Salı, Şubat 28, 2006

Müjde!! İkizler Dünyaya Geldi

Sık sık bahsettiğim; dört gözle yollarını beklediğimiz ikizler bu sabah dünyaya geldiler. Planlanan tarih 13 Mart olmasına rağmen içeride sıkılmış olsalar gerek ki bekleyemediler. Neyseki biz haftasonu çikolatalarımızı tamamlamıştık ta bizi hazırlıksız yakalayamadılar.




Henüz onları göremedim ama akşamı iple çekiyorum. Şimdilik ablamla birlikte yaptığımız çikolatalar ve sepetin resmini yayınlayabiliyorum. Anneleri izin verdiği ilk fırsatta da onların resmini. Yani Ayşegül ve Özdemir Güngör'ün minikleri Gözde ve Gürkan Özdemir.


Pazartesi, Şubat 27, 2006

Dikkat Testi

Aşağıdaki metindeki bütün " F " harflerini sayar mısınız?



FINISHED FILES ARE THE RE
SULT OF YEARS OF SCIENTI
FIC STUDY COMBINED WITH
THE EXPERIENCE OF YEARS...



Kaç tane saydınız?

Yanıtı ve yorumu için comments bölümüne bakabilirsiniz

Cuma, Şubat 24, 2006

Dağınık Yazı

Bugün cuma. Amaçsızca yazı yazmak için uygun bir gün bence. Az sonra okuyacaklarınızın hiç bir amacı yok, sadece bu saatlerde beynimin içinde ordan oraya zıplayan düşünceler. Aslında bu düşünceleri anlamlı bir konuyla bağdaştırarak yazmak daha şık olabilirdi ama derdim şık olmak değil. Paylaşmak...

Bir kaç gündür süren bahar havası bu sabah gitti. İstanbul'da en çok plazanın bulunduğu Levent boğaza yakınlığı nedeniyle sisli havalarda su taneciklerinden fazlasıyla payını alıyor. Yolda yürürken üst katları görünmeyen; içine girince de bulutlar ülkesine taşınmış hissi veren bu plazalardan birinde çalışıyorum. Bazen duman şeklinde sisin hızla camın önünden geçip gittiğini seyretmek ve uçsuz bucaksız beyazlık garip bir duygu veriyor insana. Sınırsız ama hapsedilmiş.

Sabah bu sis perdesi içinde yürürken sadece farları görünen otomobiller; rüzgarın uğultusu, insanı ürperten soğuk hissi, etrafta uçuşan kağıt parçaları ve her zamankinin aksine sessizlik birazdan başlayacak korku filmine set hazırlıyormuş gibiydi.

Galiba bu sene cemre benim olduğum yere düştü. Dünden beri süren baş ağrıma; dışardaki sisli ve soğuk havaya rağmen ben mutlu ve keyifliyim. (Nazar değmesin) -Geçenlerde artık yazamadığım, kendimden bile kaçtığımı söylediğim yazımdan sonra bir hayli fırça yemiştim.-

Gelelim hafta sonu önerilerine; alışveriş yapmayı pek çok kadının aksine daha az sevsem de Vakko'nun Merter'deki Çadır Günlerini kaçırmamanızı öneririm. Dün başladı ben yarın gitmeyi düşünüyorum, çünkü ne kadar gecikirseniz o kadar az şey bulursunuz. Nedir çadır günlerinin özelliği derseniz tüm Vakko markalarını üçte biri fiyatına bulabiliyorsunuz. Çantadan ayakkabıya, kumaştan elbiseye, çiçekten eşarba kadar her şey.

Daha önce yazmıştım çok yakın bir arkadaşımın ikizlerini bekliyoruz diye. Bir kızımız ve bir oğlumuz Allah kısmet ederse Mart'ın ikinci haftasında aramıza katılacaklar. Biz de onları karşılama hazırlıklarını yapıyoruz. Bebek çikolataları ve sepeti hafta sonu tamamlanacak. Ablamla benim tasarımım olan bebek hazırlıklarımızın resimlerini siteye de koymayı düşünüyorum. Bakalım beğenilecek mi.

Erguvan mevsimi yaklaşıyor. Ben ilk defa ortaokuldayken; 24 Nisan'daki okul gezimizde Rumeli Hisarı'na gittiğimizde görmüştüm ve aşık olmuştum. Hisar'ın etrafı özellikle de arka etrafı adeta pembeye boyanmıştı. Benim gibi belediyeler de erguvanı geç keşfetmiş olsa gerek ki; son bir kaç senedir erguvan şenlikleri yapılmaya, erguvan fideleri dağıtılmaya başlandı. Bu sene Kadıköy Belediyesi de "Her Bahçeye Bir Erguvan" kampanyası başlatmış. Çiçek vermeye hazır yetişkin fideler isteyenlerin bahçelerine dikilecek. Kadıköy'de oturuyorsanız lütfen bu fırsatı kaçırmayın.

Perşembe, Şubat 23, 2006

Dinamik Heykeller

Nerede sergilendikleri yada kimin tarafından yapıldığını bilmiyorum ama görmenizi istedim. Bence heykel böyle olmalı.



Çarşamba, Şubat 22, 2006

İllüstrasyonlar

Çok güzel illüstrasyonlar. Daha fazlası için sahibinin sitesini öneririm.

Hallice



Salı, Şubat 21, 2006

Leb-i Derya (Mekan Öneri)

Leb-i Derya; denizle dudak dudağa demek...


Taksim’den Tünel’e doğru yürürken; İstiklal Caddesi’nin soldan aşağıya inen Kumbaracı Yokuşunda eski bir binanın en üst katından boğazla dudak dudağa keyif yapabilirsiniz.

İlk gidişim; geçen seneydi. Gecikmeli de olsa (hemen hemen bu günlerdi) doğumgünümü çok sevdiğim bir kaç kişiyle burada kutlamıştık.

Asansör yerine merdivenleri kullanarak çıktığımız için manzarayı fazlasıyla hakettiğimizi düşünüyorum. Panoramik bir manzarası olan ve nerdeyse tamamı camla kaplı mekandan Boğaz’ın büyük bir kısmı görülebiliyor. Eminim gündüz manzarası da çok güzeldir.

Sadece masadaki mumlar mekanı aydınlattığından manzaradan başka bir şeyi gözünüz görmüyor desem yeridir. Zaten mekan geçtiğimiz haftalarda Hürriyet gazetesinin en iyi 10 kışlık teras sıralamasında hakettiği yeri aldı.

Son derece ilgili, özenli servis ve yemeklerin lezzeti de bir araya gelince, böyle bir yere gitmemek kendinize yapabileceğiniz en büyük haksızlıktır bence.

Mekanla ilgili çok hoşuma giden diğer bir detaysa; siparişlerimizi alan arkadaşımız (arkadaş diyorum çünkü rahatsız etmeden samimi, soğuk olmadan mesafeli, öneri ve yorumlarını bizimle paylaşan) oturduğumuz yerlere gore listesini hazırlayıp servisi “bu kimindi” tereddütü yaşamadan sundu.

Gitmeden once hatta cam kenarında bir masa istiyorsanız bir kaç gün önceden rezervasyon yaptırmanız şart.

En az benim keyif aldığım kadar keyif almanızı dilerim.

Telefonu: 0212 293 49 89

Pazar, Şubat 19, 2006

Yaşlılık

Bir profesör öğrencilerine yaşlılık üzerine ders verdiği gün;

-Sizden bakmanızı istediğim birisi olacak;

Ancak bu kişi tek başına yemeğini yiyemiyor. Hatta yemek yedirmek istediğinizde ağzını açmayıp, elinizi iterek hem sizin hem de kendi üstünün kirlenmesine neden oluyor.

Yardım almadan yürüyemediği için tuvalete gidemiyor; üstelik tuvalete gitmesi gerektiğinin farkında olmadığı için de sürekli olarak bezlenmesi ve altının temizlenmesi gerekiyor.

İsteklerini anlamlı kelimelerle ifade edemediği için ihtiyaçlarını da siz anlamak zorundasınız.

Sürekli kendisiyle ilgilenilmesini istediği için; ilginiz azaldığında huysuzlaşıp, alınganlaşıyor, zaman zaman ağlama krizleri geçiriyor.

Düzenli olarak ilaçlarının verilmesi ve yemeğinin yedirilmesi gerekiyor.

Elleri eşyaları tam olarak kavrayamadığı için, elinde hiç bir şey tutamadığından sürekli bir şeyleri düşürüyor.

-Kim gönüllü olmak ister? der.

Sınıftan çıt çıkmaz.

Profesör gülümseyerek;

-Sizden bakmanızı istediğim kişi; henüz bir kaç aylık bebeğim, demiş.


"Kime uzun ömür verirsek, onu yaratılış itibariyle tersine çeviririz (gücünü azaltırız). Hâlâ düşünmeyecekler mi?"
Yasin Süresi 68.Ayet

Cuma, Şubat 17, 2006

100. yazı

Güneşi çok özlemişim...

Bugün İstanbul'da çok güzel güneşli bir gün yaşandı. İşyerinde bilgisayar karşısında olmak yerine Boğaz kıyısında amaçsızca denizi seyretmek için neler vermezdim. Ama sadece hayal edebildim...

Beni tanımlarken "güneş enerjisi ile çalışan" demek çok doğru. Zaten blogumdaki dönemsel hareketliliğe bakıldığında da durum açıkça görülüyor.

Bir blogu ziyaret ettiğimde mutlaka onun takip ettikleri yada öneri listesindeki bloglara da göz atarım. Böylece suyun üzerinde sadece küçük bir bölümü görünen taşların birinden diğerine atlayarak kendimi hiç planlamadığım yerlerde buluyorum.

Bugün de blogdan bloga zıplarken kendi öneri listeme ekleyeceğim bir kaç güzel adres buldum.


Stok Reklam

BrandBox

Panoramik Fotoğraflar Şimdiye kadar alışık olduğumuz fotoğraf kavramından çok farklı; ekranınız büyük olduğu takdirde bakmaktan öte yaşayabilirsiniz de.

Çemberlitaş Hamamı Bu adresi blog gezimde bulmadım ama hem site tasarımı olarak hem de resimler açısından oldukça beğendim. İnsanda hamama gitmek için istek uyandırıyor. Bence pazarlama açısından da başarılı bir site.
Bu yazıyı yayınlarken farkettim ki; 19 Temmuz'da başlayan blog maceramdaki 100. yazıyı yazıyormuşum. İnşallah 1000'leri de görürüz.

Çarşamba, Şubat 15, 2006

Abla Mektubu (İyi ki Doğdun Kardeşim)


Kardeşimiz çoğumuzun ikinci yarısıdır...

Büyürken yoldaşımız, yaramazlık yaptığımızda suç ortağımız, oyun oynarken arkadaşımız, sırlarımızın ortağı, küçülen kıyafetlerimizin ikinci adresi -pek çok küçük kardeş bu durumdan şikayetçi olsa da-. Odamızı paylaştığımız ilk kişidir, hastalandığımızda annemizden
sonra ikinci hemşiremiz olur.

Benim kim olduğumu merak ettiyseniz;

Bugün size kardeşimi anlatmak için burda ilk defa yazıyorum.

Çünkü bugün 15 Şubat kardeşimin doğum günü...


Bir kızkardeşimin olması çok güzel bir duygu, biz her açıdan birbirini tamamlayan bir ikiliyiz; elmanın diğer yarısı gibi. Zaman zaman anlaşamadığımız her kardeş gibi aynı fikirde olmadığımız durumlarda olmuştur. Otuz yıla yaklaşan birlikteliğimizde liseye kadar aynı okullarda hemen hemen aynı öğretmenlerden eğitim aldık. Belki de bu yüzden aynı filmleri beğenir, bazen farklılık gösterse de aynı kitapları okumaktan zevk alırız. Tip ve tarz olarak da birbirimize benzediğimiz için hiç tanımayanlar bile kardeş olduğumuzu anlar. Hatta bazen bizi aynı kişi bile zannetikleri olur.

Aramızda 2,5 yaş olmasına rağmen çocukken annemin bizi aynı giydirmesi nedeniyle çoğu kez ikiz sanarlardı. -Hala sananlar var- (O zamanlar kızkardeşim buna çok kızardı). Bugünse o zamandan gelişen giyim zevkimiz ve ölçülerimizin de aynı olması nedeniyle ortak giyim zevkine dönüştü. (Artık ikiz gibi giyinmek eğlencemiz oldu)



Onun fikirleri benim kararlarımı etkiler, yazılı yada görsel onun fikrini almadan içim rahat etmez -bazen kendi bildiğimi okusam da- Bizim çocukluğumuz büyük bir terası olan balkonlu bir evde geçti. O balkon bizim oyunlarımızın merkeziydi. Hele yazın kimi zaman evimiz, kimi zaman sokağımız, kimi zaman tiyatro sahnemiz, kimi zaman da birbirimizi ıslattığımız bahçemizdi.

Abla kardeş ilişkimiz her zaman birbirini tamamlayan, sorumlulukları paylaşan sıcacık bir bağla bugünlere geldi. Bugün kızkardeşimin doğumgünü, ben de duygularımı onun ekranından
paylaşmak istedim.



"İyi ki doğdun, bu yıl bütün istediklerinin gerçekleştiği bir yıl olsun. Her zaman ablasının kardeşi olsun"

Yeşim

Pazartesi, Şubat 13, 2006

Sevgilim...

Yağız'a "sevgilin var mı" diye sorduğumda "var" yanıtını alınca şaşırdım. Kim olduğunun cevabı ise oldukça anlamlıydı.

"Ahmet Topçu" yani babası.

Sevgilim demek için gerçekten sevmek yeterli aslında. Anne, baba, çocuk, eş...



Fotoğrafta da Yağız ve diğer sevgilisi "annesi"

Masumca hiç bir karşılık beklemeden sevdiğimiz; aslında sevgilimiz.

Geri kalan sadece tüketim artırıcı, gereksiz yere insanları birbirine küstüren, sevdirmekten çok yarışa sokan, yalnızları mutsuzluğa iten, bazen içten gelmeyen adet yerini bulsun diye yapılan zorlama bana göre.

Pazar, Şubat 12, 2006

Hayatımız Dizi



Yerli diziler hayatımıza girmeden önce nasıl bir yaşantımız vardı; hatırlayan var mı? Sadece bir iki diziyi zaman zaman takip edip bu çılgınlığa hiç bir zaman kendimi kaptırmadım ama müze haline dönüşen dizi seti olarak kullanılan evler, binlerce belki de yüzbinlerce üyesi olan dizilere ait yorum siteleri. Ve burada yaşanan alevli tartışmalar, kurulan hayaller; dizi kahramanlarına gerçekten varmışcasına yazılanlar ciddi ciddi kendini kaptıranlar olduğunu gösteriyor.

Nasıl bir ruh dünyasıdır ki; koskacaman insanlar böyle büyük bir oyunla kendilerini oyalıyorlar. Çocukken oynadığımız evcilik, doktorculuk yada öğretmencilikten ne farkı var ki...

Belki de hiç kimse büyümek istemediğinden olsa gerek; çocukluk oyunları yerine büyüklerin oyunlarını içlerinde yaşayarak mutlu oluyorlar.

Türkiye'de dizi fanatizmi sanırım Asmalı Konak'la başladı. Ve her Kapadokya paket turunun kaçınılmaz ziyaret noktası. Rehberimizin anlattığına göre bir dönemler sokakta insanlar kuyruk halinde içeri girebilmeyi beklerken duvarlara ellerini sürüyorlarmış. Bir nevi kutsal mekanlar.

Kapadokya seyahatimiz sırasında şimdilerde restoran ve müze olarak hizmet veren konakta öğle yemeğimizi yediğimiz için, etrafı rahatça gezme imkanı bulduk. Benim için dizinin geçtiği yer olmaktan öte yöre mimarisinin yaşam alanı olarak kullanılmasını inceleme fırsatı oldu.


Ve belki de bu nedenle bir daha Kapadokya'ya gittiğimde kaya evlerdeki butik otellerin birinde konaklamak için dayanılmaz bir istek duyuyorum.

Çarşamba, Şubat 08, 2006

Bugün Okuduklarım

Bu mikroplar çok şirin

Kıyamet Sayacı

2006 Şubat yorumları

Yalnızlar için sevgililer günü

Hiç ihtiyaç olmasa keşke ama hastalıklar hakkında detaylı bilgi edinilebilecek Mayo Clinic'in Türkçe internet sitesi. Keşfettiklerim bölümü altında bundan sonra yerini alacak.

Herşeyin Başı Sağlık

Salı, Şubat 07, 2006

Kar-mızı Başlıklı Kız

Karda İstanbul


Karlı İstanbul günlerinde en çok yapmak istediğim şeylerden biri sıcak evde camın önünde oturup yağan karı seyretmek diğeri de bembeyaz örtülere sarılmış her zaman ki koşturmanın aksine sakin İstanbul'un güzelliklerini yaşamak.




Aynı şey olmasa da ekranın başından karlı İstanbul'un keyfini çıkarmanız için şiddetle tavsiye ediyorum.

İstanbul Fotoğrafları

Pazar, Şubat 05, 2006

Keyifli Lezzetler Biraz da Sihir

Günlük hayatımızda farkında olmadan yaşadığımız, yuttuğumuz pek çok mucizeyle karşı karşıyayız aslında.

İlk hali sert ve tatsız, belki de anlamsız; eğer bir tavuk değilseniz...

Biraz sıcak...

Pamuk gibi yumuşacık ve lezzetli...

Küçük bir mısır tanesinin biraz ısının yardımıyla muhteşem dönüşümü.

İnternette dolaşan metinlerin birinde; havuç, yumurta ve kahvenin sıcak suya atılması sonucu ortaya çıkan farklı sonuçlar insan kişilikleriyle özdeşleştiriliyordu. Havuç çok sertken sıcak suda gereğinden yumuşak; yumurta çok kırılganken gereğinden sert. Kahve ise sertken sıcak suyla keyif veren bir kıvama ulaşıyordu. Sonuçta her zaman keyifle içilebilecek lezzetli bir kahve olmak öğütleniyordu.

Sert mısır tanelerini biraz ateşle keyif verici beyaz pamuklara dönüştürmek elinizde. Hayatınızı da...

Bu kadar bahsetmişken evde sevdiklerinizle film seyrederken yemek için pratik bir tarif.

"Derin ve yayvan bir tencerede (vok tava yada teflon tencereyi öneririm) biraz mısır, biraz yağ ve tuzla orta ateşte arada bir tencereyi sallayarak (sürekli değil) patlamış mısırlarınız hazır"

Küçük bir öneri daha; tencerenin kapağının cam olması patlayan mısırları seyretmenin keyfine varmanızı sağlıyor.

Afiyet olsun!

Cumartesi, Şubat 04, 2006

Yıldızlar

Yıldızlara ne kadar inanırsınız?

Astroloji her zaman ilgimi çekmiştir, yıldızlarsa asla vazgeçemediğim. En çok da şehir dışına çıktığımda, şehir ışıklarından uzakta doğanın kendi karanlığında hele bir de yüksek tepelerde milyonlarca yıldızı seyretmek pahasına boynumu çok ağrıttığımı bilirim.

Bugünlerde yeniay'la gözgöze geliyoruz her akşam; hele ilk bir kaç akşam zarafetinden gözlerimi alamadım. Dolunaysa bambaşka bir heyecan... Yaz akşamları,evlerin çatıları arasından yükselirken, boğaz sırtlarında, boğaz köprüsüyle, haliç çıkışındaki haliyle yarattığı her hali güzel. Yaz sonunda okuduğum bir yazıda Unkapanı'ndaki Zeyrekhane'de muhteşem bir dolunay seyredilebileceğini okumuştum. İnşallah bu yaz birinde bulunacağım.

Bir de yıldızların astrolojik değeri var tabiki...

Bazen ilginç tesadüflerle tahminler tutsa da çok fazla inanmam ama bazı gezegen konumları var ki onlar geri giderken hayatımızda da bir şeyler ters gidebiliyor.

Mesela Merkür... İletişim ve teknolojiyi temsil eder. O geri giderken; aradığınızı bulamazsınız, konuştuğunuz sizi yanlış anlar, programlar ertelenir, elektronik aletler bozulur. Garip ama Merkür geri gidişlerinden birinde bilgisayarım çöktü, bir kaç farklı müdahaleye rağmen hayata dönemedi; ta ki merkür düzelene kadar :)
Ve bir tartışmanın en can acıtıcı yerinde birinin söylediği "ben böyle olacağını biliyordum zaten" ... "çünkü merkür geri gidiyor" cümlesi -ciddi bir açıklama beklediğiniz ciddi bir tartışmanın ortasında- gülmek,kızmak,gülmekle ağlamak arasında kaldığınız komik bir an oluveriyor.

Cuma gününe kadar da Venüs geri gidiyordu. Yani aşk, ilişki, güzellik gezegeni. Merkür geri gittiğinde olanları göz önüne alırsak neler olmuş olabileceğini tahmin edin. Eh artık düzeldiğine göre sevgililer gününe herkes mutlu ve sevdiğiyle girecek. (Dilerim)

Cuma, Şubat 03, 2006

Hissetmiyorum


Bir süredir hiç bir şey yazamamamın nedenini sorgularken; kokuyla ilgili yazım geldi aklıma. "Senin kokunu sevmeli seven"

Hissettiğim için yazmıştım... Ve şimdilerde hiç bir şey hissetmiyorum. Ruhumu besleyen müzik bile uzak... coşkuyla aldığım cd ler bile öylece yerinde duruyor.

Değil başka bloglar; kendi bloğuma bile günlerce -kendime bile çaktırmadan- bakmaktan kaçtığım.

Bana bunu yapanın ne olduğunu bilmiyorum. Aslında böyle olması için hiç bir nedenimin olmaması; benim kendi içimde gizli -benim bile bilmediğim- bir yerlerin birşeylerin olduğunu gösteriyor.

Bu durumu yenmek için yazmaya karar verdim; ne bulursam aklıma ne gelirse. Bazen saçmalamak pahasına da olsa... Yazmadıkça yazılarımın daha çok içine kapanacağından korkuyorum. İşte bu yüzden her güne bir yazı kampanyası başlatıyorum; yazılarımın kurtuluşu adına...