Pazartesi, Nisan 15, 2013

Ataturk Arbetorumu

Cumartesi gunesinin askina pazar gunu bi orman havasi alalim diyip, rotayi Belgrad ormanina cevirdik...

Ama piknikcilerin copleri, ates yakmayin tabelalarina inat tuten dumanlar, oraya nasil ciktigini anlamadigim arabalarin piknik masalarinin dibine park edilmesi ve orman sesini bastiran insan sesleri keyifle baslayan yolu mutsuzluga bagladi :(((

Ama tam o sirada agaclarin arasindan kucuk bir golet, desenli cakil taslariyla dosenmis yurume yolunu ve gosterisli demir kapisini gorunce buranin Ataturk Arbetorumu oldugu mutluluguyla kendimize geldik...

Ogrenci 5, digerlerinin 10 tl odeyerek iceri girdigi canli agac muzesinde piknik yapmak, bisikletle dolasmak, top oynamak, cimlere oturmak bile yasak

Eee haliyle bu kadar kural olunca ormanin kalabaligina inat sakin, tertemiz, ormanin o mis gibi odunsu kokusuyla, kus sesleriyle bir cennet...

Hele ki bi de bahar icin suslenmis cicekli agaclar, sari beyaz papatyalar ve her turlu yesillikle harika bi yer...

Siddetle tavsiye ediyor, fotograflariyla basbasa birakiyorum sizleri...























Dertleşme

Bi yandan ocaktaki kahveyi taşırmamak için gözüm onda elim klavyede bi iki harf yazsam faydadır modunda...

Görende her gün iki eli kanda olsa bloguna yazan biri zanneder...

Ha ha gülüyüm bari ;)))

Az önce farkettim de bugün üçüncü kahvemi içiyorum, tv'de Saffet Emre Tonguç boğazdaki en pahalı yalıları anlatıyor güneşli güzel bir boğaz gününde, orda hayal ediyorum kendimi

Oooooh mis gibi...

Bu yazıya dertleşme başlığını koymayı düşünüyorum...

Evli olup çalışan kadınlara hayranım, hele bi de küçük çocuğu varsa daha da çok...

İşten gelip sofra hazırla, mutfağı topla, ertesi güne yemek yap derken bu süreçte kocam da ayağını uzatıp televizyon seyrederse ben cinnet geçiririm, yürümez o evlilik

Halbuki enerjik ve mutlu olmalı ki kadın eşiyle ilgilenebilsin, mutlu olsun mutlu edebilsin

Kızmayın bana ne geri kafalısın erkeğe köle misin diye,

Hayat paylaşınca güzel

İşin yorgunluğu stresi üzerine gelip evin dirlik ve düzenini imar etmek daha da biler insanı, ekonomik özgürlüğün bedeli kuyruğu dik tutmak için kendini tüketmek olmamalı

İşte böyle diye diye soğuttum ya kendimi evlilikten :)))

Neyse büyük konuşmiyim yine de ben, yarın n'olcaz bilinmez

Bu arada süper bi kavrulmuş fındık markası keşfettim, lezzeti çok güzel. Onu yedikten sonra diğer fındıklar lezzetsiz gelicek söyliyim. Daha şimdiden bir sürü hayranı oldu ofiste :)))

Kanyon-Metrocity arasındaki tünel alışveriş merkezinde küçük bir şubesi olan www.findikcim.com.tr kızlarla toplaşıp verince sipariş bugün bir koli fındık geldi ofise :)))

Ürünleri arasında fındık unu da var, tabiki siparişime ekledim. Hiç şüphe yok ki. Bundan sonraki deneysel hamur işi çalışmalarım  fındık unuyla olcak.

Klavyemin sağ tarafındaki shift tuşu basmıyor bir süredir, meğerse nedeni bizim yaramaz papağanımızın tuşları gagasıyla yerinden sökme çalışmalarının bi sonucuymuş. Neyse ki diğer taraftaki çalışıyo...

Bu tam akşam kahvesi oldu, ordan burdan telden tele atlayıp anlattım.

Var aslında daha anlatacaklarım, ilk canlı yayın deneyimim kameralarla flörtüm

İlk fırsatta

Perşembe, Nisan 11, 2013

Ters Yüz

Çocukken koltuğa sırt üstü yatıp başımı kenarından aşağı sarkıtır, içinde bulunduğum odayı tersten seyrederdim...

Bir tek avizenin olduğu tavanın taban olduğunu; anki düzlemde yerde olan halı, koltuk, vitrin, sehpa ve diğer salon eşyalarınınsa yer değiştirip tavana yapışık olarak baş aşağı durduğunu ve bomboş beyaz taban olan tavanda yürümenin nasıl bir his olduğunu düşünürdüm...

Bazen hayatı kısa bi süreliğine de olsa tersine çevirip, ters yüz edip ezberi bozmak, beyne kan gitmesi lazım...

Katıldığım eğitimlerin birinde Neurobics beyin egzersizlerini önermişti eğitmen...

Çoğu zaten zaman zaman yaptığım şeyler olsa da ilginizi çekerse diye paylaşıyorum...



1. Güne başlangıç ve günü kapatış
Uyanınca ilk olarak gözler kapalı olarak bir şey (limon, portakal, nane vs.) kokla Gözler kapalı olarak banyo yap Banyoda hoş kokulu (ya da koku veren) malzemeler kullan – müzik dinle Normalde kullanmadığın eli kullanarak dişlerini fırçala/traş ol/makyaj yap/saçlarını tara Normalde kullanmadığın eli kullanarak kıyafetlerini giy Gözler kapalı giyin – soyun. Sabah rutininde işleri yapma sıranı değiştir – önce kahvaltı sonar giyinmek gibi… Sabah yiyip içtiklerini değiştir. ​
 
2. İşe gidiş geliş
Gözler kapalı olarak arabanın kapısını aç ve arabayı çalıştır. Farklı güzergâhlar kullan. Mümkün olduğunca camları aç. Arabayı başkasına kullandırt. Arabada hoş koku veren malzemeler kullan. Direksiyon ve vites kolunu değişik malzemelerle kaplat
 
3.Yüksek sesle oku.
Masandaki ve çevresindeki eşyaların yerlerini değiştir. Tablo, resim, kitap türü ne varsa ters çevir. Masa üstü ışıklandırmanı renklendir.
 
4. Yemek Kulaklarını tıkayarak yemek ye.
Yemekte herkes alıştığından farklı bir sandalyeye otursun. Öğünlerde yenilen standart yiyecekleri değiştir. Akşam yemeğinde kahvaltı yap. Yemekleri yeme sırasını değiştir. (önce tatlı sonra çorbaJ) Farklı bir odada/masada/yerde yemek ye. Normalde kullanmadığın eli kullanarak yemek ye. Gözlerini kapatarak ye – yediklerini tadından ayırt et. Yemeği şölene dönüştür. (mum-koku-çiçek-müzik-örtü-ortam…) Yemek yap (harika bir neurobik egzersizdir.)
 
5. Alışveriş
Mümkün olduğunca pazardan alışveriş yap. Sebze ve meyvelere dokun, kokla Market içi rutin dolaşma güzergâhını değiştir.
 
6. Boş zaman – hobi - tatil
Plansız gez – tatile çık. (Yol nereye götürürse oraya) Farklı yerlere git. Farklı tatiller yap. (deniz/dağ-yayla/kültür/macera/yurtdışı…) Doğada kamp yap. Tarlada, çiftlikte çalış. Bahçe ile uğraş – hiç olmadı saksıda çiçek vs. yetiştir. Kuşları dinle, seslerinden ayırt et. İlgi alanlarını - hobilerini genişlet, çeşitle. Sanatsal faaliyetlerle uğraş, kurs al. Gönüllü, toplumsal projelerde çalış. Film çek. (Mesela; ailenin filmini çek – hem senaryosunu yaz hem yönet.) Müzik dinlerken tüm çalgıları seslerinden ayırt et ve ayrı ayrı dinle.

Cuma, Nisan 05, 2013

Perşembe, Nisan 04, 2013

Yine Erguvan

Yazmak hevesim var...

Ama ne yazsam kararsızlığı var...

İki günde birden bire açtı erguvanlar, benim çiçeklerim

Erguvan zamanı, yere dökülmüş erguvanlar ayaklarımın dibinde başımda dalları pespembe çiçekleriyle

Özel bi şey olmalı bu sahnede

İlan-ı aşk, evlenme teklifi, seni seviyorum demek, ilk öpüşme

Romantizm...

Yaza yaza bunu mu yazdın???

:)))))


Pazartesi, Nisan 01, 2013

Karanlıkta Komedi



Yıldız Teknik Üniversitesi oyuncuları 5 Nisan akşamı Artvin Şavşat Köprüyaka Yatılı Bölge Okulu yararına Karanlıkta Komedi oyununu sergileyecek.

Mekan Yıldız Teknik Üniversitesi Davutpaşa Kampüsü Elektrik-Elektronik Fakültesi Konferans Salonu

Hem katkınız olsun hem de cuma akşamında keyifli bi'şeyler izlemek isterseniz...

Rezervasyon ve İletişim:
05433173696
05436439243

YTÜ Oyuncuları ve oyunla ilgili bir ropörtaj...
http://www.ntvmsnbc.com/id/25353783/#storyContinued


Pazar, Mart 24, 2013

Kahve

Bazen hic umulmadik bi yerde oyle bi'seyle karsilasirsiniz ki...

Beklemezsiniz cunku ordan beklentiniz dusuktur...

Bu sabah ablamin fizyoterapi seansi icin gittigimiz Balat'taki Or-ahayim musevi hastanesinin kafeteryasinda beklerken vakit gecsin diye soyledigim kahve oyle bir sunumla geldi ki agzim acik kaldi

Bes yildizli bir hastanenin isletmeciye verilmis luks kafesinde olsa sasirmazdim

Muhtemelen hastanenin kendi islettigi basit bi cay ocagi ve yaninda kurabiye kek sandvic satiyor

Bu kadar anlatmaya ne geldi derseniz....

Fincanin altinda nakkash yaziyordu ;)))

Yolunuz duserse Halic'in kiyisinda bi keyif kahvesi icin derim ;))



Perşembe, Mart 21, 2013

Karikatürlü Paşabahçe

Paşabahçe canavarlarına müjdem olsun :)))

Latif Demirci imzalı karikatürlerin üzerinde olduğu bardaklar çok eğlenceli...




Cumartesi, Mart 16, 2013

Merkür Geri Giderken

Elektronik aletlerin bozulmasından, iletişimin aksamasından hep suçlu merkürdür...

Bi keresinde tartışmanın en hararetli yerinde birinin çıkıp, "merkür geri gidiyo ondan bu" demesi olayın bütün ciddiyetini sona erdirmiş herkesi gülme krizine sokmuştu.

Unutmam :)))

Merkür gitti geri, bitti.

Kazasız belasız atlattım derken; dün telefonum bir anda kapandı ve bi daha da kendisinden yaşam belirtisi alınamadı.

Apar topar servise yetiştirdim; lakin yaşatmak için aldığım zamanki paranın yarısını, bugünkü değerinin fazlasını istediler.

Ana kartı değişmesi gerekiyormuş yani beyin nakli...

Yani yapılsa da geçmişini hatırlamayan bir hiç...

Öyle kala kaldım...

Adresler, telefonlar, saklanan mesajlar, notlar, alarmlar ve bazı şifreler

Yedeği yok hatırda kalan kadar her şey

Yani hiç...

Akıllı telefonlar akılsız kıldı bizi

Yeniden bi dünya kurmam lazım kendime ve bu kez her kaydımın fiziksel bir kaydını da tutmak niyetindeyim, unutmazsam eğer...


Perşembe, Mart 14, 2013

Sabah Aileleri

Her sabah servisi beklerken, okula giden çocuklar ve onlara eşlik eden ailelerini izliyorum...

Haliyle her sabah aynı saatte aynı insanları görünce bir göz aşinalığı, bir haklarında fikir yürütmedir başlıyor...

Fotoğraflarıyla anlatmak isterdim aslında...

Bi tane süslü ve şımarık bi kız çocuğu, bi edası bi havası var, güzel saçları her zaman süslü tokalarla şekillendiriliyor. Sanırım adı Naz...

Bi de ablası var ortaokula gidiyor olmalı; küçük hanım çoğunlukla babasının kolunda sürekli bi'şiler anlatıyo, ilginin sürekli kendinde olmasını istiyor. Geçenlerde annesi "yeter bi sus artık" dedi.

Bir anne oğul var. Anne her zaman başında örgü bi bereyle, oğlanın da kulaklarını da örten siyah bi şapkası var. İkisi de beyaz tenli gözleri kızarmış gibi; başları önde yürüyorlar. Çok çekingen ürkek bir hali var  ikisinin de, oğlan annenin kopyası. Ama bir kaç gündür annesi değil, dedesi olduğunu tahmin ettiğim onlara çok benzeyen yaşlı bir amcayla gidiyor çocuk. -annen nerde ufaklık diyesim var-

Her sabah telefonu kulağına dayamış konuşarak yürüyen başka bir oğlan çocuğu var, yanında babası olduğunu tahmin ettiğim bir adamla. Sanki çocuk annesiyle konuşuyor her sabah rapor veriyor ama istisnasız her sabah. Anne babası ayrı mı acaba? Bi çocuk cep telefonuyla bu kadar konuşturulur mu? -yazık o beyne-

Ellerinde arasına salam konmuş ekmekleri yada peçeteye sarılmış tostları yiyerek yürüyen çocuklar var bir de... (okul kantinlerine istediğiniz düzenlemeyi yapın, nasıl kahvaltı ediyorlar ona bakın)

Daha büyükçe bi oğlan çocuğu ve annesi var. İri yapılı ikisi de. Siyah kısa permamsı saçlarıyla kırmızı suratı ve hantal yürüyüşüyle ben de alkolik hissi yaratan bi kadın, anne...

Okulda öğretmen olduğunu tahmin ettiğim bi anne ve kızı var. Anne geçenlerde saçını boyattı, o günden beri daha bi makyajlı süslü gidiyor okula...

Sonra bi baba var, yaşları yakın yada ikiz erkek çocuklarının çantasını taşıyor. Çocuklardan biri de onun laptop çantasını... Baba işe yetişecek acelesi var belli, çocuklar arkadan sallana sallana... 
Arada bir dönüp hadi dercesine bakıyor onlara

Çocuklar ebeveynlerinin küçük birer kopyası, 

Kiminde haylaz bi bakış, kiminde mahçup kiminde uykulu bi ifade...

Ama hepsi çocuk...




Cumartesi, Mart 02, 2013

Kemik Tarak

Bu da yeni bir keşif...

Aznavur Pasajı'nda giriş katta sağdaki bu küçük tezgahtaki taraklar bizi bizden aldı...

Tarak diyip geçmeyin kemikten yapılan bu taraklar uzun bir el işçiliğinden sonra saçınızı tarayabilecek hale geliyormuş. Ustası Şadan Argun meşakketli süreçten bahsederken, atölyede çalışırken kokudan yanına yaklaşamazsınız diyor. İki sene öncesine kadar Beyoğlu Olgunlaşmada da  bir tezgahı olduğunu ama artık sadece bu pasajda onu bulabileceğimizi söyledi.


Rahmetli dedemin vardı böyle bir tarağı, bize geldiğinde başını kucağımıza koyar sakalını ve saçlarını tarardık keyifle.

Dayanamadık biz de aldık kendimize bi tane.

Efendim kemik tarak; saç kırılmasını, elektriklenmesini, kan dolaşımını hızlandırarak saç derisini besler yara kepek oluşumunu engeller, saç dökülmesini karşı saçı güçlendirirmiş.


Tarakların üstündeki zarif işlemeleri Şadan beyin eşi Serap hanım yapıyormuş.




Bu kadar güzellik ve el emeği söz konusu olunca tabi fiyatlarının bi tarak için fazla olduğunu düşünebilirsiniz. Desensiz taraklar için 75, işlemeli için 150 lira gibi bi bedel ödemeniz gerekiyor.
Ama Şadan bey biraz ikramda bulunuyor ;)

Sadece tarak değil başka el emeği ürünler de bulabilirsiniz bu küçük dükkanda





Kendisine ulaşmak isterseniz,
Şadan Argun
İstiklal Caddesi No.212/2 Aznavur Pasajı Galatasaray
0212 252 31 62 - 0530 575 78 13

Çağırır Sizi İstediğiniz Yerler...

Bir ay önce Beyoğlu turunda girdiğimiz bir ara sokaktaki mekanlar dikkatimi çekmişti. Buraya daha sonra keşif için tekrar gelmeliyim diye geçirmiştim içimden.

Sokağın adını bile bilmiyordum, bi daha gittiğimde nasıl bulurum için aklıma attığım işaret sokağın ters U şeklinde olmasıydı... -ne işaret ama-

Geçenlerde arkadaşımın Beyoğlu'nda güzel bi mekan var hem deneyelim hem görüşmüş oluruz teklifiyle o sokağa yeniden gideceğimi hiç tahmin etmezdim.

Hayat işte ne istediğinize dikkat edin boşuna demiyolar ;))

Sokağın adı: Emir Nevruz

Keşfettiğimiz Mekan: Varka Antakya Lezzetleri

Keşfedilmeyi bekleyenler: Ala Fontana, J'adore Chocolatier&Cafe

Gelelim keşfettiğimize...

Yöreden arkadaşların tam not verdiği benim de naçizane lezzetlerini, kalitesini, temizliğini, hizmetini ve fiyatlarını beğendiğim nezih bir mekan.

Yemeklerin yanı sıra dut çayını da deneyebileceğiniz mekana gitmeden önce rezervasyon yapmanızı öneririm.




www.varkabeyoglu.com

Cumartesi, Şubat 23, 2013

Aferin Bana

Her türlü zorluğa rağmen 3 yayın daha yaptım bu akşam :))

Annemin Marifetleri'nde




Yonca'dan Tarifler'de





2 saat

Evet bir yazı 2 saat sürerse tabi yazmam :))

Resimleri hale yola koymak, iphonela dik çekildiyse bi kaç farklı işlemden sonra dik yayınlayabilmek, hele de çok resim varsa...

Biraz da yemek tariflerine geçiyim diyorum ama onla ne kadar uğraşcamı kestiremiyorum

Hadi hayırlısı ;))

Beyoğlu Turu

28 Ocak pazar günü soğuk ve yağmurlu bir İstanbul sabahında; hava koşullarına aldırmadan tarih ve kültürün peşine takıldım...

Ne mutlu ki öğlen saatlerinde yağan lapa lapa kar süsledi günümüzü, zevkten dört köşe ağzım kulaklarımda ayaklarıma kara sular inmesi çok da umrumda olmadı.

Özel bir gruptu bu gezideki insanlar, önderimizse Sezai Gülşen hocaydı ki, böyle bir gezi için onun üstünde bir isim olamaz bence...

Sezai Gülşen hakkında>>

Şimdi ayakta olmayan mekanlarda yıllar öncesindeki anılarıyla gerçekliğe büründüren bir usta...

Taksim AKM'den başlayan; Galata Kulesi'nin dibinde biten kocaman bir tur...





Özel Eseyan Ermeni Lisesi içindeki kilise papazının 40. yılı nedeniyle gerçekleştirilen ayine denk gelmek, ve tabiki bu özel mekanın Sezai Gülşen hoca için açılması ne kadar şanslı olduğum hakkında bir fikir verir sanırım.




Yine Sezai hoca'nın sayesinde o sırada kapalı olan Ses Tiyatrosu'nun kapılarının açılması...




Casa Garibaldi, yakında gireceği restorasyon öncesi ziyaret etmek. Saçma sapan boyalarla örtülen duvarların süslemelerin ortaya çıkartılması çalışmalarını ve binanın yapımında ustaların o zamanın dilinde arapça duvara yazdığı hesaplamaları görmek heyecan vericiydi.

Casa Garibaldi'nin babası diyebileceğim Sedat Bornovalı, bu binada bulduğu her yeni bir tarihi bulguyu facebook ve blog üzerinden yayınlıyor ki takip etmenizi öneririm.

Casa Garibaldi/facebook

Casa Garibaldi blog



Derneğin toplantı tutanak defterleri (yüzyıll öncesine ait bir deftere dokunabilmek çok heyecan vericiydi)


Kırım Anglikan Kilisesi gotik mimari örneği, hava kararmak üzereyken ziyaret ettiğimiz mekan adeta korku filmlerinden fırlamış gibiydi. Ürkünç :)))





Nerelerdeydik?

Atatürk Kültür Merkezi,
Atatürk Anıtı,
Maksem,
Surp Voskeperan Ermeni Katolik Kilisesi,
Aya Triada Rum Ortodoks Kilisesi,
Eseyan Ermeni Lisesi içindeki kilise
Küçük-Büyük Parmakkapı Yapıları,
Afrika Han,
Büyük Kulüp,
Rumeli Pasajı,
Alkazar Sineması,
Köçeoğlu Apartmanı,
Ses Tiyatrosu,
Çiçek Pasajı,
Üç Horon(Surp Yerortyun) Ermeni Kilisesi,
Zografyon Lisesi,
Hocopolo Pasajı,
San Antonyo di Padova Kilisesi,
Elhamra Pasajı,
Doğan Apartmanı,
Tünel Meydanı,
Casa Garibaldi
Kırım Anglikan Kilisesi..

Biriken Yazılar

Blog yazmak için otursam da bilgisayarın başına, telefonumda biriken fotoları temizlemekle geçtim bi saatim...

Teknoloji bi yandan hayatımızı kolaylaştırırken bir yandan da tembelliğe itiyor...

Sadece bilgisayardan yazabilirken daha çok yazıyordum sanki, makinemde bir sürü fotoğraf yazı malzemesi olarak aylardır bekliyor...

Ne silip unutmaya, ne yazıp yayınlamaya...

Bu akşam ne kadarını hayata geçirebilirim bilmiyorum

Kulağımda Burcu Güneş'in yeni albümü Gül Kokusu, masanın altındaki ayaklarım onunla dans ediyor, parmaklarım klavyenin tuşlarında...

Hadi hayırlısı :)


Pazar, Şubat 17, 2013

Mevsim Hastalığı

Bu günlerde herkesin yakınlarında dolaşan bazılarımızın bizzat içine kaçan mikrop benim de kale duvarlarımı zorluyor...

Kardeşim ve ablamı ele geçirdi çoktan...

Ben de surları güçlendiriyorum UMCA diye bi bitkisel takviyeyle...

Aslında geçen sene Dilek önermişti, geçenlerde de bir kulak burun boğaz doktoru tavsiye edince, bi de prospektüsü okuyup koruyucu etkisini de görünce sabah akşam içiyorum artık.

Bir tür sardunya kökü ekstresiymiş, sevimli bi tadı yok ama şifa niyetine 

Dört gündür boğaz ağrısı yutkunma güçlüğüyle uyandığım sabahları gayet başarılı geceye bağlıyorum.

İnşallah hayırlısı ile atlatıcam kuşatmayı :))

http://www.ilacpedia.com/prospektus/umca-solusyon  

Cuma, Şubat 15, 2013

Gun İtibariyle

Dogdugum gun :)

Resim de dogdugum anin bi gostergesi -yani annemin söylediklerinden çıkarttığımız-...

Hizli basladi kutlamalar, pastami 9:30 olmadan kesmistim bile...

Hediyeler, cicekler oglen olmadan gelmisti bile...

E benim gibi erken erken dogan, sabirsiz birine yakisir bi dogum gunu yasiyorum

Ben de erkenden tesekkur ediyim, arayip soran hatirlayan seven tum sevdiklerime :))))




Çarşamba, Şubat 13, 2013

Hani Geçenlerde

Yeni bir depresyon türü keşfetmiştim ya...

Virüsü bana bulaşmış,

Hayır dönüp kendi yazdığımı okusam kendime faydam olcak

Ama ne gezer

Kendi yazdığını bile unutan bir yazara kim inanır...

Kendime rutin fırçamı attıktan sonra esas konumuza dönebiliriz.

Aslında dönecek bi konu falan yok,

Yılın en yapmacık gününü idrak edecek olmak dışında

Günlerden bi gün aylardan bi gün yuvarlanıp gidiyoruz.

Gün demişken bugün çok sevdiğim 3 insanın da doğum günü olması sebebiyle

Takvimimde daima kıymetli bir gün

Çok ilginç geliyor bana bugün

Acaba bütün 13 Şubat doğumlularla böyle bi çekim var mıdır aramda?

Var mı başka 13 Şubat, tanımak isterim

Bu vesiyle sevgili dostlarımın bir kez daha doğum gününü kutlamak ve mutlu, sağlıklı yıllar dilemek istiyorum.


Deşifre bi blog yazarı olmak ya da deşifre demeyelim hiç kimliğini gizlememiş biri olarak;

Her zaman her şeyi yazamıyosun

Bi otokontrol mekanizması giriyor devreye ister istemez

Ruh halimdeki her dalgalanmanın sevdiklerimin yüreğinde bir heyecan dalgası yaratıp neyi var bu kızın dememeleri için

Ya da yaptığım yaramazlıkların ileride aleyhime delil olarak kullanılmasının önüne geçmek için

Bazen ağzımı bozsam da içimden, hep düzgün cümleler kurma derdinde olmaktan

İsyankar olamamaktan

Sus pus oluyosun, suya sabuna dokunmamak için una şekere bulanıyosun...

Cuma, Şubat 01, 2013

30 Yıl Sonra Öğrendiğim Gerçek

Bizim zamanımızda okumayı söktüğümüzde göğsümüzün üstüne çengelli iğneyle kırmızı bir kurdele takarlardı. Artık okuyabilen çocuklar olarak gururla taşırdık, ilk önce takmak ayrı bi gurur kaynağıydı.

Buraya kadar hikaye herkese tanıdık...

Kurdele takan çocuk sınıfına şeker, çikolata türünde bir ikramda bulunurdu. Kendi sınıfından sonra okuldaki öğretmenlere dağıtırdı. Gelenek buydu.

Ben yıllardır bunun herkes için böyle olduğunu sanıyordum. Pazar günü İstiklal Caddesi'nde Hacı Bekir'in önünden geçerken Hacı Bekir'in benim kişisel tarihimdeki yerinden bahsedince -kurdele çikolatamı ordan teyzem yaptırmıştı- "öyle bi adet mi var?" yaklaşımını başka arkadaşlarımda denedim.

Ve 30 yıl sonra bu gerçekle yüzleştim, kimse kırmızı kurdele takınca çikolata dağıtmamış.

Nasıl yaşarım bundan sonra bu gerçekle ;)))

İspatım da yok ki o günlere dair.

Yıl 1982...

Cep telefonu daha icat edilmemiş, sosyal medya desen "sosyal"i başka cephelerde "izm, ist" lerle dolaşırken medyaysa hiç yoktu.

Oysa onlar olsa kurdele, çikolata dağıtımı fotoğraflarla belgelenir, sosyal paylaşım sitelerinde eş-dost beğenirdi.

Sahi şimdi nasıl oluyo bu işler????