Pazar, Mayıs 12, 2013

Nutellali Volke

Yumurta ve sekerin once cirpildigi keklerden farkli bi teknikle yapilan volke kek bugunku denememiz...

Tuzubiberi.com olsa da kaynagi, tarifi mantik suzgecinden gecirmeden yapmamanizi oneririm. Zira iki yerde cuvalliyo.

Soyleki malzemelerde 2 bardak olan, tarif kisminda 3 bardak oluyo. Hamuru firina vermeden pudra sekeri ve tarcin serpmek sanki sonradan yapilmasi gereken bi sey, cunku pisen kekin uzerinde beyaz bir tabaka halinde kabuk oldu. Ben de soyup o kabugu oyle surdum nutella sosunu :))

Gelelim tarifimize...

2 bardak un
2 corba kasigi kakao
1 pk kabartma tozu

İki kez elenerek homojen bi karisim haline gelen kuru malzemelere 

1 bardak toz seker 

Ekledikten sonra kalan sivi malzemeleri ekliyoruz

1 bardak sut (200 ml)
3 yumurta
100 gr oda sicakliginda margarin (minik parcalara bolup firinda bi kac dakka bekletince kivama geliyor)


Once dusuk sonra yuksek devirde 3-4 dakika cirpin.

170 derecede 40-50 dk pisirin

Firindan cikinca sicakken 

1 corba kasigi pudra sekeri
1 cay kasigi tarcini uzerine eleyebilirsiniz 

Ya da yapmayabilirsiniz henuz bu kismini bu sekilde test etmedim ;))

Nutella sosu icin,

3 corba kasigi nutella
1 corba kasigi sutle benmari usulu eritip kekin ustune surun

Afiyet olsun ;))



Pazartesi, Mayıs 06, 2013

We Will Rock You

Rock'a ölüp biten bi tip di'limdir...

Ama Fredie Mercury'nin sesini tanıycak kadar da aşinayımdır şarkılarına...

Ve çocukluğumda rock'n roll yapmışlığım vardır...

We will rock you'ya gitmeye hiç niyetim de yoktu üstelik

Ta'ki cuma günü Turkcell Profesyoneller klubü twitter üzerinden davetiye verene kadar...

O andan itibaren rock'çı oldum

Aslında rock'ı pop'u bi kenara bırakalım, Londra'da yıllardır kapalı gişe oynamış, ki tiyatrocuların Londra'ya müzikal izlemeye gittim demesi nedeniyle bile nasıl oluyomuş bu müzikaller diye gitmek isterdim.

Lakin sırf meraktan da o kadar para verip gitmezdim ;)

Dedim ya Turkcell diye

En vip girişinden alıp bizi içeri tam sahnenin karşısına oturtunca "iyi ki varsın Turkcell" dedim yani, inkar edemiycem.


Müzikleri konuşmaya bile gerek yok ama seslendirenler harikaydı. Bizim oyuncu yada şarkıcılardan böyle bir ses çıkar mı bilemiyorum?

Gelelim hikayeye,

We Will Rock You, günümüzden 300 yıl sonra Iplanet gezegenindeki gençlerin hikayesini anlatıyor. Sadece kendilerine dinletilen müziğe mecbur bırakılan, tüm hayatları gibi müzikleri de kontrol altında olan gençler, bir gün bir gitar bulurlar. Ve gerçek müzikle tanışırlar.

Zamanın gençleri Ga Ga kızları ve onlar gibi tep tip erkeklerden oluşuyor. Kendilerine benzemeyenleri dışlıyorlar. Hayatları sanal, tıpkı bugün gibi...

Müzik aleti diye bir şey yok, sadece programlanan müzik

Dans desen öğretilmiş bir takım hareketler ve tüm gezegen aynı şeyi yapıyor -gangnam style, ne farkımız var ki-

Okulun iki asi öğrencisi var bu sürüden ayrılan kara koyunlar

İşte onlar o excaliburun kılıcı gibi bir efsane olan dünyanın tek gerçek enstrümanının peşine düşüyolar gerçekliğinden emin olmadan

Repliklerin bazı yerlerde türkleştirilmiş olması keyfinizi daha bir artırıyor

Huysuz Virjin, salı pazarı gibi :)))

Ve müzik aşk için yapıldığında bir ruhu vardı, artık para için yapılıyor gerçeğini -tıpkı diğer şeylerde olduğu gibi- hatırlattığı için çok güzeldi.




Ve o ışık, o sahne, o performans neden müzikal izlemeye Londra'ya gidildiğini gösteriyordu aslında...




Teknolojinin Esiri

Daha bu sabah düşünüyordum, yazmayı düşündüğüm we will rock you müzikalini hala yazamayaşımı bilgisayar başına geçemememe bağlarken...

Maillere, twittlere telefondan bakınca özel bi'şeyler yazmak için bilgisayarı açıp karşısına geçmek zor geliyor insana.

Arada bir telefondan da blog yazdığım oluyor ama daha anlık şeyler için...

Sen misin bu sabah bunları düşünen;

Arada bi telefonun ekranına gelen icloud yedeklemesini bilmem kaç haftadan beridir yapmadınız uyarısına tamam diyemiyorum, damarı tuttu kapanmıo

Birisi ararsa kulaklıktan yanıtlayabiliyorum sadece yok ötesi

Yani ben oturup şu dar akşam vakti we will rock you'yu bi yazıyim de belki çözülür sorunum kendiliğinden



Pazartesi, Nisan 22, 2013

Renkli Kurşun Kalemler

Benim balonlarım var der gibi

Benim kalemlerim var diye şarkılar söyleyebilirim... (gerçi balonlarım da var o ayrı)

Üstelik biri yoncalı :)))


Cuma, Nisan 19, 2013

Üşüyorum

Kışın soğuğundan başka türlü bi'şi bu...

Kalın bile giyinsem hep titreme,

Kışın yaktığım ısıda kombi üstelik üzerimde bi de polar sabahlık

Ben ne kadar bedenimi sarıp sarmalasam da

Ruhumu ısıtamıyorum,

Red ediyor bu havaya uyum sağlamayı

Baharın güneşini tatlı sıcaklığını istiyor

Daha geçen hafta kısa kollu tişörtle dolaşıyodum sokaklarda

Ne erguvan ne lale sürebildi sefasını

Erguvanlar soğuktan büzüşüp kirli pembeyle mor arası bi renge dönüştü

Laleler çıplak bir sap kaldı

Papatyalar üşümesin diye sarı göbekleri bütün beyaz yapraklarını toplayıp örttüler üzerini

Bu yonca'da kapatıp yapraklarını çöktü toprağa

Biraz güneş verin bana...

Güneş yoksa aşkımı verin, güneşim olur açarım yapraklarımı...


Salı, Nisan 16, 2013

Tom Kurabiye :)

Bu akşam kahve yok, ancak kurabiye yaptım bir yandan da Öyle Bir Geçer Zaman Ki  seyrediyorum, diğer yandan da yazıyorum :))

Pek hamaratım iki gündür :)))

Yana yakıla kurabiye yapmamın nedeni, dün akşam bahsettiğim fındık ununu denemekti...

Macera hevesimle tarifteki un ve fındık tozunun ölçülerini yer değiştirdim. Çizgi filmlerde kapının altından ince bir zar gibi kayıp geçen Tom gibi, yassı bi'şi oldular.

Ama lezzetine laf yok.

Eeee naparsın hayatta her denediğini 12'den vurcaksın diye bi şey yok











Pazartesi, Nisan 15, 2013

Ataturk Arbetorumu

Cumartesi gunesinin askina pazar gunu bi orman havasi alalim diyip, rotayi Belgrad ormanina cevirdik...

Ama piknikcilerin copleri, ates yakmayin tabelalarina inat tuten dumanlar, oraya nasil ciktigini anlamadigim arabalarin piknik masalarinin dibine park edilmesi ve orman sesini bastiran insan sesleri keyifle baslayan yolu mutsuzluga bagladi :(((

Ama tam o sirada agaclarin arasindan kucuk bir golet, desenli cakil taslariyla dosenmis yurume yolunu ve gosterisli demir kapisini gorunce buranin Ataturk Arbetorumu oldugu mutluluguyla kendimize geldik...

Ogrenci 5, digerlerinin 10 tl odeyerek iceri girdigi canli agac muzesinde piknik yapmak, bisikletle dolasmak, top oynamak, cimlere oturmak bile yasak

Eee haliyle bu kadar kural olunca ormanin kalabaligina inat sakin, tertemiz, ormanin o mis gibi odunsu kokusuyla, kus sesleriyle bir cennet...

Hele ki bi de bahar icin suslenmis cicekli agaclar, sari beyaz papatyalar ve her turlu yesillikle harika bi yer...

Siddetle tavsiye ediyor, fotograflariyla basbasa birakiyorum sizleri...























Dertleşme

Bi yandan ocaktaki kahveyi taşırmamak için gözüm onda elim klavyede bi iki harf yazsam faydadır modunda...

Görende her gün iki eli kanda olsa bloguna yazan biri zanneder...

Ha ha gülüyüm bari ;)))

Az önce farkettim de bugün üçüncü kahvemi içiyorum, tv'de Saffet Emre Tonguç boğazdaki en pahalı yalıları anlatıyor güneşli güzel bir boğaz gününde, orda hayal ediyorum kendimi

Oooooh mis gibi...

Bu yazıya dertleşme başlığını koymayı düşünüyorum...

Evli olup çalışan kadınlara hayranım, hele bi de küçük çocuğu varsa daha da çok...

İşten gelip sofra hazırla, mutfağı topla, ertesi güne yemek yap derken bu süreçte kocam da ayağını uzatıp televizyon seyrederse ben cinnet geçiririm, yürümez o evlilik

Halbuki enerjik ve mutlu olmalı ki kadın eşiyle ilgilenebilsin, mutlu olsun mutlu edebilsin

Kızmayın bana ne geri kafalısın erkeğe köle misin diye,

Hayat paylaşınca güzel

İşin yorgunluğu stresi üzerine gelip evin dirlik ve düzenini imar etmek daha da biler insanı, ekonomik özgürlüğün bedeli kuyruğu dik tutmak için kendini tüketmek olmamalı

İşte böyle diye diye soğuttum ya kendimi evlilikten :)))

Neyse büyük konuşmiyim yine de ben, yarın n'olcaz bilinmez

Bu arada süper bi kavrulmuş fındık markası keşfettim, lezzeti çok güzel. Onu yedikten sonra diğer fındıklar lezzetsiz gelicek söyliyim. Daha şimdiden bir sürü hayranı oldu ofiste :)))

Kanyon-Metrocity arasındaki tünel alışveriş merkezinde küçük bir şubesi olan www.findikcim.com.tr kızlarla toplaşıp verince sipariş bugün bir koli fındık geldi ofise :)))

Ürünleri arasında fındık unu da var, tabiki siparişime ekledim. Hiç şüphe yok ki. Bundan sonraki deneysel hamur işi çalışmalarım  fındık unuyla olcak.

Klavyemin sağ tarafındaki shift tuşu basmıyor bir süredir, meğerse nedeni bizim yaramaz papağanımızın tuşları gagasıyla yerinden sökme çalışmalarının bi sonucuymuş. Neyse ki diğer taraftaki çalışıyo...

Bu tam akşam kahvesi oldu, ordan burdan telden tele atlayıp anlattım.

Var aslında daha anlatacaklarım, ilk canlı yayın deneyimim kameralarla flörtüm

İlk fırsatta

Perşembe, Nisan 11, 2013

Ters Yüz

Çocukken koltuğa sırt üstü yatıp başımı kenarından aşağı sarkıtır, içinde bulunduğum odayı tersten seyrederdim...

Bir tek avizenin olduğu tavanın taban olduğunu; anki düzlemde yerde olan halı, koltuk, vitrin, sehpa ve diğer salon eşyalarınınsa yer değiştirip tavana yapışık olarak baş aşağı durduğunu ve bomboş beyaz taban olan tavanda yürümenin nasıl bir his olduğunu düşünürdüm...

Bazen hayatı kısa bi süreliğine de olsa tersine çevirip, ters yüz edip ezberi bozmak, beyne kan gitmesi lazım...

Katıldığım eğitimlerin birinde Neurobics beyin egzersizlerini önermişti eğitmen...

Çoğu zaten zaman zaman yaptığım şeyler olsa da ilginizi çekerse diye paylaşıyorum...



1. Güne başlangıç ve günü kapatış
Uyanınca ilk olarak gözler kapalı olarak bir şey (limon, portakal, nane vs.) kokla Gözler kapalı olarak banyo yap Banyoda hoş kokulu (ya da koku veren) malzemeler kullan – müzik dinle Normalde kullanmadığın eli kullanarak dişlerini fırçala/traş ol/makyaj yap/saçlarını tara Normalde kullanmadığın eli kullanarak kıyafetlerini giy Gözler kapalı giyin – soyun. Sabah rutininde işleri yapma sıranı değiştir – önce kahvaltı sonar giyinmek gibi… Sabah yiyip içtiklerini değiştir. ​
 
2. İşe gidiş geliş
Gözler kapalı olarak arabanın kapısını aç ve arabayı çalıştır. Farklı güzergâhlar kullan. Mümkün olduğunca camları aç. Arabayı başkasına kullandırt. Arabada hoş koku veren malzemeler kullan. Direksiyon ve vites kolunu değişik malzemelerle kaplat
 
3.Yüksek sesle oku.
Masandaki ve çevresindeki eşyaların yerlerini değiştir. Tablo, resim, kitap türü ne varsa ters çevir. Masa üstü ışıklandırmanı renklendir.
 
4. Yemek Kulaklarını tıkayarak yemek ye.
Yemekte herkes alıştığından farklı bir sandalyeye otursun. Öğünlerde yenilen standart yiyecekleri değiştir. Akşam yemeğinde kahvaltı yap. Yemekleri yeme sırasını değiştir. (önce tatlı sonra çorbaJ) Farklı bir odada/masada/yerde yemek ye. Normalde kullanmadığın eli kullanarak yemek ye. Gözlerini kapatarak ye – yediklerini tadından ayırt et. Yemeği şölene dönüştür. (mum-koku-çiçek-müzik-örtü-ortam…) Yemek yap (harika bir neurobik egzersizdir.)
 
5. Alışveriş
Mümkün olduğunca pazardan alışveriş yap. Sebze ve meyvelere dokun, kokla Market içi rutin dolaşma güzergâhını değiştir.
 
6. Boş zaman – hobi - tatil
Plansız gez – tatile çık. (Yol nereye götürürse oraya) Farklı yerlere git. Farklı tatiller yap. (deniz/dağ-yayla/kültür/macera/yurtdışı…) Doğada kamp yap. Tarlada, çiftlikte çalış. Bahçe ile uğraş – hiç olmadı saksıda çiçek vs. yetiştir. Kuşları dinle, seslerinden ayırt et. İlgi alanlarını - hobilerini genişlet, çeşitle. Sanatsal faaliyetlerle uğraş, kurs al. Gönüllü, toplumsal projelerde çalış. Film çek. (Mesela; ailenin filmini çek – hem senaryosunu yaz hem yönet.) Müzik dinlerken tüm çalgıları seslerinden ayırt et ve ayrı ayrı dinle.

Cuma, Nisan 05, 2013

Perşembe, Nisan 04, 2013

Yine Erguvan

Yazmak hevesim var...

Ama ne yazsam kararsızlığı var...

İki günde birden bire açtı erguvanlar, benim çiçeklerim

Erguvan zamanı, yere dökülmüş erguvanlar ayaklarımın dibinde başımda dalları pespembe çiçekleriyle

Özel bi şey olmalı bu sahnede

İlan-ı aşk, evlenme teklifi, seni seviyorum demek, ilk öpüşme

Romantizm...

Yaza yaza bunu mu yazdın???

:)))))


Pazartesi, Nisan 01, 2013

Karanlıkta Komedi



Yıldız Teknik Üniversitesi oyuncuları 5 Nisan akşamı Artvin Şavşat Köprüyaka Yatılı Bölge Okulu yararına Karanlıkta Komedi oyununu sergileyecek.

Mekan Yıldız Teknik Üniversitesi Davutpaşa Kampüsü Elektrik-Elektronik Fakültesi Konferans Salonu

Hem katkınız olsun hem de cuma akşamında keyifli bi'şeyler izlemek isterseniz...

Rezervasyon ve İletişim:
05433173696
05436439243

YTÜ Oyuncuları ve oyunla ilgili bir ropörtaj...
http://www.ntvmsnbc.com/id/25353783/#storyContinued


Pazar, Mart 24, 2013

Kahve

Bazen hic umulmadik bi yerde oyle bi'seyle karsilasirsiniz ki...

Beklemezsiniz cunku ordan beklentiniz dusuktur...

Bu sabah ablamin fizyoterapi seansi icin gittigimiz Balat'taki Or-ahayim musevi hastanesinin kafeteryasinda beklerken vakit gecsin diye soyledigim kahve oyle bir sunumla geldi ki agzim acik kaldi

Bes yildizli bir hastanenin isletmeciye verilmis luks kafesinde olsa sasirmazdim

Muhtemelen hastanenin kendi islettigi basit bi cay ocagi ve yaninda kurabiye kek sandvic satiyor

Bu kadar anlatmaya ne geldi derseniz....

Fincanin altinda nakkash yaziyordu ;)))

Yolunuz duserse Halic'in kiyisinda bi keyif kahvesi icin derim ;))



Perşembe, Mart 21, 2013

Karikatürlü Paşabahçe

Paşabahçe canavarlarına müjdem olsun :)))

Latif Demirci imzalı karikatürlerin üzerinde olduğu bardaklar çok eğlenceli...




Cumartesi, Mart 16, 2013

Merkür Geri Giderken

Elektronik aletlerin bozulmasından, iletişimin aksamasından hep suçlu merkürdür...

Bi keresinde tartışmanın en hararetli yerinde birinin çıkıp, "merkür geri gidiyo ondan bu" demesi olayın bütün ciddiyetini sona erdirmiş herkesi gülme krizine sokmuştu.

Unutmam :)))

Merkür gitti geri, bitti.

Kazasız belasız atlattım derken; dün telefonum bir anda kapandı ve bi daha da kendisinden yaşam belirtisi alınamadı.

Apar topar servise yetiştirdim; lakin yaşatmak için aldığım zamanki paranın yarısını, bugünkü değerinin fazlasını istediler.

Ana kartı değişmesi gerekiyormuş yani beyin nakli...

Yani yapılsa da geçmişini hatırlamayan bir hiç...

Öyle kala kaldım...

Adresler, telefonlar, saklanan mesajlar, notlar, alarmlar ve bazı şifreler

Yedeği yok hatırda kalan kadar her şey

Yani hiç...

Akıllı telefonlar akılsız kıldı bizi

Yeniden bi dünya kurmam lazım kendime ve bu kez her kaydımın fiziksel bir kaydını da tutmak niyetindeyim, unutmazsam eğer...


Perşembe, Mart 14, 2013

Sabah Aileleri

Her sabah servisi beklerken, okula giden çocuklar ve onlara eşlik eden ailelerini izliyorum...

Haliyle her sabah aynı saatte aynı insanları görünce bir göz aşinalığı, bir haklarında fikir yürütmedir başlıyor...

Fotoğraflarıyla anlatmak isterdim aslında...

Bi tane süslü ve şımarık bi kız çocuğu, bi edası bi havası var, güzel saçları her zaman süslü tokalarla şekillendiriliyor. Sanırım adı Naz...

Bi de ablası var ortaokula gidiyor olmalı; küçük hanım çoğunlukla babasının kolunda sürekli bi'şiler anlatıyo, ilginin sürekli kendinde olmasını istiyor. Geçenlerde annesi "yeter bi sus artık" dedi.

Bir anne oğul var. Anne her zaman başında örgü bi bereyle, oğlanın da kulaklarını da örten siyah bi şapkası var. İkisi de beyaz tenli gözleri kızarmış gibi; başları önde yürüyorlar. Çok çekingen ürkek bir hali var  ikisinin de, oğlan annenin kopyası. Ama bir kaç gündür annesi değil, dedesi olduğunu tahmin ettiğim onlara çok benzeyen yaşlı bir amcayla gidiyor çocuk. -annen nerde ufaklık diyesim var-

Her sabah telefonu kulağına dayamış konuşarak yürüyen başka bir oğlan çocuğu var, yanında babası olduğunu tahmin ettiğim bir adamla. Sanki çocuk annesiyle konuşuyor her sabah rapor veriyor ama istisnasız her sabah. Anne babası ayrı mı acaba? Bi çocuk cep telefonuyla bu kadar konuşturulur mu? -yazık o beyne-

Ellerinde arasına salam konmuş ekmekleri yada peçeteye sarılmış tostları yiyerek yürüyen çocuklar var bir de... (okul kantinlerine istediğiniz düzenlemeyi yapın, nasıl kahvaltı ediyorlar ona bakın)

Daha büyükçe bi oğlan çocuğu ve annesi var. İri yapılı ikisi de. Siyah kısa permamsı saçlarıyla kırmızı suratı ve hantal yürüyüşüyle ben de alkolik hissi yaratan bi kadın, anne...

Okulda öğretmen olduğunu tahmin ettiğim bi anne ve kızı var. Anne geçenlerde saçını boyattı, o günden beri daha bi makyajlı süslü gidiyor okula...

Sonra bi baba var, yaşları yakın yada ikiz erkek çocuklarının çantasını taşıyor. Çocuklardan biri de onun laptop çantasını... Baba işe yetişecek acelesi var belli, çocuklar arkadan sallana sallana... 
Arada bir dönüp hadi dercesine bakıyor onlara

Çocuklar ebeveynlerinin küçük birer kopyası, 

Kiminde haylaz bi bakış, kiminde mahçup kiminde uykulu bi ifade...

Ama hepsi çocuk...




Cumartesi, Mart 02, 2013

Kemik Tarak

Bu da yeni bir keşif...

Aznavur Pasajı'nda giriş katta sağdaki bu küçük tezgahtaki taraklar bizi bizden aldı...

Tarak diyip geçmeyin kemikten yapılan bu taraklar uzun bir el işçiliğinden sonra saçınızı tarayabilecek hale geliyormuş. Ustası Şadan Argun meşakketli süreçten bahsederken, atölyede çalışırken kokudan yanına yaklaşamazsınız diyor. İki sene öncesine kadar Beyoğlu Olgunlaşmada da  bir tezgahı olduğunu ama artık sadece bu pasajda onu bulabileceğimizi söyledi.


Rahmetli dedemin vardı böyle bir tarağı, bize geldiğinde başını kucağımıza koyar sakalını ve saçlarını tarardık keyifle.

Dayanamadık biz de aldık kendimize bi tane.

Efendim kemik tarak; saç kırılmasını, elektriklenmesini, kan dolaşımını hızlandırarak saç derisini besler yara kepek oluşumunu engeller, saç dökülmesini karşı saçı güçlendirirmiş.


Tarakların üstündeki zarif işlemeleri Şadan beyin eşi Serap hanım yapıyormuş.




Bu kadar güzellik ve el emeği söz konusu olunca tabi fiyatlarının bi tarak için fazla olduğunu düşünebilirsiniz. Desensiz taraklar için 75, işlemeli için 150 lira gibi bi bedel ödemeniz gerekiyor.
Ama Şadan bey biraz ikramda bulunuyor ;)

Sadece tarak değil başka el emeği ürünler de bulabilirsiniz bu küçük dükkanda





Kendisine ulaşmak isterseniz,
Şadan Argun
İstiklal Caddesi No.212/2 Aznavur Pasajı Galatasaray
0212 252 31 62 - 0530 575 78 13

Çağırır Sizi İstediğiniz Yerler...

Bir ay önce Beyoğlu turunda girdiğimiz bir ara sokaktaki mekanlar dikkatimi çekmişti. Buraya daha sonra keşif için tekrar gelmeliyim diye geçirmiştim içimden.

Sokağın adını bile bilmiyordum, bi daha gittiğimde nasıl bulurum için aklıma attığım işaret sokağın ters U şeklinde olmasıydı... -ne işaret ama-

Geçenlerde arkadaşımın Beyoğlu'nda güzel bi mekan var hem deneyelim hem görüşmüş oluruz teklifiyle o sokağa yeniden gideceğimi hiç tahmin etmezdim.

Hayat işte ne istediğinize dikkat edin boşuna demiyolar ;))

Sokağın adı: Emir Nevruz

Keşfettiğimiz Mekan: Varka Antakya Lezzetleri

Keşfedilmeyi bekleyenler: Ala Fontana, J'adore Chocolatier&Cafe

Gelelim keşfettiğimize...

Yöreden arkadaşların tam not verdiği benim de naçizane lezzetlerini, kalitesini, temizliğini, hizmetini ve fiyatlarını beğendiğim nezih bir mekan.

Yemeklerin yanı sıra dut çayını da deneyebileceğiniz mekana gitmeden önce rezervasyon yapmanızı öneririm.




www.varkabeyoglu.com