İspanya'nın başkenti Madrid, görkemli mimarisi ve renkli kültürüyle seyahat etmeyi sevenlerin mutlaka ziyaret ettiği bir şehir.
Madrid’in renkli dünyası uçaktan inip pasaport kontrolüne yürüdüğünüz koridorda karşılıyor sizi. Hele bir de güneş bu camlardan içeri girdiği sabah saatleriyse mutlu giriş yapıyorsunuz ülkeye.
Geniş caddelerde gösterişli tarihi binaların kapısında yer alan tabelalardan Türkçe ve İngilizce’den devşirdiğimiz kelimelerle bakanlıklar olduğuna kanaat getiriyoruz. Evet burası başkent 😄
Plaza de Espana’daki Cervantes heykeliyle başlıyoruz Madrid turumuza. Don Kişot’un yazarı İspanyolların Sheakspearı, bir süre İstanbul’da esir olarak yaşadığı rivayet edilen Miguel de Cervantes.
Madrid'in ikonik yapılarından biri olan Kraliyet Sarayı (Palacio Real de Madrid), İspanyol kraliyet ailesinin resmi ikametgahı ve barok mimarisinin en güzel örneklerinden biri. Atlı süvarileri ve bahçesindeki tavus kuşlarıyla tanışma fırsatı bulduk 😂
Mercado de San Miguel, Madrid'in en ünlü ve turistik pazarlarından biri. 1916 yılında inşa edilen bu tarihi pazar, zarif demir ve cam mimarisinin yanı sıra tapas barları, taze deniz ürünleri tezgahları ve İspanyol mutfağının çeşitli lezzetlerini sunan stantlarıyla ünlü. Lezzetlerin görsellikle buluştuğu tezgahlardan özellikle envai çeşit zeytinler ve peynirden minik çiçek buketleri çok etkileyiciydi.
@flores.de (www.floresdequeso.com)
17. Ve 19. yy arasında Avrupa’da hükümetlere ek gelir sağlamak amacıyla evlerin sahip olduğu pencere sayısına göre vergi alınıyormuş. Sanırım bu bina da vergi nedeniyle tuğla ile örülmüş pencerelere sahip.
İspanyolların balkon kapatma işini yüzyıllar önce güzel bir şekilde çözdüğünü düşünüyorum. Bu kadar estetik ve zarif cam balkonlara hayran olmamak mümkün değil.
Confitería El Riojano 1855 yılında kurulan tarihi bir pastane, dekorasyonu ile orjinalliğini neredeyse koruyor. İspanya’da pastanelerin camına yapıştığım doğrudur. Lezzetlerinin hepsini denemek istesem de bir iki çeşitle sınırladım kendimi.
Ben Sol Meydanı diyeyim siz Puerta Del Sol…
İspanyolca'da "Güneş Kapısı" anlamına gelen bu meydan, İspanya'nın kilometre sıfır noktası ve ülkenin dört bir yanına giden yolların başlangıç noktası olarak kabul ediliyor.
Gran Vía, Madrid'in en ünlü ve hareketli caddelerinden biri. 20. yüzyılın başında inşa edilen bu cadde üzerinde birçok mağaza, tiyatro, sinema ve restoran var. Mimari açıdan da dikkat çekici olan cadde, farklı tarzlarda yapılmış binaları ve çatılarındaki heykelleri ile biliniyor. Çatı heykelleri Madrid’in genelinde yaygın.
Yeniden tatlıya dönüş yapıp churros deneyimimizi paylaşıyorum. Churreria Chocolateria 1902…
Churros ile sıcak çikolata gibi geleneksel İspanyol tatlılarını sunan ünlü bir mekan. İncecik churroslar ve yanında sıcak çikolatası kesinlikle denenmeli. Ayrıca mekanda ücretsiz soğuk suyunuzu kendiniz doldurarak içebiliyorsunuz.
Parlamento bölgesinde bulunan CaixaForum, sergiler, konserler, konferanslar ve diğer kültürel etkinliklere ev sahipliği yapan bir yer. 24 metre yüksekliğinde 250 farklı türden 15 bin bitkinin kullanıldığı ikonik bir dikey bahçesi olan binanın girişinde (sanırım orijinal ölçülerde) dinazor iskeleti sergileniyordu.
Plaza De Toros, boğa güreşleri yapılan arenalara verilen isim. Las Ventas’ı gördük dışarıdan. Arena’nın arka tarafında Matador müzesi diyebileceğimiz ücretsiz ziyaret edilen bir bölüm var. Matador kılıçları, kostümleri ve resimleri yer alıyor.
Yine Sol yakınlarında Alpargatería Casa Hernanz, geleneksel İspanyol ayakkabıları olan espadrillerin üretimi ve satışıyla tanınan tarihi bir dükkân. 1845 yılında kurulan mağazada el yapımı espadriller ilgi çekici.
Madrid’in meşhur bir gün batımı tepesi var dediler. En önden bir bank kapıp gün batımını huzurla beklerken, arkamı döndüğümde parkın tüm çimlerinin insanlarla kaplı olduğunu görünce şaşırdım. Çünkü öyle çok da abartılacak bir manzara değildi.