Pazar, Ocak 31, 2010

Kişisel Enerji Testi


Beni D&R'a sokmaya görün, boş çıkmamın imkanı yok. Yeni kitaplarım fotoğrafta gördükleriniz.

Bi grupta Yağız'a aldıklarım var, o bana okusun diye daha doğrusu onun okumayı ilerletmesi için aldıklarım :)))

Neyse esas yazma nedenime dönelim. Dün akşam Hayalden Gerçeğe Mutluluk'u okumaya başladım, bu akşam da Cazibenin Sırları. Kuantum'cu düşünceden yola çıkan bir konsepti var.

Aslında evimizin resmi kuantumcusu ablam ama ben kuantumun işime gelen kısımlarını kabul edip kalanıyla dalga geçen bi tipim :)))

Kitaptaki "Kişisel Enerji Testi çok hoşuma gitti ve blog takipçilerim de mutlaka bu testi yapmalı dedim.

Buyrun teste...

Asla: 0

Ender: 1

Bazen: 2

Sık sık: 3

Her zaman: 4

Aşağıdaki sorulara yukarıdaki rakamlardan sizin için en uygun olanı ile cevap verin.

1. Rahatlamış ve huzurlu bir şekilde uyanırım.

2. Güne heyecanla ve beklentilerle başlarım.

3. Kendime genellikle güvenirim.

4. Risk almaktan ve yeni şeyler denemekten çekinmem.

5. Kendi sorunlarımdan dolayı başkalarını suçlamayan, insanlarda kusur aramayan, hoşgörülü bir insanım.

6. Görünüşümden genelde memnunum.

7. Kendimi herkesle eşit görürüm. Saygı görmek isterim.

8. Mantıklı sınırlar çizer, mantıklı taleplerde bulunurum.

9. Sık sık gülümserim. Yaptığım işi eğlenerek yaparım.

10. Duygularımı dile getirmekten kaçınmam.

11. Doğaçlama davranırım. Hayatı bir macera gibi görürüm.

12. Farklı ilgi alanlarım ve yaratıcı yönlerim var.

13. Zamanımı iyi programlarım. Hiç bir zaman koşturmam gerekmez.

14. Kendime ve hedeflerime zaman ayırırım. Dinlenmeye de zaman bulurum.

15. Hedeflerim var.

16. Yaşamımdaki güzelliklerin değerini bilir, tadını çıkarırım.

17. Sağlıklı beslenme alışkanlıklarım vardır.

18. Düzenli olarak spor yaparım.

19. Yaptığım işe odaklanırım. Ne iş yaparsam yapayım, keyifle almaya çalışırım.

20. Değişime açığım, beklenmedik gelişmelerden rahatsız olmam.

21. İç güdülerime güvenirim ve bana yol göstermelerine izin veririm.

22. Olumlu ve yüreklendirici düşünür, konuşurum. Kendime hak ettiğim değeri veririm.

23. Sorunlarla yüzleşmekten çekinmem. Her sorunu bir fırsat olarak değerlendiririm.

24. Ufak tefek şeyleri takıntı haline getirmem. İşlerin kendiliğinden yoluna gireceğine inanırım.

25. İnsanları yargılamam ilişkilerimde yargınlanma korkusuyla hareket etmem.

Sorulara verdiğiniz puanların toplamı kişisel enerji katsayınızı verecek. Ancak içinde bulunduğunuz ruh haline göre cevaplarınız değişiklik gösterebileceğinden farklı zamanlarda yapıp ortalamasını almak, genel için daha doğru sonuçlar verecektir.

Gelelim enerji seviyenize ve açıklamasına...

100-80 arası: Oldukça mutlu birisiniz. Kişisel enerjiniz de muhteşem, siz memnun herkes de sizden memnun. Ama buna rağmen ters giden bir şeyler var diyorsanız, düşük puan verdiğiniz maddeler üzerine yoğunlaşın. Çok ufak değişimler bile büyük farklar getirecektir.

79-60 arası: Testi yapanların büyük çoğunluğu bu grupta çıkarmış -ben de-
Fena sayılmazsınız ama değer 75'in altındaysa geliştirilmesi gereken yönler var. Düşük puanlı bölümler için çalışmak lazım. Davranış kalıplarına baktığınızda kendinizi sık sık ikinci plana attığınızı fark edebilirsiniz.

59-40 arası: idare eder. Biraz rahatlayarak, daha affedici ve esnek olarak notunuzu yükseltmeye çalışmanızı; yardım almak için bu kitabı okumanızı öneriyorlar.

39-20 arası: Kendinize dair kuşkularınız, güvensizlikleriniz ve korkularınız var. Kendinizi severek daha olumlu bir kişisel enerji alanı yaratmaya çalışın. Azimli olun, bu kitaptaki teknikleri alışkanlık haline getirin. -ben demiyorum kitap diyor-

20'nin altındaysa: Önce bi psikiyatra gidin -bu tamamen benim düşüncem- ondan sonra bu testi bi daha çözün notunuz kendinizi kurtaracak seviyeye ulaşınca kitabı okumaya başlayın.

Testi çözen tüm meraklılara son hatırlatma; düşük puan verdikleriniz üzerinde çalışın, sonuç alamazsanız bana di'il kitabı yazana kızın ben sadece aracıyım :)))

Salı, Ocak 26, 2010

Kırkgöze İlköğretim Okulu

Muş Bulanık ilçesi Kırkgöze İlköğretim okulu öğrencilerinin ihtiyaçları için son haftaya girdik.

Ancak hala 350 çocuğun montu eksik :((((

Yardım etmek isteyen yok mu?????

http://dortyaprakliyonca.blogspot.com/2010/01/yardmmza-ihtiyac-olanlar-var.html

Çikolata Sevgilim


Nestle'nin sevgi mesajlı çikolatalarına bayılıyorum :)) Lezzeti bir yana her paketin arkasındaki maniler ayrı güzel.

Ama en çok da son tüketim tarihinde yazan cümleye :)))

Pazar, Ocak 24, 2010

Süt Aşkı

Çok okunan ve takip edilen bir blog olunca; büyük firmalar özel ürünlerini sizinle paylaşıyorlar!!

Bildiğiniz gibi Sütaş; süt aşkıyla geçen 35 yılını çeşitli etkinliklerle kutluyor. Böyle benim gibi önemli insanlara da çeşitli hediyeler gönderiyor -tamam tamam abarttım, bana gelmedi ama gerçekten böyle bi hediye var- :))


Kalp şeklinde inek desenli bir metal kutu içinde yine üzerinde sütaş inekleri olan bitter ve sütlü iki tadın bir arada olduğu çok güzel çikolatalar ve kalpli kurabiyeler.

Payıma bir kaç çikolata düştü :)))

Cumartesi, Ocak 23, 2010

Yukarı Bak


Sömestr tatili kutlamalarım devam ediyor:))

Bugünkü alışverişimde "Up" filminin dvd'sini de almıştım.

Mısırları patlattım, küçük odayı özel sinema salonuna dönüştürerek yer minderlerinde uzatıp ayaklarımızı Up'ı seyrettik.

Yılın animasyon filmi olarak gösterilen film gerçekten çok keyifliydi. Her şey bir yana sadece Erol Günaydın'ın seslendirmesi için bile izlenir.

Karne Hediyesi

Bugün sömestr tatilinin resmen ilk günü; kar yağışı da karne hediyesi oldu çocuklara...

Dün akşam televizyonda sömestr nedeniyle hafta içi yayına başlayacak çizgi film kuşakları reklamlarını görünce, çocukluğum ve o zamanlarda neler hissettiğim neler yaptığım geldi aklıma.
Televizyonun saatli açılıp kapandığı dönemlerde günün tek çizgi filminin saatini beklerdik izlemek için. Sonra anneyle gidilen öğleden sonra ev gezmeleri olurdu. Kısaydı zaten ne yapılabilirdi ki fazladan...

Bugün kar yağışından pek dışarı çıkmayı düşünmezdim aslında. Ama bir haftadır ertelediğim kısa bi iş için çıkmak zorundaydım. Çıkmışken evden; şiddetli rüzgarın bizi Forum İstanbul'a sürüklemesine izin verdim.



Çok da iyi oldu :)) sakin sakin alışveriş yaptık ve Barbie sergisini gezdik.

Barbie; bütün kız çocuklarının tutkusu hayalidir.

Benim çocukluğumda hiç Barbie'im olmadı.

Fatih'e her çıktığımızda o dönemin pahalı oyuncaklarının satıldığı Musti oyuncakçısına koşar vitrinin dışa yakın sağ üst köşesinde duvarda duran Barbie'ye hayran hayran bakardım, bakardık.

Ve derdik ki;

"Çalışmaya başlayınca ilk maaşımla Barbie alıcam"

Büyüdük, işlerimiz oldu, maaşlarımız oldu. Ama hemen gidip bi Barbie alıyım olmadık. 5-6 sene önce ablam Paris'e gittiğinde bir Barbie'yle döndü eve.

Bugün de hadi bi sergisini gezelim, neleri varmış Barbie'nin dedik. Aman Allah'ım neleri yokmuş ki. Büyülendim. Ne kadar etkilendiğimi koyduğum 15 resimden anlayın artık. Herhalde koyamadığım bi 15-20 resim daha vardır. Meraklısına gidip görmesini öneririm. Gidemezse bende ki diğer resimleri seve seve gönderirim.

Tüm Barbie'ler dönem dönem birbirinden şık kıyafetlerle camekanlarda boy gösteriyor.


Arkada duran somon rengi elbiseli Barbie; çocukluğumda oyuncakçının vitrininde beni büyüleyen. 1985 üretimi.

Ben resim çekmekten pek altlarında yazan açıklamalara dikkat edemedim ama bunlar "Limited Edition"lardı yanılmıyorsam.

Güneş ve ay teması. Çok etkileyici

Özgürlük Heykeli


My Fair Lady






Sisy. Yüzündeki masumiyet büyüleyici.

Scarlet O'Hara ve Marliyn Monroe



Gelinler

Prenses Diana'nın öldüğü yıl 1997'de anısına üretilen Barbie

Daha ne Barbie'ler var, ünlü modacıların tasarladığı özel kıyafetlerle.

Yalnız bu serginin çıkışı Barbie ürünlerinin satıldığı bir alana oluyor. Tabii o büyünün etkisiyle kendinize bi Barbie almak için bir dürtü hissediyorsunuz ve alıyorsunuz. Hatta ordaki Barbie'ler sizi kesmiyor en yakındaki oyuncakçıya dalıyorsunuz ve önünüze gelen ilk Barbie'yi de alıyorsunuz.

Ama eve gelip baktığınızda görüyorsunuz ki Barbie'ler arasında çok fark var :))


Anlıycağınız biz bugün sömestr tatiline çıktık. Kendimize karne hediyesi olarak da birer tane Barbie aldık.

Çarşamba, Ocak 20, 2010

Yardımımıza İhtiyacı Olanlar Var!

Belli başlı, büyük dernekler dışında kişisel yardım kampanyalarını takdirle karşılasam da genelde temkinli yaklaşırım. Ancak bu sefer ki başka.

Şüpheyle yaklaşırsanız da, anlarım sizi...

Hikayeyi yardıma ihtiyacı olan okulun öğretmeniyle görüşen, Nuray ablanın kaleminden okuyun...

"Daha önceki mailimde size Twitter dan ve bu site de yeni yapılan okulları için ihtiyaç listesini toparlamaya çalışan Türkçe öğretmeni karo555 den bahsetmiştim.

Muş , İstanbul'a aşağı yukarı 1340 km, Bulanık da Muş a 140 km, Kırkgöze de Bulanık'a 20 km mesafede bir köy. Bu arada ben okulda yeni göreve başlayan Fatma Öğretmenle de msn ve twitter aracılığı ile konuşmaya başladım.O bir İngilizce öğrtemeni .Yeni mezun. İzmirli. Daha 3 haftalık öğretmen.Kırkgöze ilk görev yeri. Okuldaki tek İngilizce öğretmeni.

Okul 600 öğrencisi olan bir ilköğretim okulu. Aslında resmi rakkam 700 . Ama çocuklardan İstanbula çalışmaya giden, evlenen, çalışmak zorunda olanlar varmış. Kızlarını okula göndertmeyen aile yok diyor karo555.

Bulanık 'da esnafı kepenk kapatmaya zorlayan şu malum örgüte karşın, kapatmayacağım diye direnen Mardinli dükkan sahibinin keleşle , yağmaya gelenleri taradığını okumuşsunuz dur gazetelerden. Sordum , malum örgütün baskısı varmı diye ... Yokmuş.

Her dersde, en az 15 dk . Aziz Nesin'lerden, Sait Faik'lerden bahsediyorum ben çocuklara dedi karo555. İçim ısındı çocuklar emin ellerdeler diye...

600 çocuğun 200 ü ortaöğretim 400 ü anaokulu ve ilköğretim öğrencisi.

Fatma öğretmen o 200 çocugun İngilizce derslerine tek başına yetişmeye çalışan gencecik bir öğretmen. Çok yoruluyorum. Hepsine yetişmeye çalışıyorum ama bazen yetişemiyorum. Yine de işimi çok seviyorum dedi.

Keşke yardım edebilsem sana ...

Benimde formasyonum var. Ama ben turistlere bu ülkeyi anlatmayı seçtim."Öğrencilerin hepsi köy çocukları...Öyle zor durumda olanlar var ki... Sırtında hırka, ayakda lastikle geliyorlar"diye anlattılar... Onlar istemediği halde, şeytan dürttü beni.

Bende uydum o şeytana...

E onların birer tane yeni montu, bir çift de kışlık botu olsun dedim. Bir de dedim ki, benim meslekdaşlarım, sizin gibi insanlara ellerinden geleni yaparlar ...

Ve sizlere önceki mailimi attım. Kendilerine minnettar olduğum 4 rehber arkadaşım bana geri döndü. Bizde bir şeyler yapmak isteriz diye. Hala bir umut bekliyorum. Bir kere daha şansımı denemek istedim. Çünkü inanmak istemiyorum sadece 5 kişi olduğumuza.

İbadetin de , kabahatinde gizli kalması gerektiğine inananlardanım. Ama bazen şartlar zorluyor insanları harekete geçirmek için. Aşagıda linklerini vereceğim yazılardaki listenin, çanta hariç, hepsini temin ettim bu sabah itibarıyle. Sizlere bu maili yazarken de 600 çocukdan 90 tanesine yeni mont alabildim. Akşama kadar geri kalan miniklerinde birer montu olacak diye umuyorum. Tabi bunları tek başıma yapmıyorum. Ben sadece köprüyüm. Bu sabaha kadar acaba hepsini temin edebilecekmiyim diye geçiriyordum aklımdan.

Ama "Ben şunu alıyorum.. Kaldırın listeden" diyen insanlar aramaya başladıkca, içim yeniden kıpır kıpır oldu benim. Şimdi bir kere daha soruyorum. Varmı içinizde, bende o miniklere bir şey yapmak istiyorum diyen.

http://docs.google.com/View?id=df49thmf_88cr6wrmd4

http://kirkgozegitimdestek.blogspot.com/

P.S. Bu arada karo555 , bu sabah, Bulanık Kaymakamından, yapılan yardım toplama çalışmaları bilgimiz dahilindedir diye resmi bir yazı oldı. PTT kargo ya başvuracaklar malzemeyi ücretsiz taşıması için. Aras kargo, 15 Ocak da biten ücretsiz taşıma desteğini, Ocak ayı sonuna kadar uzattı.

Kucak dolusu sevgiler hepinize"


Bizler şimdi her çocuğa bir mont gönderebilmenin telaşındayız.

Bir montun fiyatı 22,50 TL

Hande ve ben 5'er mont bizden dedik, sonra da haber saldık sağa sola.

Ama 600 çocuğa, 126 mont alabildik henüz.

Daha çok yardıma ihtiyacımız var, ihtiyacı olanlara destek olabilmek için.

Siz de yardım etmek isterseniz eğer, yoncatopkara@gmail.com 'a mail atın bana

Pazar, Ocak 17, 2010

Yeni Temamız

Yukarda da gördüğünüz gibi temamız yenilendi.

Doğum günüme 1 aydan az bir zaman kalması sebebiyle BEN :)

Malum bi de 14 Şubat gibi özel bi gün de bu ay içinde -artık bana anlamlı gelmese de-

Yine de aşk balonlarının etrafımızda uçmasının bir zararı olmayacağını düşünüyorum.

Yine tasarımcımız kardeşim Yavuz'a özel teşekkürlerimle....

Bir Kestane

Kestane tezgahında sıranın bana gelmesini beklerken; kestanecinin tezgahın arka tarafında közde pişirdiği kestaneleri müşterilerine ikram ederken yanımdaki yaşlı amcanın.

-bir tane daha ver

demesi dikkatimi çekti.

Kendisi için mi istiyordu eşine mi?

Yaşlı teyze yanımıza geldiğinde ona uzattı kestaneyi.

-Almam, istemem dedi teyze.

-Teyzecim beyin seni düşünmüş almaz mı insan, diye gülümseyerek ben de karıştım konuşmaya.

Ne para, ne pul, ne aşk ne meşk...

Böyle yaşayabilmeli, yaşlanabilmeli insan...

Cumartesi, Ocak 16, 2010

Un-Kapanı

Unkapanı semti adını “un” ve Osmanlılar Dönemi’nde kullanılan bir çeşit tartı aleti olan, toptan satış yapılan yer anlamına da gelen “kapan” kelimelerinden almıştır. Semte “Unkapanı” denilmesinin sebebi ise, İstanbul’a tahıl getiren gemilerin yüklerini Unkapanı’na boşaltılmasıdır.

1840’lı yıllara kadar İstanbul’da çoğunlukla rüzgar, su ve at ile çalışan değirmenler kullanılmışken, bu yüzyılın sonunda bu değirmenler yerlerini buharla ve elektrikle çalışan yeni tesislere bırakmıştır. Bu büyük tesislerden biri de Unkapanı’nda kurulmuş olan “Unkapanı Değirmeni”dir.

İstanbul Manifaturacılar Çarşısı yapımı sırasında, değirmen yapısı yıkılmıştır. 1980’li yıllarda yapılan ihale ile Unkapanı Değirmeni’ni, Ticaret Borsası satın almış ve otopark olarak kiraya vermiştir. -otopark rantı 1980'lerden başlamış demek ki-

Değirmen binasının bulunduğu yerde bugün İstanbul Manifaturacılar Çarşısı Blokları bulunmaktadır.



Makalenin tamamına ulaşmak için http://www.mimarizm.com/disses/Detay.aspx?id=1204

Unkapanı'nı, Manifaturacılar çarşısını İMÇ'yi bilmeyen yoktur. Ama tarihini ve geçmişini eskiden yerinde ne olduğunu bilmiyordum, dahası Unkapanı'nda kocaman bir değirmen kompleksi olduğunu.

Bugün gördüğüm şeylerin geçmişinde yerinde olduğunu merak etmişimdir hep. O günün resmine bakıp kendimi orada, neler görebileceğimi hayal ederim. İbb'nin şehir haritasından geçmiş yıllara ait uydu görüntüleriyle hayal dünyama katkıda bulunabiliyorum artık.

Salı, Ocak 12, 2010

Bak Postacı Geliyor


Yılbaşında gönderdiğim kartların iade-i postaları geldi. Eski yöntemler o kadar keyifli ve etkisi o kadar uzun sürüyor ki...

Bunlar bir sms yada mail olsaydı; bir kaç dakikada hazırlayıp yüzlerce kişiye gönderebilirdim. Cevapları da bir kaç dakikada bilemedin bir iki günde dönerdi.

Oysa kart gönderme fikri, kartları satın alma, yazma, süsleme, gönderme, kartı alanların tek tek gelen teşekkür telefonları ve postadan adıma gelen kartlar.

Yani nerdeyse üç haftadır yılbaşında kart göndermenin verdiği uzun süreli keyfi yaşıyorum.

60 saniyede moral depolama

60 saniyede moral depolama diye bir kitap okuyorum. İlk bölümünde sabah aynadaki kendinle gülümseyerek selamlaşmayı, gün için iyi dileklerde bulunmayı öğütlüyor.

Bu sabah kahvaltımı yapıp dişlerimi fırçaladıktan sonra aynada gülümsedim kendime, gün için iyi dileklerde bulundum hızımı alamayıp birini daha kattım içine.

Beş dakika sonra gelen mesajla irkildim. Ardından uzun bir sabah sohbetiyle 60 saniyede moral depolamanın gücünü görmüş olduk.

Pazar, Ocak 10, 2010

Evlenmek İstiyorum!

Evlilik kararı nasıl verilen bir karar?

Elde hangi veriler, hangi arzular olunca veriliyor bu karar?

Hande Subaşı'nın gazete başlıklarında yer alan "2010'da evlenmek istiyorum" cümlesi kafamı kurcalarken; Pakize Suda da bu konuyu taşımış köşesine.

Evlenmek istiyorum!

Ortada bir aday var da, ona mı mesaj gönderiliyor yoksa sadece niyeti ciddi olanlar yanıma yaklaşsın mı?

Evlenmek istiyorum!

Sol elimde alyans görmek istiyorum, sahibim var beni de seven var göstermek istiyorum herkese.

Evlenme teklifi -genel uygulamada yer bulan haliyle-erkekten gelir. İyi de bu erkek ne zaman ve ne dürtüyle bu teklifi eder?

Yıllarca evlilik planlarıyla yürütülen ilişkiler bitip, yeni tanışılanla onun aksine çok kısa bir sürede imzaların atılması nasıl bir matematiğin sonucudur?

Sahlep insanı

Milyarlarca, milyonlarca insan, katriyonlarca kişilik var. Malum herkesin bünyesinde birden fazla kişilik var, muhtelif zamanlarda çıkan.

Ama bana en ilginç geleni; tamamiyle iş ilişkisi içerisinde olduğum bir hanımın en sıradan iş konuşmasında bile geçirdiği hastalıktan, eşiyle gittiği yurtdışı seyahatinden, hasta olan tanımadığım iş arkadaşından bahseder.

Bazen onunla konuşurken kendimi bir şakanın içindeymiş gibi hissediyorum, telefonu kapatırken "en güzel günler sizlerin olsun" türünden vedaları var.

Fakat sonuncu karşılaşmamız, onu bloguma taşımamın şart olduğunu düşündürdü bana.

Plazanın asansöründe karşılaştık üst kattaki firmalardan biriyle toplantıdaymış, toplantıdan sonra sahlep içmişler nostalji olmuş. 1,5-2 dakikalık asansör karşılaşmasında sohbetimiz bu.

Tamam ben öyle kendini çok anlatan, naptığını ıcık cıcık anlatan biri hiç olmadım.

-ee blogunda her şeyi anlatıyosun ama-
-hayır, bence ikisi aynı şey di'il

neyse konumuza dönelim, insanları olduğu gibi kabul ederim fazla yorumlamam ama ben mi abarttım bu sefer????? :))))

2010 1'in 10'u

11 aylık Kaan'ın etrafını çevirdiğimiz kalın yastıklardan her seferinde kendine yol bulup kahvaltı masasına sızma girişmleri eşliğinde sevdiklerimizle keyifli bir pazar kahvaltısı ve dinlenmece.

Cumartesi, Ocak 09, 2010

Mutluluk

Bazı günler vardır; huzurun mutluluğun çok basit şeylerin bile ras'gitmesinin yüzüne koca bir tebessüm bıraktığı...

Sabah 06:20 uyanış;

07:30; feribot iskelesinin kapısındaki simitçiden çıtır çıtır sıcacık simitler almak, öğleden sonra benzin almayla uğraşmamak için ihtiyaç molası.

07:50; sabah gazeteleri kolun altına sıkıştırılıp sessizce eve giriş, -uykudakiler aman uyanmasın-

07:52; çay demleme, kahvaltı sofrasını hazırlama

08:10; kahvaltı hazır diyip bir öpücükle anneyi uyandırma :)

09:20; annenin kurdela nakışı maceraları için malzeme temini için istikamet Eminönü

09:35; kapısında kuyruğun birazdan metrelerce uzayacağı otoparkta, en iyi yere parkediş :)

11:55; öğleden sonraki randevu için hazırlanma ve bir kaç şey daha

12:55; trafiğe takılmadan Mecidiyeköy'den yolcu alma ve Çengelköy'e doğru yola devam

13:00; köprüde trafik yok :)

13:20; Çengelköy Huzurtepe'de Huzurtepe Caminin karşısındaki yüksek bahçe duvarından mimoza açmış dallarını gururla sarkıtan o muhteşem ağaç :))))))

15:25; Huzurtepe'den ayrılmadan mimozaların fotoğrafını çekmek. Çok yüksekte olduğunu düşündüğüm ama küçük bir dalına bir zıplamayla yetişip -ya da o bana eğildi, bilemiyorum- annem için ödünç almak

16:00; randevusuz kuaförümü müsait bulmak; Şişli'nin araç keşmekeşinde kapısının önünde boş park yeri bulmak :)

17:00; yeniden şekillenen saçlarımla aynadaki yüzümde kocaman bir tebessüm :)))))

Allah'a şükürler olsun; bugün mutlu oldum, mutlu ettim

2010 1'in 9'u


Çengelköy; Huzurtepe'de saat 15:25'te...

Baharın habercisidir mimoza, Nişantaşı'ndaki çiçekçilere düştüğünde mutlaka anneme bir kucak dolusu gelen...

8 Mart Kadınlar Günü'nün sembolü...

Çengelköy; Huzurtepe'de 9 Ocak'ta...

Cuma, Ocak 08, 2010

2010 1'in 8'i

Why be, why be diye anlatmıştım Tike'nin fastfood'unu. Geçen aylarda sağlam bir tadilat geçirdi oldu Tike Club.

Biraz daha kebap ağırlıklı ama eskisi gibi sandviç ve salataları var. Tadilatın sonlarına doğru, hala açılmadınız mı nerelerdesiniz diye uğradığım bir akşam baktım menüde "Mevsim Salata" yok. Olmaz dedim mutlaka eklenmeli.

Sağolsunlar eklediler.

Haftada en az bir kez mutlaka ordayız. İştahsızken iyiydi ama iştahım açıldığından beri benim için tehlike oluşturabilirmiş gibi geliyor.

Bu öğlen öyle bir yemek yedik ki anlatamam; hem servis mükemmel hem yemekler ve tabi ikramlarını da es geçemem.

Çıtır tavuk beyti, cidden çıtırdı
Club şiş, çok lezzetli ama porsiyon küçüktü
Lahmacun, her zaman ince ve çıtır tam istediğim gibi

Her zamanki gibi dondurmalı irmik helvası da muhteşemdi.

Offf yazarken bile canım çekti.

N'olcak benim bu halim ????

2010 1'in 7'si

Güzel bir bebek geldi dünyaya, adı Ömer bi de ablası var Ayşe.

Akşam saatlerinde ikinci kez anne olan arkadaşımı kutlamak için telefon açtığımda; göğsünde uyuyan bebişin yüksek tondan mırıltıları kulaklarımdan hızla geçip kalbime oturdu.

Sanırım yeryüzünde bir bebeğin huzurlu mırıltısı kadar güzel bir ses yok. Ve sanırım ben bu sesi hep anlatıcam :)))

Hoşgeldin Ömer'cik, huzurlu mırıltıların hiç eksik olmasın.

2010 1'in 6'sı

Günün akşamında sıkışık trafikte billboardlara bakarken;

çaya batırılan bisküvinin bir kaç saniye fazla kalması nedeniyle fazla yumuşamış kısmı tam ağza atılacağı anda cumburlop diye çayın içine düşmesin diye çay bardağıyla yakınlaşma anı



En gerçekçi,amacını en güzel anlatan resim bence. Bisküvi hep keyifle çaya batırılır -daha bu sabah benim yaptığım gibi :)))- ama en talihsiz ve en komik anı ağıza atma fırsatı bulmadan düşmesi. Karede çok güzel yakalamışlar.

Salı, Ocak 05, 2010

Cumartesi, Ocak 02, 2010

Son Şarkılar

Candan Erçetin'in son albümü çıktı. Tabiki daha rafta yerini almadan, elimdeydi. Kartoneti hala matbaa kokarken...

Unutursun'u (Parça 10) zaten Açıkhava'daki konserinde söylediğinde yazmıştım bir kenara.

Bahar (Parça 11) isminden midir, melodisinden midir, benim havamdan mıdır bilinmez uzun zamandır beklediğim de tarif edemediklerime cevap verdi.

(Parça 6) orjinal adıyla Volver Amor; çok sevdiğim ve etkilendiğim ama o kadar da meşhur olmayan -Goran Karan'ın "stay with me" gibi-bu şarkıyı seçmesini Kova kadını olmamıza bağlıyorum.

Unutama Beni (Parça 4) Esmeray tarafından söylenen ve bir çocuk tarafından -ki benim çocukluğuma denk gelir- sevilip etkilenebilecek ritm ve cazibeye sahip olmamasına rağmen yine benim için çok özel bir şarkıyı seçmiş. -çocukluğumdan kalma şimdi bana garip gelen bazı hayranlıklarım var. Mesela Coşkun Demir ve şarkıları, Nil Burak'ın Yalnız Adam şarkısını Issız Adam cd'sini dinlerken hafızasını kaybeden birisinin geçmişini hatırlaması gibi hatırlamam-

Neyse konu dağılmadan albüme dönelim.

Özet olarak sevmediğim şarkı yok desem abartmış olmam :))

Ama bir şey var ki takıldı aklıma.

Benden başka farkeden var mı bilmiyorum ama Kırık Kalpler Durağı'nı dinlerken şarkının nakaratına girişlerdeki hızlı ve derin nefes alış sesleri şarkıya kapılmama mani oluyor.

Ya daha önceki albümlerde bu sesler temizleniyordu ya da Candan Erçetin'in artık nefesi yetmiyor. Galiba sigara da içiyordu, ondan olabilir.

Konu müzikten açılmışken eleştiri kokan satırlarıma başka bir sanatçı ve şarkıyla devam etmek istiyorum.

Demet Sağıroğlu'nun Tuna Kiremitçi'nin filmi için yaptığı söylenen ve söylediği "Adını Sen Koy".

Müzik Melih Kibar'a ait.

Sessiz Veda...

Üzerinde eğreti duran o sözlerle canım müziğe yazık etmişler. Tarihi bir yapıyı dokusuna hiç uymayan malzemeyle boyamaya benziyor.

Sessiz Veda, sözsüz bir veda ve öyle de kalmalı.

Yonca Lodi "Emanet" mükemmel. Adaşım diye taraflı davranıyorum sanmayın ama bu kadın süper şarkılar seçiyor ve mükemmel söylüyor.

Cuma, Ocak 01, 2010

2010 1'in 1'i

Sevginin en saf hali en çok çocukların bünyesinde bence...

Bazen saklı, bazen açık.

Sevmen için; bacaklarına sürtünen, eline daha yakın olmak için omurgasını kıvırıp yükselten, kuyruğunu havaya diken kedi gibi...

Yan yan sokulup çaktırmadan omuzunu göğsüne yaslayan, yanağını yanağına değdiren ürkek bir sevgili gibi sevilmek istediğini hissettirip senin öpmeni sarılmanı bekler.

Neden başka zaman değil de bugün????

Kediler pozitif enerjiyi hisseder, çocuklar gibi...

Senin sevgin kocaman olsa da; negatif duygular, zihindeki karmaşalar engelliyor çocukların saf enerjisiyle buluşmayı.

Yani sen mutluysan, huzurluysan...

Bütün kediler, bütün çocuklar kollarının arasında olmak, senin tarafından sevilmek için bacağına yapışıp -gitme- diyor.