeyaz saçları, mavi gözleri, heybetli cüssesi ve dimdik yürüyüşüyle hala yakışıklı diye tarif edilebilecek nezaketi ve üslubuyla tam bir İstanbul beyefendisi olduğunu belli eden bir adamdı.

Derslerimizin birinde -gönül ne kahve ister ne kahvehane, gönül dost ister kahve bahane- demişti.

Bu arada davudi sesi ve mükemmel türkçesinden bahsetmeden de geçmeyeyim.

Şu an bile o söz onun sesinden kulağımda.

Nerdeyse tarih öncesine giderek giriş yaptığım, uzun bir aradan sonra keyfime yazdığım bu yazıma dün akşam birlikte olduğum 16 yıllık arkadaşım, dostum, kardeşim sebep oldu.

Pandemi hepimizi öyle bir ayrı düşürdü ki…
Bir de bizim gibi mesainin dibine vuranlar, birlikte aynı kaderi paylaşıyorsa iş dışı bir zamanı paylaşmak, telefonda bile olsa iş dışında bir şeyi paylaşmak imkanız hale geldi.

İşte biz 2 yıl üstüne dün gece dostluğumuza kadeh kaldırdık.

İçimize gömdüklerimizi, kendimizden saklayıp dile getirmediklerimizi diğeri çat çat söyledi.

Evet, her kelimesi doğruydu.

Hayır senin niyetinde yok, yoktu. Onunla olursayaydı niyetin.

Vazgeçip bırakamadığın şeylerin yerine en kolay herkese açıklayabileceğin, hele de bu dönemde herkesin şikayet ettiğini bırakıp gitmek en kolayına gelen.

Onu bırakıp gitsen de huzur bulamayacaksın.

Bir kez daha anlıyorum ki, herkes kendi hapishanesini yaratıp  orda yaşamaya mahkum ediyor kendini.

Liseden başlayıp, dostlukla devam eden ve hapishaneyle biten  karmaşık notlarım da durumu sanırım yeterince ortaya koyuyor.


Çarşamba, Temmuz 28, 2021

Cırcır Böcekleri

 Aslında Siirt’in Sırları belgeselini izleyecektim.

Ama gecenin sessizliğinde cırcır böceğini andıran duyduğumuzda yaz ve yeşillikle hafızamızda eşleşen böceğin sesini biraz daha duyabilmek için açmadım.

Onun yerine bir astroloğun 2009 Eylül sonrası yaşadıklarınıza bakın yorumuyla 2009 Eylül ve sonrası blogumu okumaya başladım.

Sonra yazmaya

İnşallah devam ederim


Yazabilsem Yeniden

 Ben yazmayı çok özledim

Ama bir yandan da bir türlü başlanamayan rejimler gibi bi türlü başlayamıyorum

Arada defterlerime yazıyorum ama bu bloga değil

İnsan kalbi durunca mı ölür?

Yoksa kendiyle bağlantıyı koparttığında mı?

Dönüp şöyle bir tarihçeme baktığımda artan, sonra azalan ve en sonunda duran bir yazma grafiğim var

Ben öldüm mü?

16 sene aynı istikrarda yazmak elbetteki kolay değil

Ama bu kadar da boşlamak olacak iş değil

Bugünden geçmişe baktığımda

Cesaretimi kaybetmişim

Korkak, ürkek, hesapçı olmuşum

Hesapçı derken okuyanın ne düşüneceğini yorum yapacağına hüküm verip kendime saklamayı tercih etmişim

Ben diye bir şey pek kalmamış

Tıpkı hayatımız son yıllarda giren hızlı içerik tüketim mecraları gibi fikirlerim hissettiklerim yazıya dönüşemeden timeline’ımdan akıp gitmiş

Hiç bir şey içime değmemiş

Değse de yazıya dönüşememiş

Ama en acısı da

12 yıl önce yazdığım “Boş” bir yazının bugün her kelimesini bire bir yaşıyor olmak nasıl yerimde saydığımın acı bir göstergesi

Nasıl risk almaktan kaçındığımı

Beni köle eden sistemin sunduğu yapay dünyada kalmak için hiç bir şey yapmadığımı görüyorum

Büyümek sorumlulukları da beraberinde getiriyor şüphesiz ama kendi ruhundan vazgeçmeden de yapabilmeli insan

Öğrenilmiş çaresizlik yerine cesur adımlar atmalı


Salı, Şubat 09, 2021

Oksijen

 Garip zamanlardan geçiyoruz

Anlamsızca, hiç bir şey yapmadan bitmesini beklediğimiz

Ama ne zaman biteceğini bilmediğimiz

O bi şeyi bekliyoruz

Yine çalışmaktan hiç bir şeye vaktim kalmadığından bahsetmeyeceğim

Biraz geriden de olsa 2 saat kesintisiz oturup bir gazeteyi okumak, nerdeyse her satırına kadar

Benim için zor, bu zamanlar için zor, bu kadar uyaran varken çok zor

Çocukken dedemlerin, babamın saatlerce o resimsiz gazetede ne okuduğunu anlamazdım çok sıkıcı gelirdi. Şimdi onlar gibi oldum 😁

Dergileri bile sayfalarını hızlı hızlı geçip en fazla 20 dakkada bitiren ben

Sosyal medyadan hiç bahsetmiyorum bile

Ama şu haftalık yayınlanan Oksijen Gazetesi beni 2 saat bir köşede sessizce oturup okutacak kadar iyi geliyor.

Bi de sakin germeyen Virgin River dizisi...

Sanırım öyle bir kasabada sakin sakin kasaba dedikodusu yapmak istiyorum

Buralardan kaçıp gitmek istiyorum

Çarşamba, Ocak 06, 2021

Hayal


2021’in ilk kitabı

Ablamın aldığı kargodan çıkan var mı bana göre okuyacak bir şeyin dediğimde elime gelen

Ayşe Kulin - Hayal

İlk sayfayı açıyorum Everest- 1977

Doğum yılım ❤️

Everest yayınevinin 1977’nci eseriymiş

Kitabın adı Hayal

Yazdıklarını bastırmak isteyen yazar olmak isteyen Ayşe Kulin’in hayatı

Ne kadar çok işaret var sanki bana

Ve ilk çizim 😂 

gerçekten yapmak istediğim