Cuma, Haziran 21, 2019

Doğu Anadolu - Kemaliye ve Diğerleri

Yazmak...

Her geziden sonra üşensem de daha sonra okuyup hatırlamak için çok güzel bir yol.

Üşensem de taze taze yeniyken hatıralarım, yazmaya zorluyorum kendimi. "Born to Travel" defterim bittiğinden yazdığım bloknot çok zevk vermese de yazıcam.

Yazmalıyım :)

Şubat ayının ilk günlerinde bir cuma akşamı sinema öncesi kahvemizi içerken gelen bir mesajla başlayan bir hikaye bu...

21-23 Haziran Kemaliye'ye gidiyoruz, gelir misin?

Gelirim.

Daha aylar var :)

Pazartesi, "uçak biletlerini aldım"la ciddiye binen.

Evet, hala aylar vardı :)

Yerel seçimler oldu 31 Mart'ta

Ama İstanbul'un yeni patronu bir türlü belirlenemiyordu :(

Ve 6 Mayıs'da seçimlerin 23 Haziran'da tekrarlanacağı haberi geldi.

Hadiiiiiii...

İstanbul'a hakkını vermek, vatandaşlık görevimizi yerine getirmek üzere seyahat tarihini değiştirmeye karar verildi.

Olsun,

Her şey daha güzel bir İstanbul için

Yeni tarih 8-10 Haziran için ilave maliyete katlanarak biletlerimizi değiştirdik

Bayramın bittiği hafta sonu cumartesinin ilk ışıklarıyla Elazığ'a uçuyoruz.

Harput Mahallesi'ndeki kahvaltının ardından Arap Baba Türbesi ve Cami, Kurşunlu Cami ve Harput Ulu Cami'yi ziyaret ettikten sonra Erzincan'a geçtik.

Doğrusu Elazığ pek heyecanlandırmadı beni.

Ama yine de şehirden aklımda kalanlar...

Selçuklular dönemine ait Harput Ulu Cami iç mekandaki kemerli yapısı, zamanında ortasının açık olduğunu düşündüğüm şimdilerde ondülün çatı ile kapatılmış iç avlusu ve Pisa Kulesi'nden daha eğik olan minaresiyle tarihe damga vurmuş önemli bir yapı.



Nuray'ın gözünden ;)
Her ne kadar minaresi restorasyon nedeniyle sargıya alınmış olsa da eğim belli oluyor gibi.

Minberi ise az ötedeki Kurşunlu Cami'deydi, onu da gördük :)

Minberi orda cami burda, neden?

Restorasyon sırasında Kurşunlu Cami'ye taşınmış ve orda bırakılmış.

Arap Baba Türbesi ise özel bir işlem uygulanmamış olmasına rağmen çürümeden bugünlere gelmiş Arap Baba bedeni ile ünlü. Bir kaç yıl öncesine kadar beden açık olarak görünürken, şimdilerde sergilenmesi uygun olmadığı düşünüldüğünden bezlere sarılmış. Ama yeşil bezin dışından kemik formunu fark edebiliyorsunuz. (Youtube'da 2017 yılına ait açık görüntülere ulaşabiliyorsunuz)

Biraz serinlemek niyetiyle gittiğimiz Çırçır mesire alanı ise etraftaki kötü koku nedeniyle (balıklar, balık yemleri veya etrafta ölmüş başka bir canlı nedeniyle) kaçarak uzaklaştığımız  ve hatırlamak istemediğimiz bir yer oldu.

Elazığ deyince ilk-orta okuldan coğrafya derslerinde tanıştığımız Keban Barajı geliyor insanın aklına...

Ordaydım :)

Ve gün gelip de kendisini gördüğümüz gün; 15 yıl üzerine ilk kez yüksek su seviyesi nedeniyle baraj kapaklarının açıldığı çağlayarak suların aktığı bir dönem olması gerçekten büyük bir şans olsa gerek.


8 Haziran 2019

Elazığ'dan Erzincan'a Fırat boyunca, sarp kayalık arazide keskin virajlarda yol alırken yeşillikler içerisindeki köyler olağanüstü bir görüntü oluşturuyor. Recep Yazıcıoğlu'nun yapımı için büyük çaba harcadığı; Ayşe Kulin'in Köprü romanını döndükten sonra okuyup daha da bir anlam kazanan Vali Recep Yazıcıoğlu Köprüsü'nü de görüyoruz.


Başpınar Katliamı'nın acı gerçeği, Keban Barajı ile sular altında kalan eski köprü; yeni köprü yapılabilmesi için imkansızı imkanlı kılmanın mücadelesi, bölge insanının zor yaşamı.

Düşündükçe daha da derinden etkiliyor insanı.

Kemaliye'nin bir kaç köyüne yaptığımız ziyaretlerde gördüklerimiz hem şaşkınlık, hem hayranlık yaratıyor.

Anadolu ile ilk tanışmam aslında.

Yeşilyurt Köyü,

Bu köydeki ahşap işçiliği ile ünlü cami. O kadar korumasız ve yalnız ki. Ama bir o kadar da güzel ve eşsiz .



Yöreye özgü evler, nem ve rutubetten korunmak için bedeni oluklu  saçla kaplı, tahta panjurlu, yığma taş duvar üzerinde yükselen 2-3 katlı yapılar.


Ocak Köyü,

Hıdır Abdal Sultan tarafından kurulan alevi köyünde verdiğimiz molada yediğimiz reyhanlı dondurmayı ve içtiğimiz reyhan şerbeti sıcak havada çok iyi geldi.

Reyhan-Limon

Gece 2:30'da başlayan 8 Haziran artık fazla uzamaya başlamıştı ki, konaklayacağımız Kemaliye'deki Eğin Konağı Butik Otel'e ulaştık.

Dar sokakları, sokakları dikine kesen iki küçük şelalesini geçip şirin otelimize varmak günün en keyifli anıydı.

Aile yadigarı konaklarını büyük bir özveriyle yaşanmışlığını bozmadan, konuklarını da o yaşama dahil edecek şekilde düzenleyen Etem bey ve ailesine hayran olmamak mümkün değil.


Benim kısmetim "Kahvelik" odasıydı. Kahve mangalının odanın baş köşesinde olduğu...

Nuray'ın gözünden ;)

Arkadaşlarımın odası ise ortak avluyu paylaştığımız "Selamlık" odasıydı. Dışarıdan giriş için ayrı bir kapısı, konağın diğer bölümlerine geçmek için başka bir kapısı olan bu bölüm konağın bize özel alanı gibiydi.


Her bir oda kendi karakteristiğinde eski kullanımına sadık kalarak misafirlerini ağırlıyor. Yöre evlerinde yüklük olarak kullanılan bölüm eskiden de banyo olarak kullanılırmış. (Nuri Demirağ Konağı'nda da bu bölümün üst taraflarının kafes yapısı ile örtüldüğü ve buraya konan meyvaların  kokusunun buharlaşma ile eve yayılması sağlandığını anlattılar). Eğin Konağı'nda da bu yüklükler modern bir banyo olarak döşenmiş ve son derece kullanışlı.



Kemaliye'de konakladığımız (Kemaliye merkezi) kısmından unutmayacaklarım...

Sokak aralarında evlerin önündeki kanallardan akan sular (Kadı Gölü'nden gelen iki şelale dışında), adım başı suyunu içebildiğimiz çeşmeler, dut ağaçları, ıhlamur kokusu, üst katları ahşapla kaplanmış yığma taş üzerine yükselen evler, çift tokmaklı güzel kapılar. Bu arada çift tokmağın nedeni gelen kişinin yakınlığı hakkında fikir sahibi olup kapıyı ona göre örtünüp açmakmış.




İlk akşam yemek yediğimiz Kadı Sofrası'nda masaya bırakılan bakır sürahiyi boşaldığında avludaki akan çeşmeden buz gibi suyla doldurmak çocukca bir neşe veriyor insana. :)


Geceleyin sokaklarında dolaştığımız ilçede özellikle sokak lambalarının olmadığı karanlık noktalarda gökyüzündeki yıldızlar gerçekten büyüleyiciydi. Bir de dişi ateş böceğiyle karşılaşmamız gecenin sürprizi oldu. Tırtıl gibi bi canlının kuyruğunun son boğumundaki florasanlı ışık önce yeni bir tür keşfettik heyecanı yaratırken, google dişi ateş böceklerinin kanatsız ve böyle görünebileceğini söyledi.

Aynı gece milli takımın geçen senenin Dünya Kupası şampiyonu Fransa'yı 2-0 yenmesi de güzel bir anı olarak bu satırlarda yerini almalı.

22 saatlik bir günün ertesinde 5:30'ta uyanmak temiz hava ve huzurun sonucu olabilirdi ancak :)

Penceremden görünen kayalık yamaçları aydınlatan güneş, kuş sesleri, bayıltan ıhlamur kokusu, ağacı gagalayan ağaçkakan'ın sevimli gürültüsü, kuş sesleri...


Kocaman bir ceviz ağacı altında sevdiklerimle mükellef  bir sabah kahvaltısı...



Daha ne isteyebilirim ki?

2. günün rotası..

150 yıllık bir başka imkansızlığın öyküsü...


Kayaların önce insan gücüyle oyulması ile başlanan "Taş Yolu" yine vali Yazıcıoğlu'nun çabasıyla tamamlanmış. Bildiğin geçit vermez kayaları kazma kürekle delerek başlayan santim santim ilerleyen yol.

Dünya'nın ikinci büyük kanyonu olan Karasu nehrindeki Karanlık Kanyonu'nda tekne gezisi...


Tur arkadaşlarımızdan birinin doğum günü olması sebebiyle nehrin ortasındaki şampanyalı kutlama, kanyonun sessizliğini dinlediğimiz dakikalar, devamında ki dakikalarda dinlediğimiz bir Eğin  bir de Fırat türküsü, Fırat'ın soğuk suyuna dokunmak müthişti. İçimizde tek kalan gece yıldızlar altında Karanlık Kanyonu turu yapmak.


Şırzi Köprüsü yakınlarındaki zipline'a heves ederseniz, 20 TL karşılığı yapabilirsiniz. Benim gibi yapmak istemezseniz oradaki cafede manzaraya karşı kahve içmenizi tavsiye ederim.

Bu arada ben ürktüğüm için zipline yapmıyorum ama tanıştığım ufak tefek bir kişi 55 kilo olması nedeniyle ipin ortasında asılı kaldığını söylemesi, ne kadar haklı olduğumu gösterdi :) 50 kilo ile hiç şansım yoktu.

Erzincan'lı biyoloji profesörü Ali Demirsoy'un kurduğu Doğa Tarihi Müzesi, müzede sergilenen türler, Türkiye'ye hediye edilen fil Mohini'nin iskeleti, Ali Hoca'nın doğduğu Yuva köyüne ziyaretimiz, 3 gözlü çeşme, dev ıhlamur ağacı ve dutlar...



İlkokuldan hatırladığım "Orda bir köy var uzakta" şiirinin şairi Ahmet Kutsi Tecer'in köyü Apçağa...

Korunmuş evleri, misafirperver halkıyla sevimli bir kasaba

Köy halkından 91 yaşındaki bir amcanın ısrarla bizi bahçesine götürüp dut ağaçlarına salması; babasının ruhuna, hayrına "yiyin, daha çok yiyin, boş durmayın yiyin" ısrarlarıyla unutulmayacak bir karakterdi.

Ahmet Kutsi Tecer Caddesi var Apçağa'da; aynı isimli bir caddede Merter'de var. Köydeki çöp kovası ve bankların Merter'in bağlı olduğu Güngören Belediyesi'ne ait olması da hoş bir detaydı.



Üçüncü ve son gün Sivas'a doğru uzun yolumuz  boyunca uçsuz bucaksız arazide plato gibi ilk defa gerçeğini gördüğüm yer şekillerini, alıştığımın aksine ormansız doğayı incelemek keyifliydi.

Kemaliye'den Sivas-Divriği yoluna bağlanırken Bağıştaş Köyü'ne uğrayıp Türkiye'nin ilk asma köprüsünü ve meşhur Doğu Expresi'nin geçtiği Bağıştaş İstasyonu'nu görüp, tren gelmeden rayların üzerinde poz vermek çok heyecanlıydı.



Kangal'da köpek çiftliği ziyareti ile 130-150 kiloluk devasa ama sevilmek için kafasını tellere dayayarak şekilden şekile giren sevgi dolu kangallarla tanıştık. Çiftinin 3 bin TL olduğu ve şu an sırada 150 tane bekleyen olduğunu öğrendik.

Sivas Divriği Ulu Cami ve Şifahanesi...

Unesco Kültür Mirası listesine girmiş, 800 yıllık Selçuklu yapısı gerçekten büyüleyiciydi.

Restorasyonda olması nedeniyle sadece dışarıdan 3 kapısını görebildik. Ama her bir kapı öyle muhteşem, öyle işçilikli, öyle bezemeli ki; her bir kapıyı incelemek anlamak  aylar sürer.

İçine giremesek de gördüğümüz, resim ve kaynaklardan içerisinin de ayrı bir hazine olduğu tartışılmaz. Aşağıdaki linki tıklayarak mutlaka görmenizi tavsiye ederim.

http://www.divrigiulucamii.com/sanaltur/divrigitour/

Sivas merkeze geldiğimizde çok fazla zamanımız kalmamıştı. Sivas Kongresi'nin yapıldığı lise binasını ziyaretimiz ve ardından Sivas'ın meşhur dönercisinde ki yemekle sona erdi.

3 gün boyunca günlük güneşlik gerçekleştirdiğimiz tur, havaalanı yolunda gök gürültülü, sağnakla kapanış yapması da bu seyahatin başka bir güzelliğiydi.

Şu an bu notları yazabiliyorsam, hiç aklımda yokken bu yolculuğa sebep olana, sevgili rehberimiz Nuray'ın verdiği değerli bilgilere, keyifli tur programına, sürpriz zamanlamasına, güzel havaya, eğlenceli ve uyumlu tur arkadaşlarıma teşekkür etmemek olmaz.

16 Haziran 2019

Perşembe, Nisan 18, 2019

Budapeşte Devamı...


Budapeşte'nin en etkileyici yapısı Parlamento Binası...

Londra’nın Parlamento Binası'ndan ilham alarak tasarlanan Macar Parlamento Binası 1902 yılında tamamlanmış.

268 m uzunluğunda, 123 m genişliğinde ve 96 m yüksekliğinde bulunan Macaristan Parlamentosu, ülkenin en büyük binası, Budapeşte'nin en yüksek ve dünyanın üçüncü büyük parlamento binasıdır. Büyük duvarların içinde 691 oda, 10 avlu ve 21 km merdiven bulunuyor. Süslemelerinde  40 kg altın kulanılmış..

Odalarda yer alan deliklerle hava dolaşımının sağlandığı binada yaz kış ısı böylelikle 20 derecede tutulabiliyormuş.

Müze olarak da oldukça ilgi çeken ve gezilebilen yapıya AB vatandaşları 160 TL'ye ziyaret ederken AB dışındakiler için ücret 260 TL.



Çarşı pazar görelim derseniz Büyük Market (Central Market Hall)


Küçük pazarcı dükkanlarıyla iştah açan rengarenk sebze meyve tezgahlarıyla, üst kattaki hediyelik, el işi mağazalarıyla mutlaka görülmesi gereken bir yer. Bu yazı için yaptığım araştırmalar sırasında doğum günümüzün aynı olduğunu öğrendim ama yaş farkımız bir hayli. 15 Şubat 1897'de açılmış.


Yerel Macar ürünleri ve özellikle demet demet paprikalarla (paprika dediğimiz de bizim bildiğin minik kırmızı acı biber) son derece cezbedici


Gellert Tepesi'nin Özgürlük Köprüsü ayağında Gellert Oteli, kaplıcaları ve kayalık tepenin içine oyulmuş gizemli bir kilise var.


Son olarak da hem denizde hem karada giden bir otobüsle şehri gezme seçeneğiniz olduğu bilgisini de paylaşıp Budapeşte notlarımı sona erdiyorum.

Hem karada hem de suda gidebilecek şekilde dizayn edilen bu otobüslerle ilginç bir deneyim yaşayabilirsiniz.  http://riverride.com/


Bir sonraki seyahat notlarında görüşmek üzere


Pazartesi, Nisan 15, 2019

Budapeşte-Macaristan

9-11 Mart 2019_Budapeşte
Özgürlük (Liberty Köprüsü), arkasında Palmiye Tutan Özgürlük Heykeli ve Gellert Tepesi
Gecesi gündüzünden güzel şehir olarak tarif edilen, Tuna Nehri'nin ayırdığı Buda ve Peşte'yi birbirine bağlayan köprüleri ve gösterişli gotik, romanesk binalarıyla bu sözün hakkını veren sevimli bir yer Budapeşte.

Bu yüzden de gündüz gördüğünüz pek çok şeye bir de gece ziyareti yapmayı planlarınıza eklemek kaçınılmaz oluyor.

Zincirli Köprü, Elisabeth Köprüsü, Özgürlük Köprüsü

Özgürlük Köprüsü
Zincirli Köprü ve Buda Kalesi
Elisabeth Köprüsü

En gösterişli ve gezip görülecek yerlere yürüyerek ulaşımı sağlayan noktalarda konumlanmışlar.

Bir gün içerisinde 3 köprüden git-gel yaparak toplamda 33 bin adımlık rotayla günlük en uzun yürüyüş rekorumuzu burda kırmış olduk.

Mart ayı için mevsim normallerinde soğuk, zaman zaman güneşli arada bir yağmurlu 3 gün geçirdik.

Tuna Nehri boyunca yürürken  günlük hayata monte edilmiş heykeller çıkıyor karşınıza. Siz de heykelin pozuna dahil olup o anı ölümsüzleştirmekten alamıyorsunuz kendinizi.

En meşhurlarından Küçük Prenses;



Parlamento binası yakınındaki Macar şair Attila Jozsef,



Varosliget şehir parkındaki ürpertici heykel, Anonymous


İsimsiz tarih yazan heykeli olarak biliniyor, kalemine dokunmanın eğitim hayatına başarı getireceğine inanılıyormuş.

Zaten heykellerin sürekli dokunulan bölümleri aşırı parlak görüntüsünden hemen fark ediliyor.

Şehir parkı içinde görkemli Vajdahunjad Şatosu yer alıyor. Etrafındaki hendeğin normal koşullarda suyla dolu olduğunu düşündüğüm ortaçağdan kalma gibi gözüken bu yapı aslında yüz yıllık bir geçmişe sahipmiş. Yani bir nevi  masal şatosu.



Bölgeyle ilgili okuduklarımda şato etrafındaki göletin kışın buz pisti olarak kullanıldığı yönünde.

Budapeşte'nin sembollerinden biri de Kahramanlar Meydanı. Varosliget'de bu meydanın arkasında yer alıyor.


Burada ve pek çok yerdeki kabartma ve heykellerde bir zamanlar Osmanlı yönetiminde olan bölgenin Osmanlı'dan kurtulma mücadelelerini sergiliyor.

Buda Kalesi'nin Dış Duvarındaki Kabartma
Budapeşte'de uçaktan inip şehir merkezine doğru otobüs yolculuğu yaparken etrafta gördüğünüz tabelalar, isimler o kadar tanıdık geliyor ki. Bir kaç saat sonra "bi ayda Macarca'yı sökerim ben yaaa" kıvamına geliyorsunuz.

Büfe, büfe mesela.

Resim yazısı ekle
Egyetemi, eğitimle ilgili bir şey olduğunu düşündürdü üniversiteymiş.

Ama en sevdiğim "bıcıklıbolt" bisiklet, bisikletçi demekmiş. Genelde dükkan olan yerlerin isminin sonunda "bolt" sözcüğü geçiyor.


Avrupa şehirlerinde en sevdiğim yerler orjinalliğini kaybetmemiş eski dükkanlar.

Diğer Avrupa şehirlerinin aksine Tuna Nehri'ndeki konforlu tur teknesinde (Legenda Cruise) dil seçeneklerinde Türkçe olması güzeldi.

Ertesi gün dolaşmayı planladığımız pek çok yer hakkında ön bilgiler tur sırasında öğrenmiş olduk.

Parlamento Binası

Haaa bir Macarların ne kadar zeki olduğunu :)

Edison'dan, aslında ilk dinamo motorunu bulanın bir Macar olduğundan, kübürik zeka küpünün de onların eserleri olduğundan ve daha bir şeylerden bahsediyordu ama sıkılmış olsam gerek; gerisini hatırlamıyorum.

Ama gece ışıklandırılmış mekanları nehirden görmek oldukça etkileyici, mutlaka yapılmalı. En şık 3 köprüyü kapsıyor gezi rotası.

Bir de şehrin ortasına binaların arasına Budapeşte Eye kondurmuşlar. Son derece gereksiz olduğunu düşünüyorum çünkü sadece en tepeye çıktığınızda geniş bir alanı görebildiğiniz dönme dolapla etraftaki binaları seyretmek mantıklı gelmedi bana. (9 euro)

Bir sonraki günün aksiyonu Gellert Tepesine tırmanmakla başlıyor. Manzara güzel, yamaç dik. Kış soğuğunda bir tişörtle kalana kadar ısıtıyor sizi.

Tepeye vardığınızda Citadella ve elinde palmiye tutan özgürlük heykeline varıyorsunuz. Tuna Nehri'ni boylu boyunca görebildiğiniz güzel bir seyir noktası.


Bir sonraki ziyaret noktası olan Buda Kalesi için inişe geçiyorsunuz. İnmesi çıkmasından çok daha kolay :)

Sahil boyunca Buda Kalesi'ne doğru yürürken Bomo Art isimli yazı malzemeleri ve muhteşem kağıt, defter ve benzeri ürünler satan mağazaya girmemezlik etmeyin.

Oldukça küçük bir dükkan ama yazı meraklıları için saatlerce kalıp huzura erilecek bir yer.

Mağazadan zorla ayrılıp hemen ilerden kaleye giriş yapıyorsunuz, neyseki yürüyen merdivenle çok zorlanmadan yukarıya çıkıyorsunuz. Kalenin öteki ucundaki çıkış noktasında ise finiküler var. Merdivenler ücretsiz, finiküler ücretli.

Manzara güzel, kale bildiğiniz kale.

Devam ettiğinizde Matthias Kilisesi (Kanuni Budin'i feth ettiğinde fetih namazını burda kılmış ve sonrasında Fethiye Cami adıyla varlığını sürdürmüş. Siyah kulesinin o zamandan kalan minaresi olduğu söyleniyor.)

Porselenleri ile ünlü Macaristan'da Matthias Kilisesi gibi alışıldık kiremit çatıların aksine sanat eseri görünümlü çok renkli ve parlak çatı kaplamaları gördüğünüz yapılarda kullanılan porselen kiremitler.

Yapılara eşsiz bir hava kattığı kaçınılmaz bence.



Kilisenin hemen arkasında ki Balıkçı Tabyası bu tepedeki ardı ardına ziyaret edilebilecek noktalardan. Peşte tarafındaki en etkileyici bina olan Parlamento binasını da tüm heybetiyle buradan görüntüleyebilirsiniz.

Gündüz yaptığımız Buda ziyareti sonrası Peşte'ye dönüp otelde biraz dinlendik. Malum gece başka güzel olan şehri gün batımından sonra bir daha görmek gerekiyor, yürümek için de güç :)

Bu kez Zincirli Köprü'den yürüyerek karşıya geçip, finikülerle kaleye çıktık. Gündüzün aksine gece daha az ziyaretçisi olan kalenin bahçelerinde dolaşmak, aydınlatılmış avlu ve heykellerini görmek son derece keyifli oluyor.

Bu seyahatimizde hiç müze gezmedik ama Buda Kalesi'nde görülmesi gereken önemli müzeler olduğunu söylemeden geçmeyelim.

Budapeşte gezisi notlarına Parlamento Binası, Gellert Tepesi altındaki kaya kilisesi,  yüz yıllık pazar yeri ve yüzen otobüs River Ride ile devam etmeyi düşünüyorum. Umarım çok uzamaz ;)

15 Nisan 2019